Sayfa yolu
‘Bizden nefret edebilirler ama bu direnişe saygı duyuyorlar’: İzmirliler Fidel’in 100. yaşı için buluştu
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 21.08.2026 , 22:42 Güncelleme Tarihi: 21.08.2026 , 23:09
Türkiye Komünist Partisi (TKP) İzmir İl Örgütü, Küba Devrimi’nin önderi Fidel Castro’nun 100. yaş günü vesilesiyle İzmir’de bir söyleşi gerçekleştirdi. Konak Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Fidel’le Yüz Yılın Anlamı ve Mirası” başlıklı etkinliğe konuşmacı olarak Küba Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi Alejandro Francisco Díaz Palacios ve TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan katıldı.
Palacios ve Okuyan, Fidel Castro’nun devrimci mirasını, Küba halkının direniş tarihini ve ABD ablukası altındaki güncel mücadeleyi değerlendirdi.
‘Biri Samsun’dan diğeri Granma’ya yola çıktı’
Açılış konuşmasını yapan Küba Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi Alejandro Francisco Díaz Palacios, Mustafa Kemal Atatürk ve Fidel Castro arasındaki tarihsel bağa vurgu yaparak şunları kaydetti:
Türk halkına dayanışmaları için teşekkürlerimi iletiyorum. Eğer Atatürk ve Fidel’i birleştiren fikirler neydi diyecek olursanız, iki lider de ülkelerinin bağımsızlığı ve egemenliği için mücadele ettiler. Biliyorsunuz iki liderin ortak özelliğinin biri de bağımsızlığı için biri Samsun’dan diğeri Granma’ya yola çıktı. İki lider de kendi halklarını özgürleştirmek için o halklarla mücadele ettiler. Emperyalistlerin işgaline karşı halkıyla silaha sarıldılar, mücadele ederek savaştılar. O yüzden açıkça belirtelim ki Fidel’in siyasi yaşamını da etkileyen ve gençliğinde Fidel’in etkilendiği isimlerden biri de Mustafa Kemal’di. Sadece burada olanlarla değil; tüm Türk halkının gösterdikleri dayanışmadan ötürü teşekkür ederim. Ve aynı zamanda biliyorsunuz ki bizler büyük şair Nâzım Hikmet’i de Küba’da ağırlama şerefine nail olduk. Kendisini hem siyasi yaşamıyla hem de edebi eserleriyle çok iyi tanıyoruz. Kendisi de Türk halkında iz bırakan şairlerden biriydi. Aynı zamanda Küba için elinden geleni yapan, tüm dayanışmasını gösteren TKP’ye ve José Martí Küba Dostluk Derneği’ne teşekkür ederim.
Moncada Kışlası baskınından devrim sürecine kadar uzanan tarihsel uğrakları aktaran Palacios, devrimin eğitim ve toplumsal örgütlenme ayağına dikkat çekti:
Fidel, üniversite yıllarından itibaren mücadelesine başladı ve Küba Devrimi’ni gerçekleştiren bu önemli lider tam da o yıllarda devrimci oldu. 1952 yılında Batista askeri darbeyi gerçekleştirdikten sonra halkın mücadelesine dair bütün demokratik yolları kapattığı için Küba halkına ve devrimcilerine silahlı mücadeleden başka hiçbir yol bırakmamıştı. Bu darbe, Moncada Kışlası baskınını gerçekleştirmemize ve devrimin önünün açılmasına sebep oldu. Moncada’nın gerçekleştiği tarih, ulusal kahramanımız José Martí’nin 100. yaşına denk geliyordu. O tarihlerde 26 yaşında bir genç olan Fidel, hiçbir tereddüt ve şüphe barındırmadan halkını örgütlemek, silahlandırmak ve devrimi başlatmak için mücadeleye koyuldu. José Martí, Moncada Kışlası baskınının fikir babası olmuştur. Kübalı gençler, Martí’nin fikirlerinin ölmesine izin vermemek için bu mücadeleyi kuşandılar.
‘Devrimden sonra Küba’nın her şehrine bir üniversite inşa ettik’
Küba’da kurulan sosyalist sistemin eğitim, sağlık, spor ve enternasyonal dayanışma alanındaki başarılarını vurgulayan Palacios, Fidel Castro’nun ilkelerini şu sözlerle aktardı:
Küba’da devrimci öğretimizi öğrendiğimiz ve yaygınlaştırdığımız sınıflar oluşturduk. Kendimizi hem siyasi olarak geliştirdik hem de mücadele ettik. Bir devrim yapılacaksa altının her zaman doldurulması gerekiyordu ve biz de böyle yaptık. Bu politik eğitimler Sierra Maestra dağlarında ve savaş meydanlarında da devam etti. Mücadeleden çıkardığımız bu politik öğreti okullara, genç kuşaklara ve yeni nesillere taşındı. Devrimin zaferinden sonra da parti kadrolarımızın ve halkımızın siyasi eğitiminin sürmesi için her şehrimizde parti okulları kurduk. Takip eden yıllarda yaşanan Domuzlar Körfezi kalkışması, Amerikan emperyalizminin Küba’da ilk yenildiği noktaydı. Ardından Ekim Füze Krizi yaşandı. Küba toplumu, bütün bu tarihsel noktalardan aldığı güçle mücadeleye devam etti.
1981 yılında Küba, Latin Amerika’da okuma-yazma bilmeyen kimsenin kalmadığı ilk ülke haline geldi. Devrimden önce başkent Havana dahil sadece 3 üniversite varken, devrimin zaferinden sonra Küba’nın her şehrine bir üniversite inşa ettik. Fidel sporu temel bir insan hakkı olarak tanımlıyordu. Spor akademileri kurduk ve sporcular yetiştirdik. Kaynakları kısıtlı ve 10 milyondan az nüfusa sahip bir ülke olmamıza rağmen, bugün sporda Latin Amerika’da altın madalya sayısında birinci sıradayız.
Sağlık, bütün topluma ücretsiz sunduğumuz bir haktır. Her 100 yurttaşımıza bir doktor düşmektedir. Aile sağlık ve araştırma merkezlerimizle toplumcu sağlık sistemimizi ayakta tutuyoruz. Biyoteknoloji alanında sadece Küba’da üretilen ilaçlar geliştiriyor, kansere karşı mücadelede örnek bir konumda yer alıyoruz. Fidel bize ‘Madem az gelişmiş bir ülkeyiz, o halde bilim insanlarının ülkesi olmalıyız’ anlayışını aşıladı.
Güney Afrika’dan Maraş’a Küba dayanışması
Büyükelçi Palacios, Küba’nın uluslararası dayanışma tarihine ve günümüzde tırmanan ABD ablukasına değinerek konuşmasını şöyle sürdürdü:
Fidel yaşamı boyunca dünyadaki bütün haklı davalarla dayanışma gösterdi. Angola, Namibya ve Güney Afrika’da ırkçı apartheid rejiminin yok edilmesine destek olduk. Cezayir’in bağımsızlığı için savaştık, Latin Amerika’daki ulusal kurtuluş mücadelelerini destekledik. Bolivya’da Che ile birlikte mücadele edenler, Vietnam’ı destekleyenler ve Suriye'nin Golan Tepeleri'nde İsrail'i durduran Kübalılardı. Yüz binlerce Kübalı genç doktoru yoksul ülkelere gönderdik. Bunun en çarpıcı örneği Henry Reeve Tugaylarıdır. Bu tugay Sierra Leone’da Ebola ile mücadele etmiş, 2023 depreminde ise 32 doktoruyla Maraş’ta görev yapmıştır.
‘Hiçbir zaman yalan söylememek ve mücadelede her zaman en öne atılmak’
Fidel’in mirasındaki en önemli unsurlardan biri de etik ve ahlaki anlayışıdır: Hiçbir zaman yalan söylememek ve mücadelede her zaman en öne atılmak. Domuzlar Körfezi savunmasında, Moncada baskınında, Granma yatında ve anti-emperyalist yürüyüşlerde Fidel her zaman halkıyla en önde yer almıştır. Küba bugün devrim tarihinin en karmaşık günlerini geçiriyor. ABD’nin onlarca yıldır uyguladığı ekonomik abluka ve son sekiz aydır ağırlaşan petrol ablukası nedeniyle uzun süreli elektrik kesintileri yaşanmaktadır. Elektrik eksikliği su tedarikini, hastaneleri ve günlük yaşamı doğrudan etkilemektedir. Bütün bu ağır tabloya rağmen Küba halkı direnmeye ve boyun eğmemeye devam etmektedir. ABD bu ekonomik savaşı nasıl yenip mücadeleyi sürdürdüğümüzü sorguluyor;boyun eğmediğimiz için bizden nefret edebilirler ancak bu direnişe saygı duymak zorundala ve emin olun duyuyorlar. Zor zamanlarımızda Küba ile dayanışan, direncimize destek olan bütün Türkiye toplumuna ve Türk halkına teşekkür ediyorum.

‘Fidel Castro dünyadaki az sayıdaki devrimci liderden bir tanesi ve bence sonuncusudur’
Söyleşide söz alan TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan ise Fidel Castro’nun tarihsel liderliğini ve Küba halkının kararlılığını şu sözlerle ifade etti:
Fidel Castro’yu anlamak için bir bakıma Kübalı olmak gerekiyor. Küba halkında tarih boyunca yurtsever duygular ve adalet arayışı hakim olmuştur. Ancak Fidel Castro öyle büyük bir liderdi ki adeta Küba halkının genetiğiyle, genleriyle oynadı ve onlara çok önemli değerler kattı. Kendisini birkaç kez canlı dinleme, eserlerini ve mücadelesini yakından takip etme olanağım oldu. Gerçek liderler; oturduklarında, kalktıklarında, hayatın her alanında bunu gösterirler. Fidel Castro dünyadaki az sayıdaki devrimci liderden bir tanesidir ve bence sonuncusudur.
Fidel, ülkesini, çevresindekileri ve halkını kendi yokluğuna hazırlayarak inanılmaz bir huzurla öldü. Hiç kimse Küba’da Fidel’in yerini doldurmaya kalkmıyor; ‘Fidel Fidel’dir, bizler başka kuşaklarız’ diyorlar. Fidel Castro tek başına değil, yanındaki önemli devrimcilerle ve ayağa kalkan Küba halkıyla birlikte yıkılmayan bir eser bıraktı.
‘Bu yokluğa ve olumsuzluğa rağmen sokaklarda polis bulunmuyor’
Küba’nın karşı karşıya olduğu ağır iktisadi şartlara ve ABD ablukasına dikkat çeken Okuyan, Küba toplumunun iç dayanışmasını vurguladı:
Dünyadaki dengelere, Küba’nın coğrafi konumuna ve ABD’nin uyguladığı baskılara baktığımızda Küba devriminin ciddi bir tehdit altında olduğunu söylemek zorundayız. Küba’da bazı mahallelerde elektrikler 24 saat kesiliyor; sular akmıyor, ulaşım güçleşmiş durumda ve ameliyatlar yapılamıyor. Örnek gösterilen sağlık sistemi durma noktasına gelmiş vaziyette. Bunca yokluğa ve olumsuzluğa rağmen sokaklarda polis bulunmuyor. İnsanlar tepkilerini dile getirmek için bir araya geldiklerinde karşılarına polis değil, aynı mahallede yaşayan ve aynı elektrik kesintisini tecrübe eden silahsız parti yöneticileri çıkıyor; sorunları birlikte çözmeye çalışıyorlar.
Bugün Küba boğulmaya ve öldürülmeye çalışılıyor. ABD ablukası mutlak bir ablukaya dönüşmüş durumda; adaya petrol tankerleri yanaşamıyor, uçuşlar azalmış durumda ve dışarıdan temel ihtiyaç maddeleri dahi giremiyor.
‘Küba’nın ayakta kalabilmesi için öncelikle yaşaması gerekmektedir’
Sosyalizmin ve Küba devriminin küresel koşullar altında savunulması gerektiğini belirten Okuyan, konuşmasını dayanışma çağrısıyla sonlandırdı:
Son dönemde Küba’nın sosyalizmden vazgeçtiğine dair tartışmalar yürütülüyor. Ancak elektriğin ve temel imkânların bulunmadığı bir ortamda sosyalizmin refahını inşa etmek mümkün değildir. Küba’nın direnebilmesi ve ayakta kalabilmesi için öncelikle yaşaması gerekmektedir. Dünya ekonomisi piyasa düzeni üzerine kurulu olduğundan ve dış yatırımlar engellendiğinden, Küba bazı piyasa unsurlarını ülkeye adapte etmek durumunda kalmaktadır. 1959’dan bu yana ve özellikle 1991’den beri tek başına direnen bir ülkeden bahsediyoruz. Küba’ya yönelik eleştiriler getirenlerin, bu ülkeyi yalnız bırakan küresel koşulları da göz önünde bulundurması gerekir. Kübalıların bu dönüşüm süreçlerindeki risklerin farkında olduklarını ve gerekli önlemleri aldıklarını bilerek bu deneye güvenmek durumundayız. 1993 yılında Sovyetler Birliği’nin çöküşünün ardından da benzer tartışmalar yapılmış, fakat Küba ayakta kalmayı başarmıştır.
Küba, nüfusuna ve kısıtlı kaynaklarına rağmen dünyada yardıma ihtiyacı olan her yere el uzatmış, Afrika’ya temsilciler ve güçler göndermiş ve karşılığında hiçbir maddi çıkar talep etmemiştir. Afrika temsilcilerinin de ifade ettiği gibi, bölgelerine gelip hiçbir şey almadan dönen tek ülke Küba olmuştur. Bizlere düşen görev, kaygılarımızı ve tartışmalarımızı dostça paylaşmakla birlikte son ana kadar Küba’nın yanında durmak ve dayanışmayı büyütmektir. Türkiye Komünist Partisi heyetine gösterdikleri konukseverlik ve yoldaşlık için teşekkür ediyor, Küba’nın bu zor tabloyu aşmasını temenni ediyorum.
Etkinlik, Fidel’i anlatan sinevizyon gösteriminin ardından sloganlar ve alkışlarla sona erdi.
soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.
İLGİLİ HABER
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.