Sermaye ile gericiliğin kuşatmasındaki kent: İzmir (2)

21/07/2016 Perşembe
Sermaye ile gericiliğin kuşatmasındaki kent: İzmir (2)

“Devamı haftaya” yazılar yazmak, Türkiye’de yaşayan gazetecinin harcı değil.

“Sermaye ile gericiliğin kuşatmasındaki kent: İzmir” dedik geçen hafta, yanına da parantez açıp (1) rakamını koyduk, “Devamı gelecek” anlamında… Kültürpark talanından, AKP-CHP-Sermaye konsorsiyumunun kenti nasıl yağmaya açtığından söz ettik; işin gericilik boyutunu da bu haftaya bıraktık. Ama ne mümkün! Cumayı cumartesiye bağlayan gece hepimizin bildiği olaylar, darbe girişimi vesaire…

Yok yok… Geçen hafta kaldığımız yerden devam edeceğiz elbette. Türkiye’nin ve İzmir’in, sermaye saldırısı ile gerici vesayet arasında sıkışmasını, yaşanan darbe girişiminden bağımsız tutabilir miyiz? Asla…

Darbeci katillerin vahşeti ile darbeye karşı sokağa dökülen IŞİD kafalıların vahşetini birbirinden ayırmak olanaklı mı? Asla…

Bu iki kesim, yani AKP tarikatı ile Fethullah tarikatı bu memleketi de, İzmir’i de 12 yıl boyunca el ele, beraberce yağmaladılar… Şimdi göze göz, dişe diş mücadele etmeleri ikisini de aklamaz. Her iki kesim de hesap verecek.

İzmir’in sermayeye açılmasında, gericiliğe teslim edilmesinde AKP tarikatının suçu, Fethullah tarikatının suçundan daha mı azdır? Asla… Al birini vur ötekine…

İşte tam da bu nedenle… Ülkenin genelinde yaşanan toz duman, kargaşa, kaos; İzmir’in sermaye ile gericilik arasına sıkıştırılmasıyla doğrudan ilgili.

***

CHP’li Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, en yakın arkadaşı, dostu, “gönlündeki isim” olan Binali Yıldırım’la aynı kulvarda, beraberce yürüyorlar: Çünkü zaten yıllardır, “Beraber yürüdük biz bu yollarda” şarkısı çığırıyorlar.

Aynı Kocaoğlu, çok eski değil, 2013’ün başlarında İzmir’deki en ünlü cemaat kolejini ziyaret ediyor. Kamuoyunda “cemaatin koleji” olarak bilinen ve zaten öyle de olan bir özel okula gidiyor, övgüler yağdırıyor. Kolej yönetimindeki “abi”lerle karşılıklı komplimanlarda bulunuluyor. Kolej yöneticileriyle hatıra fotoğrafları çektiriyor. Bu fotoğraflar gazetelere servis ediliyor.

Bazı gazeteler bu ziyareti göklere çıkarıyor, bazı gazetelerse “Başkan’dan cemaat açılımı” diye veriyor.

Sonra… Adına “barış süreci” ya da “çözüm süreci” denilen AKP projesine destek vermek için 190 kişiyi toplayıp Diyarbakır seferine çıkıyor.

Osman Baydemir’in konuğu oluyor. Çiçekler, kırmızı halılar, sahneler, mikrofonlar, flaşlar, kameralar… “Dicle kenarı” edebiyatı… “Yüreğime inanarak geldim” nutku…

Ardından… “Cemaat” tarafından düzenlendiğini herkesin bildiği Türkçe Olimpiyatları Kültür Şöleni başlıyor.

Bir bakıyoruz: Kültürpark’ın kapıları sonuna kadar açılıyor. Belediye şirketi İZFAŞ seferber. Şölenin koordinatörü bile “Kültür Şöleni'nin İzmir'de gerçekleşmesinde katkıları bulunan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ve İZFAŞ yetkilerine” teşekkürü bir borç biliyor.

Kocaoğlu Diyarbakır dönüşü Kültür Şöleni’ne uğruyor ve “Tek kelimeyle harika” demecini patlatıyor.

***

Kocaoğlu cephesinde bunlar olup biterken…

İzmir’de gericileştirme operasyonu tam gaz devam ediyor…

Şimdi gündemde Ege Üniversitesi var. Yarım asrı geçen tarihiyle İzmir’le özdeşleşen Ege Üniversitesi…

Ege Üniversitesi’nin yerleşkesi bir yandan sermayeye açılırken, diğer yandan gericiliğe teslim ediliyor: Akademi, patronların kuşatması ve gericiliğin saldırısı altında.

Ege yerleşkesi içindeki araziler yıllar önce dev AVM’lere nasıl peşkeş çekildiyse, şimdilerde özel okul zincirlerine teslim ediliyor; diğer yandan da Diyanet’e açılıyor. İzmir Müftü Yardımcısı Muharrem Gül, 6 ay kadar önce Ege Üniversitesi yerleşkesine büyük bir cami inşa edeceklerini duyuruyor. Projelerin hazır olduğunu, ilk kazmanın Ege Üniversitesi’ne vurulacağını “müjdeliyor.”

Hazırlıklar sürüyor. Ege Üniversitesi yerleşkesi içindeki 4 bin 400 metrekarelik alana dev bir cami inşa edilecek!

Aynı Müftü Yardımcısı hızını alamıyor, devam ediyor… “Ege’den sonra sırayla Kâtip çelebi, Dokuz Eylül ve Yüksek Teknoloji Entitüsü’ne de birer cami yapacağız” diyor.

“Laik İzmir”, “Gâvur İzmir”, “İlerici İzmir”de bir kişi bile, “Akademinin içinde caminin ne işi var, üniversiteyle ibadethane ne alaka” sorusunu sormuyor! Siz hiç bu soruyu soran ya da yerleşke içinde camiyi garipseyen bir CHP’li gördünüz mü çevrenizde?

***

1 Temmuz Cuma akşamı İzmir’in tarihi Konak Meydanı’nda “Kadir Gecesi” bahane edilerek ilk kez toplu namaz eylemi yapıldı. “Eylem” sözcüğünü bilerek kullanıyorum: Çünkü valilik, belediye, emniyet müdürlüğü, milli eğitim müdürlüğü, başbakanlık ofisi gibi kamusal kurumlarla çevrili kamusal bir meydanda toplu halde namaz kılmak; bir ibadet değil, düpedüz bir meydan okumadır. Laiklik ilkesine, cumhuriyet kavramına, ilerici değerlere karşı küstah bir meydan okuma!

Etkinliğin davetiyesi geçti elimize… Üç kurumun logosu vardı: Valilik, Büyükşehir, Müftülük… İzmir’in tarihi meydanında, en büyük kamusal alanında toplu namaz eylemine ev sahipliği yapmak da CHP’li Aziz Kocaoğlu’na nasip oldu!

İzmir’in önünde bir çıkış var elbette: Yağmanın, talanın, gericiliğin seyircisi olmamak… Olmamak için örgütlenmek… Örgütlü bir halkı hiçbir kuvvetin yenemeyeceği gerçeğine varmak.

Para babalarına da, madrabazlara da boyun eğmemek.

 

[email protected]

twitter.com/_ahmetcinar_