Breadcrumb
CHP'nin 'normalleşme' yolculuğunun son durağı: 2025 programında laiklik nasıl tasfiye edildi?
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 24.11.2025 , 17:30 Güncelleme Tarihi: 25.11.2025 , 00:16
Cumhuriyet Halk Partisi, "İkinci Yüzyıla Çağrı" başlığıyla hazırladığı yeni parti programı taslağını tartışmaya açtı. Ancak 2008 tarihli mevcut program ile 2025 taslağı yan yana getirildiğinde, metinler arasındaki farkın basit bir "dil güncellemesi" olmadığı, CHP'de bir eksen kayması yaşandığı görülüyor.
Özellikle laiklik başlığında yapılan değişiklikler, AKP iktidarının 22 yılda palazlandırdığı gericiliğe karşı bir mücadele hattı örmek yerine bu dönüşüme "özgürlükçü" bir kılıf uydurarak uyumlanma çabasını gözler önüne seriyor. İşte satır satır CHP'nin laiklikten vazgeçişi:
Aydınlanma mücadelesinden 'inanç özgürlüğü'ne
2008 programında laiklik, Türkiye Cumhuriyeti'nin "temel taşı" ve "devrimci" bir ilke olarak tanımlanıyor, "aklın özgürleştirilmesi" amacı taşıdığı vurgulanıyordu. Laiklik, dinin siyasallaştırılmasına karşı devletin en önemli savunma mekanizması olarak kodlanmıştı.
2008 programında laiklik, "asla ödün verilemeyecek temel kural" olarak tarif ediliyor ve şu ifadelerle kırmızı çizgi çekiliyordu:
"Laiklik ilkesinin temel amacı aklın özgürleştirilmesidir... Devletin ve kurumlarının, toplumun, hukukun ve eğitimin laik olması, asla ödün veremeyeceğimiz temel kuraldır."
Ancak 2025 taslağında bu aydınlanmacı ve mücadeleci ton yerini liberal bir "barış" söylemine bırakıyor. Yeni metinde laiklik "inanç özgürlüğünün ve toplumsal barışın güvencesi" olarak tanımlanırken, devletin konumu "bütün inançlara eşit mesafede durmak" şeklinde pasifize ediliyor ve şöyle tanımlanıyor:
"Laiklik, din ve devlet işlerinin ayrılığı ilkesi ve devletin bireyler ve inanç grupları karşısında tarafsız bir konumda bulunmasıdır."
Bu yaklaşımsa "tarafsızlık" adı altında tarikat ve cemaatlerin örgütlenmesine alan açıyor. 2008'de "siyasetin dini istismar etmesine kesinlikle karşı" olan parti, 2025'te laikliği "yurttaşın inancını siyasetin baskısından koruyan bir özgürlük ilkesi" olarak tanımlayarak, mücadeleyi "bireysel inanç özgürlüğü" parantezine sıkıştırıyor.
Durum öyle vahim ki, Anayasa'nın 24. maddesindeki “Kimse, devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandıramaz” hükmü dahi, laikliği CHP'nin yeni programından çok daha net tarif ediyor.
Üstelik bu geri çekiliş, bir "temizlik" harekatıyla gerçekleşiyor. Mevcut 2008 programında yer alan ve laikliği bir "kırmızı çizgi" olarak çizen şu ifadeler, yeni taslaktan çıkarılmış durumda:
“Devletin ve kurumlarının, toplumun, hukukun ve eğitimin laik olması, asla ödün veremeyeceğimiz temel kuraldır. Laiklik ilkesinin temel amacı aklın özgürleştirilmesidir. Bu anlayışla, siyasetin dini istismar etmesine kesinlikle karşıdır. Ne dinin siyasallaştırılması ne de siyasetin dinselleştirilmesini kabul etmez. Devletin dini olmaz. Din kamusal alanın değil, özel alanın olgusudur.”
Aydınlanmayı Ortaçağ'da aradılar
Yeni program aydınlanmayı 18. yüzyılın akılcılığında değil, 13. yüzyılın mistisizminde arayarak büyük bir tarihsel fanteziye imza atıyor.
CHP'nin yeni program taslağında yer alan şu ifadeler, partinin ideolojik eksenindeki kaymanın ve kavramsal kargaşanın en net özeti niteliğinde:
“CHP’nin kurucu köklerinden üçüncüsü ise Anadolu Aydınlanması’dır. Bu aydınlanma, yüzyıllar boyunca Anadolu ve Rumeli topraklarında filizlenmiş insan sevgisini, vicdanı ve hoşgörüyü temel alan bir düşünce mirasıdır. Yunus Emre’nin, Mevlana’nın, Hacı Bektaş-ı Veli’nin ve daha nicelerinin insanı merkeze alan öğretileri, CHP’nin halkçı ve kapsayıcı anlayışında yaşamaya devam etmektedir.”
2008 programı Mevlana, Yunus Emre ve Hacı Bektaş-ı Veli'yi "13. yüzyıl Anadolu hümanizması" olarak tanımlıyor ve bunu "özgün ve çağdaş kültür" başlığı altında, toplumsal bir renk ve zenginlik olarak değerlendiriyordu.
2025 programıysa aynı figürleri, altı ok ve sosyal demokrasi ile eşdeğer tutarak partinin "üç ana ideolojik kaynağından biri" seviyesine yükseltiyor.
'İrtica' ve 'gericilik' programdan silindi
İki metin arasındaki en çarpıcı farklardan biri, tehdit algısındaki değişimde yatıyor. 2008 programı, "tarikat baskısından" ve cumhuriyete tuzak kuranlardan açıkça bahsederken 2025 taslağında "irtica" ve"gericilik" kavramları tamamen temizlenmiş durumda.
2008 Programı, tehdidin adını net bir şekilde koyuyor ve mücadele çağrısı yapıyordu:
"Laik demokratik cumhuriyetimize karşı tuzak kuranlarla, bu amaçla laikliği yeniden tanımlamak isteyenlerle... kararlılıkla mücadele edilecektir."
2025 taslağındaysa bu duruş yerini yine "inanç özgürlüğü" parantezine bırakıyor:
"CHP için laiklik, devletin bütün inançlara eşit mesafede durduğu, hiçbir yurttaşın inancından dolayı ayrımcılığa uğramadığı bir toplumsal düzeni ifade eder."
Yeni programda tarikat ve cemaat yapılanmalarına yönelik eleştiriler, toplumsal bir aydınlanma mücadelesi zemininden koparılarak, yalnızca 15 Temmuz'a atıfla "devletin kurumlarına sızma" veya "siyasi baskı" bağlamında bürokratik bir uyarıya indirgeniyor. AKP'nin "dindar nesil" projesinin yarattığı toplumsal tahribat ve gericilik tehdidi, yeni programda "görmezden gelinen" bir veri olarak kabul ediliyor.
Zorunlu din dersleri kanıksandı
Eğitim başlığı, CHP'nin sağa kayışının en somutlaştığı alanlardan biri. 2008 programında "Tevhid-i Tedrisat" ilkesine yapılan vurgu ve eğitimin "tarikatların baskısından" kurtarılması hedefi 2025 taslağında yerini piyasacı kavramlara bırakıyor.
"Laik ve bilimsel eğitim" vurgusu korunmakla birlikte yeni taslakta eğitim "beceri", "yetkinlik" ve "evrensel değerler" gibi muğlak kavramlarla donatılmış halde. İmam hatiplerin normalleştirilmesine dair net bir itiraz yok. Zorunlu din dersinin kaldırılmasına ilişkin de herhangi bir karar bulunmuyor, bunun yerine "din kültürü eğitiminin anayasal amaca uygun verilmesi" gibi yuvarlak ifadeler tercih ediliyor.
4+4+4 sistemiyle parçalanan laik eğitime dair 2008'deki sert duruş, yerini "nitelikli eğitim" vaatlerine bırakıyor. 2025 taslağında eğitimin "laik" olması gerektiği belirtilse de, bu ilkenin içinin nasıl doldurulacağı belirsizleştiriliyor.
Diyanet ile uzlaşıldı
2008 programı, Diyanet'in yapısının, din ve devlet işlerinin tam ayrıştığı bir aşamada "yeniden değerlendirileceğini" belirterek, kurumun varlığını sorgulayan bir perspektif sunuyordu:
"Uzun vadede, dinin siyasallaştırılması tehlikesinin kalmadığı ve tarikatların laik eğitim sistemi ve laik toplum yapısı üzerindeki baskısının sona erdiği ve siyasetin dinselleştirilmediği aşamada Diyanet İşleri Başkanlığı’nın durumu yeniden değerlendirilecektir."
2025 taslağında ise Diyanet'in varlığı bir veri olarak kabul ediliyor. Alevilerin talepleri, devletin dinden elini çekmesi üzerinden değil, devletin Alevilere de "hizmet götürmesi" üzerinden kurgulanıyor. Cemevlerine "ibadethane statüsü" tanınacağı vaadi, laikliğin gereği olan devletin dinsel alandan çekilmesi ilkesiyle değil devletin dinsel alandaki kurumsallaşmasını genişleterek Alevileri de bu sisteme entegre etme mantığıyla ele alınıyor.
Türban 'kırmızı çizgi' olmaktan çıktı
2008 programında, "dini unsurların siyasi simge olarak kullanılmasına" karşı çıkılırken, laiklik kadının özgürleşmesi ile doğrudan ilişkilendiriliyordu ve şu ifadelerle set çekiyordu:
"CHP, dini unsurların siyasi simge olarak kullanılmasını demokrasi anlayışı ile bağdaşmayan... bir davranış olarak görür."
2025 taslağında ise kılık kıyafet veya dinsel simgelerin kamusal alandaki kullanımına dair herhangi bir ifade yer almıyor. Aksine, "kimsenin yaşam tarzı veya inancı nedeniyle ayrımcılığa uğramaması" vurgusuyla, türbanın kamusal alandaki varlığı veya bir siyasetçinin miting kürsüsüne elinde Kuran'la çıkabilmesi "özgürlük" ve "kapsayıcılık" şemsiyesi altında güvenceye alınıyor:
"Kimsenin... inancından... yaşam tarzından... dolayı dışlanmadığı, baskı altına alınmadığı bir düzen inşa edilecektir. Hiçbir yurttaşın kimliğini gizlemek zorunda kalmaması temel önceliğimiz olacaktır."
AKP düzeniyle uyum manifestosu
Özetle CHP'nin 2025 Taslak Programı, AKP'nin 22 yılda yarattığı dinsel hegemonyayı yıkmayı değil, bu hegemonyanın içinde "nefes alınabilecek" güvenli alanlar yaratmayı hedefleyen bir restorasyon metni niteliğinde.
Baykal'ın çarşaf açılımıyla ilk adımını attığı, Kılıçdaroğlu'nun "helalleşme" adı altında dayattığı, Özel'in "normalleşme" diyerek sürdürdüğü politikaların programa yansıması olan bu metin, laikliği gericilikle mücadele aracı olmaktan çıkarıp, bir "inanç özgürlüğü" ve "tarafsızlık" söylemine hapsederek patronlara ihtiyaç duyduğu sömürü kılıfını altın tepside sunuyor.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.