Türkiye afet yönetiminde hangi çağda?

İçişleri Bakanı Soylu, 'Türkiye özellikle afet yönetiminde AFAD Başkanlığı eliyle ortaya koyduğu yeni yapılanmayla çağ atlamıştır' derken, tablo tam aksini söylüyor.

Haber Merkezi

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin'in katılımıyla Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığında (AFAD) düzenlenen AFAD, İl Özel İdare ve İl Özel İdare Şirketleri Toplu İş Sözleşmesi İmza Töreni'ne katıldı. Bakan Soylu törende yaptığı konuşmasında "Türkiye özellikle afet yönetiminde AFAD Başkanlığı eliyle ortaya koyduğu yeni yapılanmayla çağ atlamıştır" dedi.

AKP iktidarının deprem, yangın, sel gibi başlıklarda halkın yaşam alanlarını, doğayı nasıl ranta kurban ettiği, üstelik tüm bu başlıklara yönelik müdahalede ne kadar yetersiz kaldığı sürekli eleştiri konusu olurken, Soylu'nun bu açıklamalarına yönelik tepkiler gündeme geldi.

İşte Soylu'nun söylediğinin aksine Türkiye'nin afetlerle mücadeledeki gerçek tablosunu gözler önüne seren bazı 'küçük' örnekler...

Deprem toplanma alanını rant için kiralamışlar

Geçtiğimiz hafta AKP’li Esenler Belediyesi’nin ilçenin Birlik Mahallesi’nde deprem toplanma alanını bir şirkete otopark olarak kiraladığı ortaya çıktı. AKP’ye yakınlığıyla bilinen Akmercan Şirketler grubunun yaklaşık 10 bin metrekarelik afet ve acil durum toplanma alanının yaklaşık 2 bin metrekaresini yıllardır işgal ettiği, araziye güvenlik kulübesi yerleştirdiği, arazininse belediyenin imar planında otopark değil rekreasyon alanı olarak yer aldığı belirtildi.

İstanbul depremine ayrılan kaynak sadece 800 bin lira

CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun, olası depremlerde kamu binalarının afet planı bulunup bulunmadığı ve olası İstanbul depremine karşı yapılan hazırlıklarla ilgili soru önergesine, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum adına bakanlığın Strateji ve Geliştirme Başkanlığı yanıt vermişti. Kurum adına "İstanbul’a 2021 yılında bakanlığınız tarafından depreme karşı önlem almak için ayrılan kaynak miktarı nedir?" sorusuna verilen yanıt "800 bin lira" oldu.

Yanıtta, İstanbul’da Tapu ve Kadastro Müdürlüğü tarafından Deprem Performans Analizi için 2020 yılında 210 bin 794 lira kaynak ayrıldığı ve bu kaynağın harcandığı, 2021 yılında güçlendirme çalışmaları için 800 bin lira kaynak ayrıldığı belirtildi.

'Kader' mi tedbirsizlik mi?

AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rize Salarha Tüneli’nin açılış töreninde yaptığı konuşmada "Deprem, sel ve toprak kayması bulunduğu iklim ve coğrafi yapısı sebebiyle ülkemizin kaderidir” demişti. Geçtiğimiz yıl Van'ın Bahçesaray ilçesinde bir minibüs ve iş makinesinin üzerine düşen çığ altında kalan 2 kişiyi arama çalışmaları sırasında bir çığ daha düşmüş, arama ekibi çığ altında kalırken, 41 kişi hayatını kaybetmişti. Sonrasında felakete Cumhurbaşkanı danışmanı Gülşen Orhan’ın, uyarıları dikkate almayarak iş makineleri ile yola çıkmasının ve bu süreçteki tedbirsizliklerin neden olduğu öne sürülmüştü.

AFAD'ın işlevi...

Van’daki çığ felaketi sonrasında, Türkiye’de doğal afetlerle mücadele eden kamu kuruluşlarının lağvedilmesi ve her türlü afetin kurtarma sorumluluğunun AKP’nin politik bir uzantısı işlevini taşıyan AFAD’da toplanmasının afet yönetimindeki olumsuz etkileri daha çok belirginleşti.

İzmir'deki plansızlık ve Bakan'ın telefonu

30 Ekim 2020’de İzmir’de 6,6 şiddetinde bir deprem meydana gelmiş, 116 yurttaşımız hayatını kaybetmiş 1000’den fazla yurttaşımız ise yaralanmıştı. Özellikle İzmir'i etkileyen deprem sonrasında TKP'nin semt evlerinin çağrısıyla ortaya çıkan dayanışma bölgede görev yapan kamu çalışanlarının dahi ihtiyaçlarını karşılama noktasında oldukça öne çıkmıştı. AFAD'ın ve AKP kurumlarının yetersiz kalması sonrası halkın ördüğü bu dayanışma endişe yaratınca ise devreye yine AKP tarafından tarikat ve cemaatler sokulmuştu.

Depremle ilgili en çok akılda kalan anlardan biri ise Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin çöken bir binanın enkazının üzerine çıkarak enkaz altında kalan bir yurttaşla yaptığı telefon görüşmesi sırasında verdiği poz oldu. Yurttaşlar, Bekir Pakdemirli’yi şov yapmakla suçladı.

Seçim rüşveti: İmar barışı

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İzmir depremi sonrası "Vesayetçi zihniyetin en çok ihmal etiği alanlardan biri de afetlere dayanıklı yapı inşasıdır" ifadesini kullanmıştı. 2018 yılında seçim kararının alınmasının hemen ardından AKP'nin 'imar barışı' adı altında adeta 'seçim rüşveti' olarak Meclis'e getirdiği imar affı yasasının kaçak ve denetimsiz yapıların doğuracağı riski artıracağı öngörülmüştü.

Deprem sonrası bir rapor yayınlayan TMMOB raporda “Depreme dayanıklı yerleşim alanları ve yapılar tasarlamanın, üretmenin, deprem hasarları ve can kayıplarının azaltılmasının bilinen tek yolu, mühendis, mimar ve şehir plancılığı hizmetlerinin eksiksiz bir şekilde uygulanmasıdır. Bu çerçevede; denetimsiz ve kaçak yapılaşmaya derhal son verilmelidir. İmar afları yasaklanmalıdır. İmar barışı adı altında ruhsatlandırılan tüm ruhsatlar iptal edilmelidir. 2011 tarihinde Bakanlar Kurulu kararıyla uygulamaya konulan ‘Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı’ geciktirilmeden uygulamaya konulmalıdır.” tespitini yaptı. Raporda Odaların mesleki denetim faaliyetleri üzerine konulan engellerin kaldırılması gerektiğine de dikkat çekildi.

Rant sevdası felaketi büyütüyor

11 Ağustos’ta Kastamonu’nun Bozkurt ve Abana ilçelerinde yaşanan sel felaketi de akıllara Erdoğan’ın sözlerini getirdi. Zira yıllar içerisinde dere yatağında çok katlı yapılaşmadaki artış bölgede sel felaketinin çok daha ağır kayıplara neden olmasına yol açtı. Karadeniz’in neredeyse her deresinin HES’lerle sel baskınlarının yatağı hâline getirilmesi rant sevdasının nelere yol açabileceğinin bir göstergesi oldu.

AKP iktidarında katlanarak artan felaketlerden biri de orman yangınları. Orman Genel Müdürlüğü (OGM) verilerine göre AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında meydana gelen orman yangını sayısı 1471 iken 2020 yıl sonu verilerine göre bu sayı 3399'a yükseldi. Aynı şekilde yanan alan miktarında ise 2002 yılında ortalama 8514 hektar iken 2020 yıl sonu verilerine göre ortalama 20 bin 917 hektarı buldu. Bu oran yüzde 250’lik bir artışa denk geliyor.

Küresel ısınmanın da etkisi ile orman üzerindeki sömürü baskısı, sel ve orman yangını sayılarında görünür bir artışa neden oluyor. Ancak yangınlardaki artışın doğal olanlar dışında da önemli gerekçeleri var. OGM'nin resmi istatistiklerine göre son 10 yılda yaşanan orman yangınlarının yüzde 31'i ihmal ve dikkatsizlik, yüzde 6’sı kasıt, yüzde 5’i kaza sebebiyle çıkarken, yüzde 47’sinin nedeni ise bilinmiyor. 

Yaşanan son orman yangınlarından sonra Tarım ve Orman Bakanı Pakdemirli’nin açıklaması, iktidarın yangınlar karşısındaki umursamazlığını ortaya koydu: Marmaris’teki yangına “bir uçak ve bolca duayla” müdahale edileceğini açıklaması AKP’nin 20 yıllık ormancılık politikasında geldiği noktayı gözler önüne serdi. Orman Kanunu'nda son yıllarda yapılan değişiklikler ile ormanlar sermayenin talanına açıldı. 2019 yılı verilerine göre 700 bin hektar alan sermayenin kullanımına verilmiş durumda. Bu durum doğaya geri döndürülemez zararlar verilmesine yol açıyor.

Müdahalede yetersizlik

Yangınlarla mücadelede yüksek önem arz eden kuruluşlarından biri de Türk Hava Kurumu. Kurumun içinin AKP eliyle boşaltılması, kuruma yönetici olarak dışarıdan AKP’lilerin atanması, yangınlara müdahale uçaklarının kasıtlı olarak kullanılamaz hâle getirilmesi ülkemizde son yaşanan orman yangınlarına müdahaledeki eksiklikte AKP’nin sorumluluğunu bir kez daha gözler önüne serdi.

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli THK uçakları için “Bu uçaklar eski, bozuk, yağ kaçırıyor'' demiş, uçakların bu nedenle kullanılmadığını açıklamıştı. 36 yılda 26 bin saat yangın söndürme uçuşu yapan Türkiye’nin yangın söndürme filosuna sahip tek kurumu AKP eliyle tasfiye edilmiş, uçakları kullanılamaz hâle getirilmişti. Son yaşanan orman yangınlarında milyonlarca dolara yurt dışından uçak kiralanmış ancak bu uçaklar da oldukça yetersiz kalmış, yangınların çok daha fazla hasara yol açmasına neden olmuştu. Manavgat’taki yangın sonrası 4 bakanın yangın bölgesine 4 farklı uçakla giderken yangına müdahale için yalnızca 3 uçak kiralanmıştı. Bu durum yurttaşların tepkisine yol açmıştı.

Yangın, sel, deprem gibi doğal afetler ülkemiz için risk yaratmaya devam ediyor. Ancak doğal gerekçelerin dışında iktidarın afet yönetimindeki ehliyetsizliği doğal nedenlerden daha çok halk sağlığını tehdit ediyor. İçişleri Bakanı Soylu’nun söylediklerinin aksine merkezî planlamadaki hatalar, yetkili eksikliği, tedbirsizlikler, afetler için yeterli kaynak aktarılmaması, özelleştirme ve iktidarın rant arzusu ülkemizi afetlere karşı korumasız bırakmaya devam ediyor.