Haklar ve özgürlükler söylemi üzerinden bütün dünyanın kafasını ütüleyen sömürgeci Fransa devleti iş Kanakelerin özgürlüğüne gelince 19. yüzyıl modeli her türlü zorbalığa başvurmaktan kaçınmaz.

Sömürgecilik zor zenaat!

Bu haftaki yazı  “bize ne el alemin derdinden!” demeyenler, başını yarın dönüm bostanından ya da plazadaki enayi masasından kaldırıp “Büyük insanlığın” peşinde mücadele verenler için yazılma iddiasını taşıyor. Yeni Kaledonya’da neler olduğunu çeşitli boyutlarıyla anlatmaya çalışacağım. Her zamankinden uzun olacak. Coğrafya ve tarihten başlayalım.

Türkiye’ye yaklaşık 15 bin kilometre uzakta, Avustralya’nın 1500 kilometre doğusunda, Yeni Zelanda’nın 2000 kilometre kuzeyinde bulunan bir adadan söz ediyoruz. Daha belirgin şekilde tanımlamak gerekirse 1 büyük, birkaç da küçük adadan oluşan bir takımada da diyebiliriz. Toplam yüzölçümü, yakınlardan örnek verecek olursak Kıbrıs adasının iki katına denk geliyor.

Bizim bildiğimiz ismi elbette Avrupalı sömürgecilerin bir adlandırması. İskoçya’nın dağlık kuzey yörelerine (Highlands) benziyor diye oranın tarihsel ismi olan Kaledonya’yı uygun görmüş başına bir de “yeni” eklemişler. Adanın yerli  halkı,  “Kanaky” diyor. Batılıların deyimiyle Kanaklar ya da orijinal isimleriyle “Kanake”lerin ülkesi anlamında. Kanakeler Polinezya-Melanezya grubuna ait bir halk. Bilim insanlarının tahminlerine göre en az 3500 yıldır orada yaşıyorlar.

Sömürgecilerin Avustralya ve Yeni Zelanda’yı “keşfi” ve sömürgeleştirmesiyle birlikte bölgede üçüncü büyük toprak olan Kanaky de emperyalizmin hedefi haline geliyor. Becerikli emperyalist Britanya İmparatorluğu ilk ikisine el koyunca, Fransa’ya da bir anlamda teselli ikramiyesi olarak bırakılıyor. Yıl 1853. Fransa’nın III. Napolyon hakimiyetinde “empire” yani imparatorluk olarak adlandırıldığı, emperyalizm liginde şampiyonluk mücadelesi verdiği dönemdeyiz.

Başta değerli bir kereste sayılan sandal ağacı ticaretine odaklanılan adada zengin nikel ve demir cevheri kaynakları da bulununca Kanaky’nin sömürgeleştirmesinin ekonomi politik bağlamında önemi artmış. Yerli halk nikel madenlerinde karın tokluğuna çalışmaya pek de gönüllü olmadığı için, birçok başka sömürgede olduğu gibi, buraya da mücavir adalardan çoğu da çocuk olmak üzere köle işgücü taşınmış. Bu işgücüne 17 bin kilometre uzaktan getirilen Fransız mahkumlar da dahil edilmiş zaman içinde. Sömürgeci yerleşimi bugün başkent Noumea’nın bulunduğu güneyde yoğunlaşmış. Kanakeler “Avrupa medeniyetinden uzağa”, Kuzey’e çekilmişler. ABD yerlileri misali, sömürgeci yönetimin kendilerine uygun gördüğü “rezervlerde” yaşamaya başlamışlar.

Adanın tarihinde sömürgecilik karşıtı birçok ayaklanma var. Hepsi şiddet kullanılarak bastırılmış. II. Dünya Savaşı’nı izleyen “dekolonizasyon” dönemi her nedense Kanaky’yi es geçmiş. Fransa Pasifik bölgesindeki jeopolitik konumu ve yeraltı zenginliği sebebiyle buradan vazgeçmemiş. Ada yerlilerinin toplam nüfus içinde mutlak çoğunluğu kaybetmeleri ise nikelin uluslararası piyasalarda tavan yaptığı 1969-72 yıllarına rastlıyor ne hikmetse. Kanakeler bugün hâlâ toplam nüfusun yaklaşık yüzde 40’ını oluşturuyorlar.

Sömürge karşıtı mücadelenin belirli bir ideolojik bilinç katkısıyla yoğunlaştığı dönem ise 1976-88 arası. Geçmişten farklı olarak bu kez hem ideoloji hem de örgüt var karşımızda: Kanak Sosyalist Ulusal Kurtuluş Cephesi (FLNKS). Örgüt şiddeti ve silahlı mücadeleyi de kapsayan siyasal bir mücadele sonunda Fransa’da o dönem iktidar olan Sosyalist Parti’den birtakım tavizler elde etmiş. Bunların en önemlisi yerlilere egemenlik hakkı, Avrupa kökenli yerleşimcilere yani sömürgecilere ise hukuki güvence sağlayan bir plan. Birkaç sebeple yürümemiş. Adanın kaymağını yiyen Avrupalı burjuvazi Fransız devleti içindeki gücünü de kullanarak şiddet olaylarını körüklemiş. Sonuç OHAL ilanı, Kanakelerin kazanımların Fransız sağcı hükümetleri tarafından aşındırılması ve zamanla ortadan kaldırılması olmuş. Sosyalist Parti iktidarı tarafından Kanakelere bırakılan araziler geri alınıp yeniden Avrupa kökenli nüfusun kontrolüne verilmiş. Yerli halka şiddete başvurmaktan başka çare bırakılmamış. Şiddetin zirve noktası ise 1987 yılının sonunda meydana gelen, 6 Fransız jandarması ve 22 Kanake Özgürlük Savaşçısının öldüğü çatışma.

Siyasi tarihten sıkılanlar için bir ara verip, Kanakelere dair bir anekdot aktaralım. Futbol meraklılarının anımsayacağı bir isim: Christian Karembeu. Fransa Milli Takımının 1998 yılında Dünya Kupasını, 2000 yılında Avrupa Futbol Şampiyonası’nı kazanan kadrosundan. Şimdi  Olimpiyakos takımının teknik kadrosunda yer alıyor. Karembeu bir Kanake. Milli takım kariyeri sırasında Fransa Ulusal Marşı’nı söylemediği için eleştirilmiş. Karembeu eleştiriler karşısında sabrı tükenince tarihten bir hatırlatmayla yanıt vermiş. Büyük dedesi 1931 yılında Paris’te düzenlenen Paris Sömürgecilik Sergisi’ne getirilen 100 Kanake yerlisinden biriymiş. Diğerleri gibi bir kafese konmuş, “yamyam” etiketiyle “medeni Avrupalılar”a sergilenmiş. Hikâye burada bitmiyor. Siyasi tavır bakımından öne çıkan takım arkadaşı Lilian Thuram’ın aktardığına bakılırsa, Dede Karembeu sergiden sonra diğer yerlilerle birlikte bir miktar “timsah’ karşılığında Almanya’ya gönderilmiş. Fransa ve Almanya “egzotik” ürün değişimi yapmışlar bir anlamda.

Bu acı parantezle birlikte tarihsel geçmiş bahsini de kapatıp bugüne geliyorum. Öncelikle bir konunun altını çizelim. Yeni Kaledonya gerçek anlamda bir sömürge. Fransa Anayasası’na göre hangi ismi taşıdığının, statüsünün uluslararası hukuka göre ne olduğunun hiçbir önemi yok. Yerli halkı zulüm görmüş, öldürülmüş, demografik olarak baskılanmış ve azınlık haline getirilmiş. Yerleşimci Avrupalı nüfus ve sömürgeci devlet ekonomiyi kontrol ediyor. Ondan sonra da Kanakelere “seçim” hakkı veriliyor. Tercih anlamında değil, bildiğiniz ve sıkça yaşadığınız o sandıklı soytarılık. “Üç kez Referandum yaptık, kaybettiniz” deniyor. Taşıma nüfus, hile hurda önemli değil. Yaptık, kaybettiniz!

İşte geçen hafta yaşanan gösteri ve şiddet olaylarının ardında bu sömürgeci anlayış yatıyor. Kapitalist model sıkıştıkça doğası gereği faşizme doğru koşan Fransa Devleti’nin anakaradan gelip adaya yerleşmeleri için bin bir teşvik verdiği sömürgecilerin adanın kaderinde söz sahibi olma hakkını genişletmesine karşı çıkan Kanakeler direnmeye çalışıyorlar. Bu direnişin karşısında sadece Fransa Devleti yok. O sömürgeci siyasi iktidar tarafından silahlanmalarının önü bilinçli olarak açılmış Avrupa kökenli milis güçleri de var. Sorarsan “mallarını” koruyorlar. Hangi mallarını? Yoksul Kanake halkından yağmaladıklarını.

Bu arada Fransa’da Kanaky’deki gelişmeler, büyük ölçüde aşırı sağcı patronların denetimindeki Fransız medyası tarafından aktarılıyor. Bizdeki sersemlerin süt kardeşi olabilecek sözde “uzmanlar” sömürgeciliğin övgüsünü yapmakla meşguller. Utanmayı bilenler için utanılması gereken ama önce Ukrayna-Rusya savaşı, sonra Filistin’deki sömürgeci soykırımla birlikte alışıldık gelen manzara. “Yeni Kaledonya, Fransa’dır” diyorlar. Bundan 70 yıl kadar önce Cezayir için kurulan cümlenin aynısı.

Yazıda bilinçli olarak Kanaky dediğim Yeni Kaledonya’da yaşanan sömürgeci çirkinliğin bir jeopolitik bir de iç siyasi boyutu var. Jeopolitik boyut içerisine yeraltı zenginliğini, yani nikel rezervlerini koyabilirsiniz elbette ama mesele bundan ibaret değil. Sıkılabilirsiniz ama biraz geriye gidelim. Bundan üç yıl kadar önce Pasifik bölgesinin Fransa bakımından taşıdığı öneme ABD, İngiltere ve Avustralya tarafından oluşturulan AUKUS ittifakı bağlamında değinmiştim. Meraklısının yeniden okumasını tavsiye ederim. Fransa kendisini bir “dünya devleti” olarak görür. Nükleer silaha, büyük bir ekonomiye, teknolojik üretim konusunda yüksek bir seviyeye, dünyanın en büyük donanmalarından birine sahip olduğu yadsınamaz. Bunlara ilaveten “büyüklük” iddiasının somut dayanaklarından biri de coğrafi yayılımdır. Belleğim beni yanıltmıyorsa dünyada en geniş karasularına, kıta sahanlığına ve münhasır ekonomik bölgesine (EEZ) sahip birkaç ülke arasındadır. İşte bu iddianın en önemli maddi dayanaklarından biri ana ülkeden 17 bin kilometre uzakta, Pasifik’te sahip olunan Kanaky’dir. Kanaky’nin kaybı Fransa bakımından jeopolitik anlamda ciddi bir cüceleşme anlamına gelecektir. İşte bu yüzden haklar ve özgürlükler söylemi üzerinden bütün dünyanın kafasını ütüleyen (monşerliğin zorladığı sözcük seçimi), genç Devlet Başkanı, eşcinsel Başbakan seçmekle övünen sömürgeci Fransa devleti iş Kanakelerin özgürlüğüne gelince 19. yüzyıl modeli her türlü zorbalığa başvurmaktan kaçınmaz. Açık söyleyelim komünist reflekslerle hareket eden, anti-kolonyalist güçlü bir devletin bulunmadığı uluslararası konjonktürde Kanakelerin Fransa’yı sömürgecileriyle birlikte topraklarından kovarak edip bağımsızlık kazanma şansları yok. 

İç siyasi planda ise başka bir oyun dönüyor. Fransa’nın deniz aşırı topraklarının farklı statüleri bulunur. Kimi vilayet, kimi toprak veya bölge olarak tanımlanır. Bunların tamamının idaresi İçişleri Bakanlığı’na bağlı bir Devlet Sekreterliği tarafından koordine edilir. Bu “iç meselemiz” diyebilmek bakımından önemli bir araçtır. Hal böyleyken Başkan Macron’un Kanaky’deki olaylar konusunda Başbakan Attal’ı görevlendirmesinin bir anlamı var. İçişleri Bakanı Darmanin ve Başbakan Attal, önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde iktidar blokunun çıkartacağı adaylardan ikisi gibi görünüyor. Attal tam bir Macron 2.0’ken, Darmanin daha pespaye ve popülizme yatkın bir sağcı. Sermaye o sıradaki ihtiyacına göre bunlardan birini 2027 yılında düzenlenecek seçimlerde aşırı sağcı Marine Le Pen’in karşısına çıkartacak. Macron’un tercihi şimdilik Attal olduğu için, Kanaky’de meydana gelen olayların sorumluluğunu İçişleri Bakanı Darmanin’e yıkan, çözümün primini ise Attal hanesine yazacak bir oyun sergiliyor olabilir.

Kanaky’deki olayların bir başka boyutunu da ihmal etmeyelim. Fransa ve dünya basınında Azerbaycan, Türkiye, Rusya, Çin gibi ülkelerin adadaki olayları kışkırttıklarına dair resmî açıklama ve yorumlara da rast gelmişsinizdir. Fransız istihbarat kurumlarının sızdırdığı bu gülünçlükler, bir sermaye devletinin, başı sıkışınca tam da bu saydığı ülkelerin sık sık bastıkları bu düğmeyi parmaklamaktan çekinmediğinin mükemmel bir örneğidir. Sayılan ülkelerin verdikleri ileri sürülen destek gerçek olabilir. Ancak bunlar “retorik” boyutun ötesine geçmeyen, “faydacı” birtakım girişimlerden ibarettir, inandırıcı olmadığı gibi ve belirleyici de değildir. Halk hareketleri çeşitli güçler tarafından araçsallaştırılabilir ancak bunları kafadan ve tümüyle “birtakım karanlık güçlerin” hanesine yazmak terbiyesizliktir.

Toparlarsak, Kanake halkı vardır. Kanakeler özgür ve bağımsız yaşama, adanın kaynaklarının tümüne sahip olma hakkına sahiptir. Bunun için seçim veya referandum kazanması gerekmez. Kanaky halihazırda Fransa’nın bir sömürgesidir ve bu durumun değişmesi için verilen silahlı ve siyasi mücadele her türlü saygın ve meşrudur.