Felaketin Eşiğindeki Manisa… AHMET ÇINAR

13/11/2008 Perşembe
Felaketin Eşiğindeki Manisa… AHMET ÇINAR

KENTİN SESİ -MANİSA yazıları

Amacım felaket tellallığı yapmak değil.

Karamsarlık üretmek hiç değil.

Tek bir amacım var: Gerçeğe ulaşmak. Gerçeği saptamak. Gerçekle yüzleşmek.

Bu yazıları da "gerçeğe varabilmek" için yazıyorum.

Kalemimi sadece bir "yazma aracı" olarak değil, aynı zamanda bir "düşünme aracı" olarak da kullanmak istediğim için yazıyorum.

Yaşadığımız kentin sorunlarını, açmazlarını birlikte düşünelim diye yazıyorum.

"Neden böyle oldu" sorusuna yanıtlar bulabilelim diye yazıyorum.

***

Yazının başlığında üç sözcük var: Felaket, eşik ve Manisa...

Manisa: Yaşadığımız kent.

Kaldırımlarında yürüyüp havasını soluduğumuz.

İnsanlarıyla selamlaşıp parklarında dolaştığımız.

Dükkanlarından alışveriş yapıp, kuyruklarında beklediğimiz.

Lokantalarında yemek yiyip, yaşamımızı sürdürdüğümüz kent.

Eşik: Başlangıç yeri, başlangıç noktası.

Felaket: Büyük zarar, üzüntü ve sıkıntılara yol açan olay veya durum, yıkım, bela.

Üç sözcüğün anlamları bunlar.

Peki, gerçekten de Manisamız, bir yıkımın, bir belanın, bir sıkıntının başlangıcında mı?

Ekonomik, sosyal, kültürel bir karabasanın içine mi yol alıyor Manisa?

Niyetim, yazıyı istatistiklere, rakamlara filan boğmak değil.

Yaşadığım / yaşadığımız, gözlemlediğim / gözlemlediğimiz gerçekleri alt alta sıralasak, gerçeğe ulaşabiliriz.

***

Manisa bir kimlik bunalımını yaşamakta.

Manisa işçi kenti mi?

Ticaret kenti mi?

Tarım kenti mi?

Öğrenci kenti mi?

Emekli kenti mi?

Kültür-sanat kenti mi?

Buna yanıt verebilen var mı?

***

Daha düne kadar "Bilmem şu kadar işçinin karnına ekmek koyuyoruz" diye dayılanıp babalanan patronlar, hızla işçi çıkarıp şalter indiriyorlar.

Çıkışı eline verilen "asgari ücretli" işçiler de, yeşil çuhalı apartman altı kahvehanelerini mesken tutmak zorunda bırakılıyorlar.

Manisa'nın sokakları "işsiz" kaynıyor.

Her gün kaç tane iş başvurusu için hazırlanmış CV'yle karşılaşıyorum sizce?

Hem de öyle ilköğretim okulu mezunu, niteliksiz elemanların CV'si filan değil. Eğitimli, en az birkaç sertifika sahibi, kalifiye elemanların CV'leri.

"Aman lütfen bir iş, ne iş olursa yaparız" diyenlerin CV'leri.

Rakam söylemesem daha iyi olacak!

MANİSA "İŞÇİ KENTİ" FİLAN DEĞİL ARTIK... İŞSİZ KENTİ...

***

Bereketli Gediz ovasında durum farklı mı?

Sistematik olarak önce tütünü bitiren IMF güdümlü hükümetler, hiç gecikmeden pamuğu bitirdiler. Şimdilerde üzümün ve mısırın köküne kibrit suyu döküyorlar.

Geçimini tarımdan sağlayan Manisalı üretici, kaç zamandır kent merkezine gelemiyor, haberiniz var mı?

Kaç zamandır mağazalardan alışveriş yapamıyor?

Kaç zamandır çoluğunu çocuğunu elinden tutup içlerinden gezip eğlenemiyor?

Kaç zamandır?

Çok zamandır, çok!

MANİSA "TARIM KENTİ" FİLAN DA DEĞİL ARTIK... TOPRAKSIZLARIN KENTİ...

***

Kentin çarşılarını, pazarlarını, dükkanlarını, mağazalarını gezin de görün.

Kepenk indirenleri mi önce anlatayım, yoksa tek bir alışveriş yapmadan günü bitirenleri mi?

Hangisini önce dinlemek istersiniz?

Personelini küçülten, masraflarını küçülten, ekmeğini küçülten küçük ve orta esnafın, yaşamını nasıl sürdürdüğünü, uzun uzun anlatmaya bilmem gerek var mı?

MANİSA "TİCARET KENTİ" FİLAN DEĞİL ARTIK... SİNEK AVLAYANLARIN KENTİ...

***

Bu kentin üniversitesinde kaç bin kayıtlı öğrenci olduğunu bilir misiniz?

25 bine yakın öğrencisi var Celal Bayar'ın.

Ege'nin üçüncü büyük üniversitesidir.

Siz hiç Manisa'nın bir üniversite, bir bilim, bir akademi kenti olduğunu hissedebiliyor musunuz? Görebiliyor musunuz?

Bu kentin caddelerinde, sokaklarında, çarşılarında, kültür merkezlerinde, kütüphanelerinde, spor salonlarında 25 bin öğrencinin varlığını hissedebiliyor musunuz?

Manisa'da dört yıl okuyup da kent merkezine girmemiş / girememiş öğrenciler tanıyorum o 25 binin arasında.

CBÜ, bu kente bu kent CBÜ'ye ne katıyor / ne kattı bugüne kadar?

Hiç olmazsa bunun muhasebesini yapın artık.

MANİSA "ÖĞRENCİ KENTİ" FİLAN DEĞİL ARTIK... YAŞLI VE YORGUN BİR KENT...

***

Manisa'nın bir tarih ve doğa kenti olduğu yalanına inanmayı ne zaman bırakacaksınız peki?

Çok değil, bundan 20 yıl önce Ulucami'den kente kuşbakışı baktığınızda iki şey görürdünüz: Tarih ve doğa.

Şimdi bakıldığında yine iki şey görürsünüz: Beton ve sıkıntı... Sis ve pus... Çirkinlik ve görgüsüzlük...

Kent merkezinde neredeyse 1950-1960 tarihli bina kalmadı.

Eski kent korunmadı. Korunamadı.

Tarihsel ve doğal dokunun üstünden vampirler geçti.

Kent ranta teslim edildi.

Eski kenti sömürüp semiren, sonradan görme bir güruh yaratıldı.

MANİSA "TARİH VE DOĞA" KENTİ FİLAN DEĞİL ARTIK... RANT VE YOLSUZLUK KENTİ...

***

İşte böyle.

Ne yazık ki gerçek bu...

Hâlâ "Yeşil Manisa", "Güzel Manisa", "Büyük Manisa" yalanını utanmadan, arsızca söyleyenler ve onların yardakçıları, şakşakçıları bir kâbus gibi çöktükleri kentin üstünden kalkmamaya kararlılar.

Kendilerini "Manisa'nın sahibi" zanneden para babaları, hayasızca, saldırganca kent ortasında eşkıyalık yapabilmekteler.

Kentin kurum ve kuruluşlarının üzerinde kurdukları ablukayla, bu kenti santim santim, milim milim sömürmekteler.

İşin en kötü yanı da, Manisalılar bu "rant-yolsuzluk-sömürü" üçgenine çılgınlar gibi alkış tutmaktalar.

Bu ablukayı dağıtacak bir irade lâzım.

Bu pis düzenin çarkına sokulacak bir çomak lâzım.

Lâzım, lâzım, lâzım...

Ama nerede?

İşte o irade sizlerin ellerinde...

Bu kentin onurlu, namuslu, dürüst, içten, aydınlık işçilerinin, çalışanlarının, üretenlerinin, köylülerinin, öğrencilerinin, memurlarının, öğrencilerinin ellerinde.

Bu kentin yurtseverlerinin elinde.

***

Tavuk Hastalıkları Araştırma ve Aşı Üretim Merkezi'nin kapısına kilit vuranlardan medet ummayın.

Memleketin Köy Hizmetleri gibi sosyal kurumlarını kapatanlardan medet ummayın.

Stratejik kamusal kurumları satıp savanlardan medet ummayın.

Tarım alanlarına, Manisa ovasının köylerine çöplük kurmaya çalışanlardan medet ummayın.

Kentin onlarca yıl önce elde ettiği Sümerbank gibi kamusal kazanımları "hap yapıp para kapmak için" ham hum şarolop yapanlardan medet ummayın.

Kent denildiğinde aklına "rant" gelenlerden medet ummayın.

Kentleri beton mezarlığına dönüştüren "müteahhit zihniyetinden" medet ummayın.

"RANT-YOLSUZLUK-SÖMÜRÜ" çarkını "TİCARET-TARİKAT-SİYASET" sosuna bulandırıp, size yutturmaya çalışanlardan medet ummayın.

O pis düzenin çarkına sokulacak "çomak" sizdedir, sizlerin ellerindedir.

Buyurun sokun!