Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

HPV aşısı: Bilimsel bir gereklilik, kamusal bir sorumluluk

Önlenebilir hastalıklara karşı korunmanın ekonomik olanaklara bağlı hale gelmesi, Türkiye'de sağlık hizmetlerinin örgütlenmesine ilişkin temel bir sorunu yeniden gündeme getiriyor. HPV aşısının ulusal aşı takvimine alınması için yıllardır sürdürülen mücadele, yalnızca bir aşının ücretsiz uygulanması talebinden ibaret değil. Tartışmanın merkezinde, koruyucu sağlık hizmetlerinin nasıl örgütlendiği ve toplumun hangi kesimlerinin bu hizmetlere erişebildiği yer alıyor.

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 30.10.2026 , 16:58

Türkiye'de HPV aşısının ulusal aşı takvimine alınması için yıllardır sürdürülen mücadeleye rağmen ücretsiz aşılama konusunda somut bir program hayata geçirilemedi. Sağlık Bakanlığı'nın önce ücretsiz aşılama, ardından yerli üretim konusunda yaptığı açıklamalar ise son dönemde aşının gerekliliğinin sorgulanmasına kadar uzandı.

Dönemin Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 2023 yılında TBMM'de yaptığı açıklamada HPV aşısının yerli üretimi için çalışmaların başlatıldığını duyurmuştu. Göreve gelen Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu da Ağustos 2024'te aşının üretimine başlanacağını ifade etmiş, daha sonra aşılama programının 2025 yılı sonunda başlatılacağını açıklamıştı.

Ancak aradan geçen sürede bu açıklamalar uygulamaya dönüştürülmedi. Memişoğlu'nun Ağustos 2026'da bilim kurulunun aşıya gerek olmadığı yönünde görüş bildirdiğini söylemesi, yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. Sağlık Bakanlığı'nın daha önce üretimini ve ücretsiz uygulanmasını gündeme aldığı bir aşıya ilişkin yaklaşımının değişmesi, bu kararların hangi bilimsel gerekçelerle alındığı sorusunu gündeme getirdi.

Üstelik tartışma yalnızca Bakanlığın açıklamalarındaki tutarsızlıkla sınırlı değil. HPV aşısının etkinliği konusunda uluslararası bilimsel kuruluşların ortaya koyduğu veriler ile Türkiye'deki uygulama arasındaki farklılık, koruyucu sağlık hizmetlerine verilen önceliğin sorgulanmasını gerektiriyor.

Dünyada kanseri önleme hedefi, Türkiye'de aşı tartışması

Human Papilloma Virüsü (HPV), oldukça yaygın görülen ve bazı tipleri kanser gelişimiyle ilişkili olan bir virüs. Yüksek riskli HPV tipleri başta rahim ağzı kanseri olmak üzere anal, vulvar, vajinal, penil ve orofaringeal kanserlerin bir bölümünden sorumlu tutuluyor.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), rahim ağzı kanserinin büyük ölçüde önlenebilir olduğunu belirtiyor. Kurumun 2030 yılı hedefleri arasında kız çocuklarının yüzde 90'ının 15 yaşına kadar HPV aşısıyla aşılanması, kadınların yüzde 70'inin önerilen yaşlarda taranması ve kanser öncülü lezyonu ya da kanseri bulunan kadınların yüzde 90'ının uygun tedaviye erişmesi yer alıyor. Bu hedefler, aşılama, tarama ve tedavinin birbirini tamamlayan halk sağlığı müdahaleleri olduğunu gösteriyor.

HPV aşısı, kanser gelişimiyle ilişkili virüs tiplerine karşı enfeksiyon oluşmadan önce koruma sağlamayı amaçlıyor. Tarama programları ise enfeksiyonun yol açabileceği hücresel değişiklikleri erken dönemde saptamaya olanak tanıyor. Dolayısıyla tarama hizmetlerinin varlığı, aşılamanın gereksiz olduğu anlamına gelmiyor. Rahim ağzı kanseriyle mücadelede aşılama, tarama ve tedavi birbirinin yerine geçebilecek uygulamalar değil, bütüncül bir halk sağlığı politikasının birbirini tamamlayan bileşenleri olarak yer alıyor.

Birincil korunma olarak aşılama ile ikincil korunma olarak taramanın birbirinin yerine konulması, koruyucu hekimliğin temel ilkeleriyle bağdaşmıyor. DSÖ'nün yaklaşımı da açık: Rahim ağzı kanserinin toplum sağlığı sorunu olmaktan çıkarılması için bu müdahalelerin birlikte ve yaygın biçimde uygulanması gerekiyor. Türkiye'de ise HPV aşısının kamusal aşılama programına dahil edilmemesi, bilimsel olarak mevcut bir korunma olanağının toplumun bütününe ulaştırılamaması sonucunu doğuruyor.

Sağlık emekçilerinden kadın örgütlerine uzanan mücadele

HPV aşısının ücretsiz uygulanması için yürütülen mücadele 2021 yılında önemli bir dayanışma kampanyasıyla görünürlük kazandı. Eczacı Cem Kılınç'ın öncülüğünde başlayan kampanyada, ekonomik nedenlerle aşıya ulaşamayan kadınların aşılanması için sağlık emekçileri ve gönüllüler bir araya geldi. İlk üç haftada 60 kadının aşılanması sağlandı; yaklaşık 360 kadar başvuru alındı.

Farklı illere yayılan kampanya, aşıya erişemeyen kadınların ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırken esas olarak aşının kamu tarafından ücretsiz sağlanmasını talep etti.

Boyun Eğmeyen İlaç Emekçileri, Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği ve Kadın Dayanışma Komiteleri’nin katkılarıyla sürdürülen mücadele, hukuki alanda da karşılık buldu.

2022 yılında Ankara 62. İş Mahkemesi, HPV aşısı için yapılan harcamanın Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmasına karar verdi. Bu ve benzeri kararlar, aşının kamusal finansmanı konusundaki tartışmaları güçlendirdi.

Ancak Temmuz 2026'da Anayasa Mahkemesi'nin aşı bedelinin karşılanmamasına ilişkin bireysel başvuruda ihlal bulmaması, hukuki mücadelede yeni bir döneme işaret etti. Karara tepki gösteren Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği'nden avukat Bilge Çarpıcı, aşıya erişimin ekonomik güce bağlı olmasının özellikle yoksul kadınlar açısından yarattığı eşitsizliğe dikkat çekti.

Sağlık Bakanı Memişoğlu'nun Ağustos 2026'daki açıklamalarının ardından ise Kadın Dayanışma Komiteleri, 26 Ağustos'ta Ankara'da Sağlık Bakanlığı önünde protesto gerçekleştirdi. Kadınlar, HPV aşısının ücretsiz uygulanmasını ve ulusal aşı takvimine alınmasını talep ederken sağlık hizmetlerinin piyasa koşullarına bırakılmasına karşı mücadele çağrısı yaptı.

Yıllardır devam eden dayanışma kampanyaları, hukuki girişimler ve eylemler, aşının ücretsiz uygulanmasının yalnızca bireysel bir talep olmadığını, örgütlü bir sağlık hakkı mücadelesine dönüştüğünü gösteriyor.

Aynı hastalık, farklı korunma olanakları

HPV aşısının ücretli olması, koruyucu sağlık hizmetlerine erişimdeki sınıfsal eşitsizliği somut biçimde ortaya koyuyor. Geliri yeterli olan yurttaşlar aşıya kendi olanaklarıyla ulaşabilirken, düşük gelirli aileler için aşılama önemli bir ekonomik yük oluşturuyor. Bu durum, aynı toplumda yaşayan insanların bilimsel gelişmelerden eşit biçimde yararlanamaması anlamına geliyor. Oysa bir hastalığın önlenmesi için gerekli bilgi ve teknoloji mevcutken, korunma olanağının bireylerin satın alma gücüne bırakılması yalnızca finansmanla ilgili teknik bir tercih olarak değerlendirilemez. Sağlık hizmetlerinin hangi toplumsal kesimlere, hangi koşullarda ulaştırılacağı, doğrudan sağlık politikalarının sınıfsal konumlanışıyla ilişkilidir.

HPV aşısı örneğinde bu ilişki daha da belirginleşiyor. Bir yanda gelecekte ortaya çıkabilecek kanser vakalarını azaltma potansiyeline sahip bir koruyucu müdahale bulunurken, diğer yanda bu müdahaleye erişim için yurttaşlardan ödeme yapmaları bekleniyor. Böylece sağlık alanındaki bilimsel ilerleme, toplumun bütününün ortak kazanımı olmaktan uzaklaşıyor.

Bu eşitsizliklerin giderilmesi, yalnızca belirli gruplara yönelik geçici destek programlarıyla mümkün değil. Aşılama hizmetinin ülke genelinde planlanması, uygun hedef gruplara ücretsiz sunulması ve birinci basamak sağlık hizmetleriyle bütünleştirilmesi gerekiyor.

Koruyucu hekimlik neden geri planda?

Türkiye'de sağlık sisteminin başarısı uzun yıllardır büyük hastane yatırımları, artan muayene sayıları, gerçekleştirilen işlemler ve teknolojik kapasite üzerinden değerlendiriliyor. Ancak sağlık hizmetlerinin gelişmişliği yalnızca tedavi olanaklarının büyüklüğüyle ölçülemez. Toplum sağlığının korunması, hastalık ortaya çıkmadan önce alınan önlemlerin yaygınlığına ve etkinliğine de bağlıdır. HPV aşısı tartışması bu açıdan sağlık sisteminin önceliklerini sorgulamak için önemli bir örnek oluşturuyor.

Kanser geliştikten sonra uygulanan cerrahi tedaviler, radyoterapi, kemoterapi ve diğer tıbbi müdahaleler sağlık hizmetlerinin vazgeçilmez parçalarıdır. Ancak bu tedavilerin varlığı, önlenebilir hastalıkların ortaya çıkmasını engelleyecek müdahalelerin önemini azaltmaz. Koruyucu hekimlik, tedavi hizmetlerine eklenen ikincil bir faaliyet değil, toplum sağlığını geliştirmeyi amaçlayan sağlık örgütlenmesinin temel bileşenlerinden biridir. Buna rağmen sağlık hizmetlerinin giderek daha fazla işlem ve hizmet üretimi üzerinden değerlendirildiği bir sistemde, hastalıkları önlemeye yönelik uygulamaların yeterince önceliklendirilmemesi ciddi bir sorun oluşturuyor.

Sağlıkta Dönüşüm Programı ile derinleşen piyasalaşma süreci de bu tartışmanın dışında tutulamaz. Sağlık hizmetlerinin finansmanında, ilaç ve tıbbi ürünlerin üretiminde, sağlık kuruluşlarının işleyişinde piyasa ilişkilerinin belirleyici hale gelmesi, toplumun gereksinimleriyle ticari öncelikler arasındaki çelişkiyi büyütüyor. Bu nedenle HPV aşısının ücretsiz uygulanmamasını yalnızca bir bütçe tartışmasına indirgemek, sorunun sınıfsal boyutunu gözden kaçırmak anlamına gelir.

Asıl tartışılması gereken, sağlık alanındaki kaynakların hangi önceliklerle kullanıldığı ve koruyucu sağlık hizmetlerinin kamusal planlamada nasıl bir yere sahip olduğudur.

Toplumcu tıp açısından HPV aşısı

Toplumcu tıp, sağlık sorunlarını yalnızca bireylerin biyolojik özellikleri veya kişisel tercihleri üzerinden değerlendirmez. İnsanların hastalıklarla karşılaşma riskinin ve sağlık hizmetlerinden yararlanma olanaklarının içinde yaşadıkları toplumsal koşullardan etkilendiğini kabul eder.

Bu yaklaşım, HPV aşısı tartışmasının da farklı bir çerçevede ele alınmasını gerektiriyor.

Aşıya erişemeyen bir yurttaşın durumu yalnızca kişisel bir sağlık kararı olarak görülemez. Ekonomik koşullar, sağlık hizmetlerinin örgütlenmesi, kamusal finansman ve sağlık okuryazarlığı gibi etkenler, bireylerin korunma olanaklarını doğrudan belirliyor. Dolayısıyla HPV aşısına erişimdeki eşitsizlik, toplumdaki gelir dağılımından ve sağlık politikalarının sınıfsal sonuçlarından bağımsız değil.

Toplumcu bir sağlık anlayışında öncelik, hastalıkların ortaya çıkmasını engelleyecek koşulların oluşturulması ve mevcut korunma yöntemlerinin herkes için erişilebilir hale getirilmesidir. Bunun için yalnızca aşı bedellerinin karşılanması değil, aşı ve ilaç üretiminden sağlık hizmetlerinin sunumuna kadar bütün süreçlerin toplumun gereksinimleri doğrultusunda planlanması gerekir.

Kamusal sağlık politikalarının temel ölçütü, hizmetlerin ekonomik getirisi değil, toplum sağlığına sağladığı katkı olmalıdır. HPV aşısının ulusal aşı takvimine alınması da bu anlayışın hayata geçirilmesi bakımından somut ve gerekli bir adımdır.


soL'un dört kez sansürlenen X hesabını takip ederek yaygınlaştırabilirsiniz. 

soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.