Sayfa yolu
'Ben Fidel’im' diyenlerin vatanı Küba’da Fidel 100 yaşında
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Yayın Tarihi: 13.08.2026 , 00:11
Her devrimin varlığı ona önderlik eden liderin kişilik özelliklerinden derin izler de taşır. ABD emperyalizminin başını çektiği ablukaya karşı 67 yıldır direnen Küba Devrimi’nin mayası ve dayanma gücünde Fidel Castro’nun gerçekçilik zemininde ördüğü bağımsızlık ve yurtseverlik duygusu saklıdır. Bu yüzdendir ki Kübalılar 2016 yılında 90 yaşında vefat eden Fidel’in cenazesini, başkent Havana’dan, ülkenin doğusunda bağımsızlık savaşlarının da eşiği niteliğindeki Santiago’ya yola çıkardığında cenaze aracının geçtiği kent ve kasabalarda halk onu Küba bayrağı ve saygı duruşu atmosferinde selamlayarak uğurlamıştı. Bugün bile zor günler geçiren halkın Fidel Castro’ya dair saygı ve sevgisinde hiçbir zorlama ve yapmacıklık yoktur gerçekten. Zaten o, yediden yetmişe herkes için devrimin ve devrimi ayakta tutmanın emekçisi ve “Fidel” diye seslendikleri bir liderdi. Fidel için ülkenin kahramanı Küba halkı; halk için Küba’nın kahramanı ise Fidel’dir.
Fidel Castro, 25 Kasım 2016’da1 vefat ettiğinde Havana’da düzenlenen cenaze töreninde bir konuşma yapan Nikaragua Devlet Başkanı Daniel Ortega “Fidel Nerede?” diye seslendiğinde alandakiler “Yo Soy Fidel (Ben Fidel’im)” diye karşılık vermişlerdi. Ve aradan geçen 10 yıl içinde pandemi dahil çok sıkıntılı günler geçiren halk, Fidel’in gidişinin Küba’yı alt-üst edeceğini düşünenlerin aksine önderlerinin, Küba’yı ayakta tutmaları yönündeki inancına sadık bir tavır içinde bulundular.
F. Castro, 13 Ağustos 1926’da doğu bölgesi Oriente’nin Biran kasabasında dünyaya geldi. Babası Angel Castro, İspanya’dan Küba’ya gelen yoksul bir işçi iken, zamanın fırsatlarını değerlendirip kazandıklarıyla toprak satın alarak çiftlik kurmuş varlıklı biriydi. Fidel, ailesinin olanaklarına dayalı olarak ortaöğretimi tamamladıktan sonra Havana Üniversitesi’nde hukuk öğrenimine başlamıştı. Havana Üniversitesi, özerk yapısıyla gençlerin kendilerini ifade etmeleri açısından iyi bir kurumdu. Fidel burada ülkenin geleceğini kendine dert edinen öğrenci hareketi içinde çok aktif oldu. Farklı siyasi gruplar arasında, hükümetin kirli bağlantılarının uzantısı olanlara karşı can güvenliği açısından silah taşımak zorunda da kalmıştı. Küba, İspanyol egemenliğinden 1898’de kurtulmuş ama ABD’nin vesayetine girmişti.
Fidel gelecek için ortanın solu olarak bilinen Eddy Chibas’ın genel başkanı olan, Ortodoks Parti diye de anılan Küba Halk Partisi’nin “Sosyal Adalet ve Dürüstlük” ilkesini temel alıyordu. Seçimler yapılacak ve yolsuzluğa batmış hükümet sandıkla alaşağı edilecek diye mücadele edilirken 10 Mart 1952’de Albay Batista Fulgencio, bir grup askerle darbe yaparak ülkeyi diktatörlükle yönetmeye başladı.
Fidel açısından bundan sonraki süreç dar yasal sınırlara karşı devrimcileşme yönünde evriliyordu. Gençlik kanadında etkin olduğu Ortodoks Parti’nin ileri gelenlerinin askeri cunta için bekle-gör anlayışı ile hareket etmesi, onun kendisi gibi düşünenlerle partiyle organik bağlarını dışarıdan pek de dikkat çekmeyecek biçimde koparmalarına neden oldu. Ve bundan sonra Fidel’in kafasında Batista’nın iktidardan uzaklaştırılması yönünde radikal bir tutum geliştirmekten başka bir şey yoktu. Belirtmek gerekir ki Fidel, çocukluk dahil eğitim-öğretim ve toplumsal mücadele boyunca çok araştırdı ve okudu. Öğrenci hareketinin etkin isimlerden Eduardo Guevara ve uzun yıllar öncesinde kapatılan komünist parti yerine kurulan Sosyalist Halk Partisi’nin ileri gelenleri ve demokratik kurumlarla, maddi olanaklara sahip yurtsever aydınlarla da yakın ilişki halindeydi.
Fidel, lise döneminden beri ikna yeteneği kuvvetli iyi bir hatipti. Bunun için çok çalışmıştı. Kendisi gibi iki kardeşi Ramon ve Raul da liseyi Cizvitlerin kolejinde okumaktadır. Fidel, okulda iyi bir hatip, iyi bir sporcu ve güçlü hafızası ile dikkat çekmiş biridir. Raul o dönem için şunları söyler: “Benim için okul dua, kravat ve tanrıdan korkmak demekti. Fidel’in ise çok parlayıcı bir karakteri vardı. En büyük ve en güçlü olanlara meydan okudu ve yenildiği zaman sonraki gün her şeye tekrardan başladı. Asla pes etmedi.”2 Bir derste ya da spor yarışmasında Fidel eğer geri kaldıysa, başarısını ilk fırsatta zirveye taşıyarak herkesi şaşırtıyordu. Hafızası, okuduğu bir kitabı ayrıntılı bir biçimde zihninde tutacak kadar güçlüydü.
Lisans eğitiminde sonra Fidel, doktora da yaptı. Doktorayı bitirdikten sonra örgütleme çalışmalarıyla beraber avukatlık yapıyordu. Özellikle de devleti yönetenlerin hukuksuzluğuna karşı davalar açarak yönetenlerin iki yüzlü çürümüş ilişkilerini kamuoyu nezdinde teşhire yöneliyordu.
Mevcut bazı partiler, sessiz sedasız Batista’nın Anayasa’yı işleteceği ya da seçimlere karar vereceği günü bekleyedururken Fidel”in kafasında diktatörlüğe karşı gizlice örgütlenme, karşı saldırıyla yıpratarak iktidardan uzaklaştırma fikri vardı. İktidarın sokak hareketlerini bloke etme baskılarına rağmen öğrenci hareketi devrimci dinamizmini koruyordu. Bunun yanında demiryolu ve madencilik alanı başta olmak üzere daha birçok alanda baskın olmasa da sosyalizm anlayışını temel alan sendikalar vardı. Orta gelirli aydınlar arasında Jose Marti’nin özgürlük ve bağımsızlık fikrine tutkun bir tabaka vardı ki, Küba devleti bile sözde manevi gücünü J.Marti’den alıyormuş gibi bir tutum içerisindeydi; devlet kurumlarında Marti’nin resmi asılıydı.
Fidel’in, Ortodoks Parti’nin gençlik kanadını esas alarak başlayıp genişlettiği gizli örgütlenme çalışması nitelik ve kararlılık açısından seçilmiş 1000 militan üzerinden yürütülüyordu. Eğitime tabi olanlar birbirini tanımayan küçük hücreler halinde dolaylı yoldan birbirine bağlıydı. Örgütlenmenin tepe noktasında Fidel’le birlikte birkaç yoldaşı (Abel Santamaria, Pedro Miret, Ramiro Valdes) daha vardı. Günü geldiğinde teorik eğitim alanlara silahlı eğitim de verilmeye başlandı ki tüm bunlar kent merkezinde gizlilik açısında profesyonelce düşünülmüş uygun yerlerde (özel bir hastanenin bodrum katı, Havana Üniversitesi kampüsü içinde öğrencilerin denetiminde olan bazı derslik ya da salonlarlarda yapılıyordu. Halkı diktatörlüğün uygulamalarına karşı bilgilendirmek, bilinçlendirmek açısında profesyonelce korudukları gizli bir radyo istasyonu ve matbaaları da vardı.
Askeri ve teorik eğitim alanların ilk eylemi Jose Marti’nin 100. doğum yıldönümünde (28 Ocak 1953) kendini gösterdi. Hükümet de kendince bu doğum günü için günlerdir başka devletlerden yetkilileri Küba’ya davet etmişti. Havana’da kendilerine has bir doğum günü kutlaması programlamış olan Fidel öncülüğündeki yaklaşık bin kişilik eylemci, hava kararınca 50 kişilik kıtalar halinde ellerinde meşalelerle birlikte meydana çıktı. Eğer polis gerçeği fark edip kendilerini hedef alan bir tutum içine girecek olursa meşale sopalarıyla saldırıya karşı koyacaklardı. Her kortejde üzerinde “devrim” yazan bir pankart da vardı. Meşalelerin ışığında yürüyüşçülerin yüzleri de birbirine benziyordu. Polis ekipleri ve izleyenler de şaşkındı. Fidel ile kardeşi Raul kortejin en önündeki sıradaydı. Özgürlük sloganları atan göstericilerin eylemi bir tersliğe işaret etmiyordu. Çevredekiler onların kim ya da kimler olduğunu bilmiyordu. Bazıları “komünist bunlar” yorumu yapsa da durum belirsizdi. Hükümetin Fidelistalar3’dan habedar olmadığı, içerideki kaynaklardan biliniyordu. Kendini pratikte sınamak isteyen militanlar için eylem başarıyla tamamlandı. Bu eylem onların pratik ve güvenlik açısından sınanmasının önemli bir aşamasıydı.
Bundan sonra Fidel’in programında Moncada ve onun yakınındaki Bayamo Kışlası’na yapacakları saldırı vardı. İyi bir keşif için 5 Nisan’daki paskalya bayramında ailesine ziyarete gidiyormuş gibi Oriente’ye gitti Fidel. Kışlaya giriş çıkışlar konusunda Santiago’daki yoldaşlarıyla çevrede ve ayrıca kroki üzerinde görüşmeler yaptı.
Kışlalara saldırı için 26 Temmuz tarihi belirlendi. Santiago çevresinde ortalık normalin dışında kalabalık olacaktı çünkü geleneksel olan bir festival vardı. Bölgede dikkat çekmemek ve eyleme dair her şeyi milimine garanti altına almak için önceden o bölgede bir tavuk çiftliği satın alınmıştı. Eylemciler tek tek ya da grup halinde eylem gününden 1,5-2 gün önce çiftliğe yerleştiler. Silahların önemli bir kısmı ise eylem grubunun iki kadın üyesi olan Melba Hernandez ve Hayde Santamaria tarafından bavulda trenle getirildi. Havana’da basın ile ilişkiler dahil bütün işleri hazırlayın Fidel ise çiftliğe en son gelenlerden biriydi.
26 Temmuz eylemi, çok ince hesaplar yapılmasına rağmen her iki kışlada da saldırı planı şans eseri ortaya çıkan nedenlerle planlandığı gibi yürümedi. Devrimcilerin çoğu kışla avlusu ve çevresinde ya öldü ya ağır yaralandı. Fidel’in, eylemden önce kendisi eğer düşerse o an ve sonraki süreçte komutayı alacak kişi olarak tayin ettiği Hayde’nin erkek kardeşi Abel Santamaria, ağır yaralı yakalanıp işkence ile öldürülenler arasındaydı. Fidel sağ kurtulanlardandı ve günler sonra Sierra yolunda ormanlık bir alanda sekiz arkadaşıyla birlikte yakalandı. 26 Temmuz eyleminin başarısız oluşu Batista’ya bayram havası yaşatıyordu. Bu keyifle ele geçirdiklerini ya kurşuna dizdiriyor ya da işkenceyle katlediyordu ki bu kamuoyunda şiddetli tepkilere neden oldu.
Eylemin başını Fidel Castro’nun çektiği bir süre sonra anlaşılmıştı. Fidel’in anne babası ile eşi Mirta eylemi gazetelerden öğrendi. Santiago Başpiskoposu Perez Sarantes bir bildiri yayınlayarak “Bu kadar kan yeter, diğer arananlar bulunduğunda dokunulmamalı, yargıya teslim edilmeli” diyordu. Fidel’in eşi ve ailesi de başpiskoposu ziyaret ederek yardım istediler. Ve böylelikle Sarantes yeni katliamlara engel olmak için dağlara doğru giden askerleri takip etmeye başladı. Fidel ve arkadaşları 1 Ağustos 1952’te yakalanarak Santiago Hapishanesinde tek kişilik bir hücreye konuldu. Basına servis edilen fotoğrafı ise çarpıcıydı. O zamanlar Küba’da sivil ya da askeri devlet kurumlarında Jose Marti’nin fotoğrafları asılı olurdu. Fidel’in fotoğrafı da onun önünde çekilmiş olarak Fidel ile Marti aynı karede yer alıyordu. Eylemde yer alıp yakalanan iki kadın da Fidel’in de öldürülenler arasında olduğunu düşünüyordu. Hayde, Fidel’in hapishaneye getirilişi ile ilgili şunları söyler: “Ayak sesleri duyduk, her zamankinden daha yüksek sesler, daha heyacanlı konuşmalar. Büyük bir şeyler oluyordu. Peki ama ne olabilirdi? Sonra bir an hareket eden bir el, hareket eden parmaklar gördüm. Nasıl anladım bilemiyorum ama o eller Fidel’in elleriydi. Bizler o ana kadar yaşamıyorduk sanki. Şimdi bu duygudan kurtulmuştuk. Bunu yaşamadan anlayamazsınız.”4
Moncada saldırısının başarısız olması Batista yönetimine öfke duyan Kübalıları çok üzmüştür. Tutsaklar için kurulan mahkemede psikolojik üstünlüğü ele geçirme Fidel için çok önemlidir. Tecrit edildiği hücresinde yargılanmalarıyla ilgili bütün ayrıntıları gözden geçirmeye başlar. Stratejisi şöyledir: Bir kere her iki kışlaya da saldırı gerçekleştirenlerin çoğunluğunun bu işte liderliği ve sorumluluğu olmadığı için beraat etmelerini sağlamak. İkincisi darbecilerin Küba halkına yaptıkları ile devrimcilere işkence ederek infaz etmesini özellikle teşhir etmek. Ki Batista’nın suçları konusunda F. Castro’nun eylemden çok önce yargıya yaptığı bir başvurusu da vardı. Kurmay kadrosundaki Pedro Miret ve Raul Castro, Fidel’in bilgisi doğrultusunda tüm tutuklular arasında soru yanıt şeklindeki görüşmelerini haberleşme ağı sayesinde Fidel’e ulaştırmışlardı da. “Fil hafızalı” olarak nitelenen Fidel kendisine ulaşan kişi bilgilerini beyninde adeta dosyalıyordu. “O kadar zengin bir hafıza ki bazen sentezci düşünmesine engel oluyor. Düşünce tarzı bir ağacı andırıyor.”5 Hapiste, üniversiteli iki gerilla Pedro Miret ve Raul Castro tutsakların ruh ve morallerini canlı tutmak için eğitim faaliyeti de yürütüyorlardı.
Tutuklanma ile davanın başlama süresi 50 gündü. Fidel, kaybettiği arkadaşlarının acısının üzerinde zafer tohumlarını yeşertmek için kıvranıyordu. Fidel’in ilk itiraz hamlesi tutsakların kelepçeli olarak salonda oturtulmasına oldu ve kelepçeleri çözdürmeyi başardı. 26 Temmuz eylemiyle hiç ilgisi olmayan bazı sosyal demokratlar, sosyalistler de içeri atılarak davaya dahil edilmişti. 122 sanıklı davada savunman olarak 22 avukat vardı. Salon ve çevresi 1000 asker tarafından tutulmuştu. İddianamenin esası rejimi devirmek suçlamasına dayalıydı. Fidel Castro buradan hareketle, anayasayı rafa kaldıran rejime karşı ayaklanıp Anayasa’yı halkın çıkarına işleyen bir güce dönüştürmek için savaştıklarını ve bunun ilham kaynağının da Jose Marti olduğunu dile getirdi.
Fidel’in mahkeme nezdinde bir hamlesi de kendi kendinin avukatı olmasını sağlamasıydı. Savunma yaparken cüppeli olması gerekti. Ancak boyuna göre bir cüppe bulunamayınca hakimlerden birinin cüppesini giyecek, savunma anında avukat masasında olacak ve sonra cüppeyi çıkartıp yerine geçecekti. Duruşmayı izleyen gazetecilerin yaptığı haber Küba halkına büyük bir moral kaynağı oldu. Hatta hakimlerden ikisinin Fidel’e sempatisi olduğu da düşünülüyordu. Batista ilk celsede psikolojik üstünlüğü kaybetmişti. İkinci duruşmaya Fidel’i getirmemek için bir yol bulmaya çabaladılar. O yol da, adli tıptan ruh sağlığı ile ilgili olumsuz bir rapor aldırmaktı. Fidel kendisini muayene için gönderilen iki doktorun isteğini geri çevirmesine rağmen doktorlar istenilen raporu hazırladılar. Fidel iletişim ağı sayesinde mahkemeye neden getirilmediğine dair bir notu tutuklu kadın yoldaşı Melba Hernandez’e ulaştırdı. Duruşma başladığında, ad okunarak yapılan yoklama sırasında Fidel’den ses çıkmayınca duruşmaya geliş/gidiş sorumluluğunu yürüten komutan mahkeme heyetine yazı ekindeki raporu sundu. Rapor, “Fidel’in ruhsal açıdan hastalığı nedeniyle duruşmaya katılamayacağını” ifade ediyordu. Bunun üzerine salondan “Fidel hasta değil” diye bir ses yükseldi ve Melba saçlarının arasına sakladığı Fidel’in imzaladığı notu çıkarıp hakime yöneldi. Kumpas boşa çıkmıştı. Bunun üzerine bir subay aracılığıyla Fidel’i zehirleme yoluna başvurdular ancak Yanes Pelletier adlı subay kendisine verilen görevi Fidel’e deşifre etti.
Raul Castro da mahkemede kardeşinin öldürülmesinden endişe duyduğunu, önlem alınması gerektiğini ifade etmişti. Olası daha başka öldürme girişimlerine karşı Fidel bundan sonra kendi önlemlerini almaya başladı. Dava arkadaşı Ramiro Valdes, “Dünyadaki tehlikelerin ve risklerin kokusunu alabiliyor… Bu Fidel bir büyücü”6 diyecekti.
Fidel’in de dahil olduğu tahliye edilmeyen tutsaklar hapis cezalarına çarptırıldılar. Melba ve Haydee 7 ay hapis cezası alırken, en yüksek hapis cezası 15 yıl olarak Fidel’e verildi. Yalnız Fidel’e hasta muamelesi yapmaya devam ettikleri için onu son aşamada bir hastane odasında tek olarak duruşmaya çıkarmışlardı. Fidel’e son olarak Moncada saldırısını yönetip yönetmediği, hükümeti devirmeyi düşünüp düşünmediği sorulmuştu. Fidel tek pencereli küçük hastane odasında önce askerin odadan çıkarılmasını istedi. Yargıç sıcaktan dolayı davayı çabuk bitirmek istiyordu. Birkaç gazeteci ayakta sabırsızlıkla not alıyordu. Fidel önce cebinden parça bölük bir tomar not kağıdı çıkardı ve kafasında önceden hazırladığı plan dahilinde notlarına da bakarak sektirmeden konuşmaya başladı. İki saat süren konuşmasını “Ben, hapishaneye girmekten korkmuyorum. Yetmiş arkadaşımın canını alan sefil zorbanın gazabından da korkmuyorum. Mahkum edin beni. Önemli değil. Nasılsa tarih beni beraat ettirecektir” sözleriyle bitirdi. Ve eylemle birlikte bu davadan Fidel’in ağzından çıkan önemli bir anafikir de “Biz yenilirsek ayağa kalkar bir daha deneriz ama diktatörler yenilirse bu onların sonu olur” sözleridir.
Hüküm giyen erkek tutsaklar Pine Adası’nda yeni açılan hapishaneye konuldu. Orada da Batista cuntasının her türlü baskısına karşı ayakta kalmaya, hapishanede güç kazanmaya çalıştılar. Teorik ve pratik çalışmaları için kurdukları akademiye şehit yoldaşları Abel Santamaria’nın adını verdiler. Abel, Fidel’in çok değer verdiği cesur ve zeki yoldaşlarının başında gelen biriydi. Fidel’in hapisteki en önemli işlerinden biri savunmasını “Tarih Beni Beraat Ettirecektir” başlığı altında bir broşür halinde halka ulaşmasını sağlamaktı ki öyle de oldu. Parçacık kağıtlara aldığı notlardan yararlanarak sözlü olarak yaptığı savunmayı düzenli bir metin haline getirdikçe gizli yollardan kısım kısım dışarıya gönderdi. Broşürün on bin adet basılıp dağıtılması hedeflendi ve önemli ölçüde bu hedefe ulaşıldı.
Dışarıda tutsak yakınları başta olmak üzere aydınlar, harekete sempati duyanlar içeridekilerin salıverilmesi için özel kampanyalar düzenleyerek Fidelistaların serbest bırakılması için uğraşıyordu. Kamuoyu baskısı artınca hükümet şartlı bir af tasarısı hazırladı ama Fidel şartlı affı reddetti ve mesajını “Bugün biz siyasi tutsaktan fazlasıyız; diktatörlüğün rehineleriyiz. Bizler haklarımızdan zorla alıkonulabiliriz. Fakat kimse mahrum bırakıldığımız haklarımızı geri almak için beş para etmez şeyler öne süremez. Özgürlüğümüzü kazanmak için bir gram taviz vermeyeceğiz”7 sözleriyle ifade etti. 15 Mayıs 1955 yılında hükümet onları şartsız bırakmak zorunda kaldı. Ve Fidel Castro, dışarı çıktığında ilk işi, duvarlarda MR-26-7 (Movimiento Revolucionario del 26 de Julio) yazılı hale gelen hareketi, değişik sorumlulukları paylaşan hiyerarşik örgütsel bir yapıya kavuşturmak oldu.
Fidel, anayasayı işletip seçimler yapacağı yönünde yumuşama belirtileri gösteren Batista’ya karşı kendi kadrolarıyla yasal mücadele yürütmeyi düşünürken Raul Castro, o sıralar gerçekleşen bir bombalama eyleminin faili olarak aramaya başladı ve bu nedenle Pedro Miret de tutukladılar. Bombalama eylemi planlı bir kumpastan ibaretti. Fidel’in de yazılarını yayınlayan La Calle gazetesi ile komünistlerin etkili gazetesi Alerta kapatıldı. CIA’nın Fidel’i ortadan kaldırmayı planladığı söylentileri dolaşıyordu. Pedro Miret, Fidel’in yoğun çabaları sonucu serbest kaldı. Raul Castro ise gizlice Meksika Büyükelçiliğine sığındı ve iltica başvurusu yaptı.
Fidel, Batista ile işbirliği içindeki ABD’nin kendisine dair niyetini anlamış ama hiç renk vermeden ilişkilerini kontrollü bir şekilde sürdürüyordu. Arkadaşları onun için bir koruma hattı kurmuşlardı. Barındığı evi sık sık değiştirmeye başladı. Ve Küba’dan ayrılacağına dair hiçbir belirti vermeden pasaportuna gizli yoldan turist vizesi alarak 6 Temmuz 1955’te uçuş için Meksika yoluna çıktı. Yolculuk masrafları için ablası Lidya evindeki buzdolabı dahil bazı eşyaları satmıştı. Oğlu Fidelito’yu ise uçağa binerken kız kardeşleri kreşten alıp babasıyla vedalaşmaya getirmişlerdi. Fidel, ülkesinden tıpkı Moncado yenilgisinin ardından söylediği “geri geleceğiz” inancıyla gidiyordu. Ama o gün için sonradan “uçağa bindiğimde neredeyse ağlayacaktım” diyecekti.
Meksika’nın başkentinde Küba’dan çokça siyasi sürgün vardı. Raul zaten oraya ulaşmıştı. Maria Antonia siyasi sürgünlere dayanışma ve yardım toplayarak ev sahipliği yapan devrimci biriydi. Fidel çalışmaya ilk bu çevrede başladı. Gelmeden önce devrimci ilişkilerin Küba ayağı bağlantılarla birlikte hazırlanmıştı. Pedro Miret, Armando Hart, Cela Sanchez, Frank Pais dahil profesyonel bazı kadrolar Küba’daydı. Raul, burada Guatemala’dan Perulu kız arkadaşı Hilda ile gelip bir hastanede çalışan, fotoğraf çekip, Rusça dil kursuna giden Ernesto Guevara ile tanışmış; Fidel’in savunmasının esasları hakkında bilgi vermişti. Guevara, Fidel’in ismini Guatemala’dayken duymuştur; onunla yüz yüze tanışmak için de Maria Antonia’nın evine gider. Fidel, Küba’da devrim yapacağına dair sözler ettiğinde Che’nin kız arkadaşı Hilda “Madem öyle neden Küba’da değil de buradasın?” dediğinde Fidel, dört saat konuşarak Hilda’nın sorusunu yanıtlamaya çalışır. İkinci görüşme Che’nin evinde olur ve Che bu görüşmeden sonra Küba’ya çıkartma yapacaklardan biri olmaya karar verir.
Fidel Castro Meksika’ya ayak bastığı 06 Temmuz 1955’ten 25 Kasım 1956 tarihine kadar çıkartmaya katılacak savaşçıların maddi ihtiyaçlarının karşılanması yanında teorik ve askeri eğitimi, ülkedeki ilişkilerin buna göre geliştirilmesi yönünde çokça çaba ve emek harcandı. Başkentin dışındaki Tuxpan limanında “yat” şeklinde bir geminin gizlice alınıp yola çıkacak duruma getirilmesi dahil, A'dan Z'ye tüm sorunların halledilmesiyle uğraşıyordu. Hatta 1955 ve 1956 yılı boyunca Bahama Adaları ve Florida’ya gidip orada yaşayan Kübalılarla toplantılar yapıp bizzat yardım kampanyası örgütlemiş ve ülkeye ne zaman geçeceklerinin yaklaşık zamanını bile Küba’dan gelen kadrolarla birlikte belirtmişti. Fiziksel dayanıklığı da içine alan askeri eğitim için dağ kıyısında özel bir alan kiralanmıştı. Askeri eğitim için de Fidel, İspanya İç Savaşı komutanlarından olup Meksika’da olan Alberto Bayo ile anlaşmıştı. Alberto Bayo, ailesiyle Meksika’da yaşıyor ve bir akademide askeri strateji üzerine hocalık yaparak geçimini sağlıyordu. Meksika’daki siyasal ve askeri eğitim çalışmaları yaklaşık bir buçuk yıl sürdü. O gün gelmiş; Fidel, polisin bir ihbar nedeniyle kendisi aramaya düştüğü Meksiko City’den ayrılıp 81 gerillanın da olduğu Granma yatıyla 25 Kasım 1956’da Küba’ya doğru hareket etmişti.
Devrim Fidel için şakaya gelen ya da hafife alınacak bir şey değildi. Bütün planlarını buna göre yaptı, duygusal ve fiziki tüm enerjisini o yönde kanalize etti. Dağdaki gerilla ekipleri önce köylerle, sonra kentteki emekçilerle bağlarını kuvvetlendirdi. 1958 yılının son aylarında Sierra Maestra’dan birçok kol halinde kasaba ve kentlerden geçerek kentlere ulaştılar. Fidel, 1953’te arkadaşlarını yitirdiği Moncada Kışlasının devrini almak için özellikle Santiago’ya kendisi ulaştı. Santiago’dan Havana’ya beş günlük (3-8 Ocak) şölen şeklindeki bir devrim yürüyüşü ile geçildi. Che Guevara ile Camilo Ciganfuegos Havana’ya çoktan ulaşmıştı.
Fidel ve ona katılan askerler, köylüler, kentliler başkente girmeye başladığında kiliselerin çanları çalıyor, gemilerden, fabrikalardan siren ve düdük sesleri yükseliyor, top atışları gürlüyordu. Küba halkı zafer sarhoşluğuyla sevinçten göz yaşlarına boğulmuş olarak Fidel’in halka yaptığı konuşmayı dinliyor. Yeni bir Küba kuruluyor; ulusal, uluslararası sorunların çözümünde Fidel aynı ustalıkla özgür ve bağımsız Küba’yı 57 yıl boyunca ayakta tutmaya çalışıyor ve 25 Kasım 2016’da vefat ediyor. Gitmeden önce de gerideki Küba halkına güvendiğini her fırsatta dile getiriyor. “Yıllar boyunca yapılmış işler ve yaratılmış bilinç bu şartlar altında bile bir mucize gerçekleşmesini sağladı. Nasıl direndik? Çünkü devrimin arkasında her zaman halkın desteği oldu, hala var ve her zaman olacak. Zeki bir halk. Her geçen gün birbirine daha çok kenetleniyor; kültür seviyesi yükseliyor, mücadeleciliği güçleniyor.”
Devrimle birlikte Santiago’dan Havana’ya beş gün süren, bazı kent ve kasabalarda konaklayan gerilla, asker ve halkla birlikteki o devrim yürüyüşü Fidel’in 25 Kasım’daki 2016’daki ölümünden sonra tersine bir yürüyüş ve saygı kervanına dönüştü. Naaşı kendi vasiyeti üzerine Küba’da bağımsızlık savaşlarının beşiği ve Jose Marti dahil devrim şehitlerinin çoğunun ebedi toprağı sayılan Santiago yoluna çıktığında, emperyalizmin ablukası altındaki Küba halkına kalan, bağımsız ve özgür Küba için herkesin bir Fidel olması gerektiği inancıydı.

Yo Soy Fidel! (Ben Fidel’im)…
- 1
Ölüm günü tarihin cilvesi gibidir. Fidel’in Meksika’dan Küba’ya çıkarma hareketinin başlangıcı da ölümünden 60 yıl önceki aynı tarihtedir (25 Kasım 1956).
- 2
Tad Szulc, Facritical Portrait Fidel, sf. 112-113
- 3
O süreçte henüz açığa çıkmış bir hareket olmasa da Küba basınında Fidel ile birlikte hareket edenler için “Fidelistalar” adı da kullanılır olmuştu.
- 4
Leycester Coltman, Yaşayan Devrimci Fidel Castro, sf 90
- 5
Ignacio Ramonet, Fidel Castro: İki Ses Bir Biyografi sf.19
- 6
Hatice Eroğlu Akdoğan, Fidel Castro; Kendi Gerçeğini Yaratan Efsane, sf.137
- 7
Hatice Eroğlu Akdoğan, age. Sf. 154
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.