Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Avrupa solu nasıl adım adım NATO’cu oldu?

Kiminin adı zaten sosyal demokrat, kimiyse “komünist”. Adım adım düzenle barıştılar, sonunda NATO’cu oldular. Avrupa solunun ibretlik öyküsü…

Evin Nagehan

Yayın Tarihi: 22.09.2024 , 00:00 Güncelleme Tarihi: 23.09.2024 , 09:47

ABD ve NATO dünyada ve bölgemizde büyük ölçekli bir savaş riskini artıracak adımlar attıkça, saldırgan ve yayılmacı İsrail’e kol kanat gerdikçe dünyadaki sol partilerin bu konudaki tutumları daha da önem kazanıyor. Bu yazıda sosyal demokratından sosyalistine Avrupa solunun geçmişten günümüze NATO karşısındaki tutumunu ele alacağız.

Avrupa Solu’nun günümüzde emperyalizm ve NATO konusundaki tavrını anlamak için aslında I. Dünya Savaşı öncesindeki sürece gitmek, sosyal demokratlar ve bu emperyalistler arası savaşta ülkelerindeki sermaye sınıfıyla uzlaşmayan komünistler arasındaki ayrışmayı incelemek gerekiyor. O kadar geriye gitmeyelim. İkinci Savaş’tan başlayalım.

Bu savaşta Sovyetler Birliği’nin Nazi işgalcileri topraklarından çıkartıp Berlin’e kadar kovalaması ve Avrupa’daki birçok komünist partinin Nazilere karşı direnişiyle birlikte savaş sonrası Avrupasında komünist partiler ülkelerinde prestij kazanmış, seçim başarıları yakalamış ve neoliberal döneme kadar bazı koalisyon hükümetlerinde bile yer almışlardı. Savaş sonrası ortaya çıkan “avrokomünizm” yaklaşımının Avrupa’da komünist partilerde egemen olmasıyla birlikte bu partiler devrim fikrinden uzaklaştılar. 

Niye? Çünkü savaş sonrasının bu prestijli, çok oylu, milletvekilli sol partileri, sermaye sınıfıyla yenişemezlik halinin sonsuza kadar süreceği yanılsamasına kapıldılar. Bir taraftan kendi ülkelerinde kapitalist düzene daha fazla eklemlendiler, bir taraftan da emperyalizm onlar için ikincil bir başlığa dönüştü. Fakat emperyalizmin savaş sonrası kurulan örgütü NATO ve ABD, devrimci, komünist örgütlerle yasadışı yollarla mücadele etmek için İtalya, Türkiye gibi ülkelerde neofaşist yapıları askeri ve ekonomik olarak destekleyecekti.

1980’lerde Sovyetler Birliği’nin çözülme süreciyle ve özellikle de bunun resmileştiği 1991 sonrasında Avrupa’da sosyal demokrat partilerin emek ve sermaye arasında “denge” gözeten pozisyonları da değişti ve bu partilerin bu neoliberal dönemde sermayenin emeğe saldırısına öncülük etmeleriyle sonuçlandı. Avrupa’daki sosyal demokrat iktidarlar, muhafazakar-liberal iktidarları hiç aratmayacak şekilde, bir taraftan özelleştirmeleri ve sosyal devletin tasfiyesini gerçekleştirip iş güvencesi ve güvenliğini ortadan kaldırırken bir taraftan da bu politikalarla tutarlı bir şekilde uluslararası planda ABD ve NATO’nun Ortadoğu’da ve dünyanın diğer bölgelerindeki askeri müdahalelerinin planlayıcısı ve uygulayıcısı olacaklardı. 

1999: Yugoslavya’ya NATO müdahalesi ve Avrupa solu

Kosova’daki “azınlığı koruma” bahanesiyle, Birleşmiş Milletler kararını bile beklemeden, ilk başta sadece askeri hedefleri vuracağını söyleyerek Yugoslavya’ya saldıran NATO birliklerinin başını sadece ABD çekmiyordu. 1997-2007 yılları arasında İngiltere başbakanı ve İşçi Partisi (Labour Party) genel başkanı olan Tony Blair, 1998-2005 yılları arasında Alman Şansölyesi olan ve bu zaman zarfı içerisinde beş sene Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SPD) genel başkanlığını da yapmış olan Gerhard Schröder, Schröder’in hükümetinde şansölye yardımcılığı ve dışişleri bakanlığı görevlerini üstlenmiş olan Yeşiller’in lideri Joschka Fisher Yugoslavya’ya askeri müdahalenin tezgahlanmasında ön planda olan sosyal demokrat ve solcu NATO'culardı.

NATO bombardımanının bahanesi ‘azınlığı koruma’ olsa da esas meselenin Miloseviç döneminde uluslararası sermayeye ülke kaynaklarının peşkeş çekilmemesi olduğu, savaş sonrasında ülke kaynaklarının Alman sermayesinin kontrolüne bırakılmasıyla netleşecekti. Savaşın bedelini ise NATO bombardımanı altında katledilen yüze yakını çocuk olmak üzere iki binden fazla sivil ödeyecekti. Yüz binlerce insan evlerini terk ederek göç etmek zorunda kalacak ve NATO'nun Belgrad'ı zayıflanmış uranyumla bombalanmasının üzerinden yıllar geçmesine karşın insanlar yüksek dozlarda radyasyondan zarar görmeye devam edecekti.

Yugoslavya’ya NATO müdahalesinin gerçekleştiği 1999’da Çek Cumhuriyeti, Macaristan ve Polonya bu eli kanlı örgüte katılacaklardı.

2003’te Irak işgalinin öncüsü İngiliz ‘İşçi Partisi’ 

Yugoslavya’dan sonra benzer bir şekilde ABD ve İngiltere öncülüğündeki NATO ülkeleri bu sefer ‘kitle imha silahları’ bulundurduğu gerekçesiyle Irak’ta Saddam Hüseyin yönetimini devirmek için sivil asker demeden yüzbinlerce insanı katledeceklerdi. İşgalin esas sebebi ise yine ülkenin petrol gibi doğal kaynaklarının uluslararası sermayenin kontrolüne geçmesini sağlamaktı.

İngiliz İşçi Partisi’nin lideri Blair ve partisi bu işgalde de önemli bir rol oynayacaklardı. Sonradan ortaya çıkan belgeler Blair’in ABD Başkanı George W. Bush'a Irak'ın işgaline destek vereceğine dair işgalden bir yıl önce söz verdiğini ortaya çıkarmıştı. Irak’ta NATO üyesi devletlerin işgalinin bilançosu Yugoslavya’dakinden daha da ağır olacaktı. 2003-2006 yılları arasında savaşta ölenlerin sayısının 650 binden fazla olduğu tahmin ediliyor. Uzmanlar savaştan sonra doğan bebeklerde görülen anomalilerden hareketle ABD’nin savaşta kalıtsal hastalıklara sebep olacak silahlar kullandıklarını belirtiyorlar.

2011’de ‘Arap Baharı’nı alkışlayan Avrupa Solu

2010-2011 yıllarında Tunus, Libya, Mısır, Suriye gibi Arap ülkelerinde başlayan hükümet karşıtı protestolar Batı tarafından ‘Arap Baharı’ diye adlandırılmış, bir süre sonra ise bu ülkelerin bazılarında İslamcı partilerin iktidara gelmesi, bazılarında da cihatçıların bu ülkelerde güçlenmesi ve bu ülkelerde bazı bölgeleri fiilen kontrol edecek bir güce erişmeleri bu adlandırmanın ne kadar yanlış olduğu geç de olsa ortaya çıkmıştı. Avrupa Solu ABD ve NATO ülkelerinin bu ülkelere müdahalelerini de yanlış okumakta ısrar etmişti.

Avrupa Solu için bu emperyalist müdahalelere desteğin gerekçeleri arasında bu ülkelere ‘demokrasinin’ gelecek olması, hatta bazılarında ‘devrimin’ gerçekleştiği iddiası yer alıyordu. Suriye özelinde ise ABD’nin emperyalist müdahalesini desteklemenin motivasyonu, bu saydıklarımıza ek olarak, bu ülke birliklerinin Kuzey Suriye’deki ayrılıkçı Kürt unsurlarıyla işbirliği içerisinde olmasıydı. Bugün milyonlarca Suriyelinin ülkelerini terk edip başta Türkiye olmak üzere diğer ülkelere sığınmacı veya göçmen olarak yerleşmesinin ardında da aslında bugün Ümit Özdağ gibi Türkçülerin özellikle görmezden geldiği bu emperyalist müdahale vardı.

2022 Rusya-Ukrayna Savaşı sonrası Avrupa Solu

Sovyetler Birliği’nin çözülüşünden sonra Batı dünyasında esen ‘barış’ ve ‘değişim’ rüzgarlarının ne kadar aldatıcı olduğu NATO ülkelerinin çıkarttıkları savaşlarla ve bu savaş örgütünün adım adım yayılmasıyla ortaya çıkacaktı. 

NATO’nun en büyük genişleme hamlesi Irak işgalinden bir yıl sonra 2004’te gerçekleşecek ve Kaliningrad bölgesi haricindeki Rusya topraklarına komşu olan Estonya ve Letonya’nın da dahil olduğu yedi ülke bu örgüte katılacaktı. Daha sonraki süreçte ise 2009-2020 yılları arasında Yugoslavya’yı kana bulayan NATO’nun bünyesine, bu ülkenin dağılmasıyla ortaya çıkan ülkelerden Arnavutluk, Hırvatistan, Karadağ ve Kuzey Makedonya dahil edilecekti.

Bütün bu gelişmeleri görmezden gelerek NATO yayılmacılığını durdurmak için mücadele etmeyen Avrupa Solu’nda NATO yanlısı pozisyonunun gerekçelendirmesi için 2022’de başlayan Rusya-Ukrayna savaşı bir fırsat olarak ortaya çıktı. Rusya’nın bütün bu gelişmeler sonunda Ukrayna’ya savaş açmasıyla birlikte NATO karşıtlığı Avrupa Solu’nda daha da zayıfladı, hatta bir tür Rus düşmanlığı Avrupa’ya egemen oldu. 2023 yılında Rusya’nın sınır komşusu Finlandiya ve 2024’te İsveç de bu küresel terör örgütüne dahil oldular.

Almanya’da SPD’nin solunda yer alan ve 2007’de kurulan Sol Parti’nin (Die Linke) içerisinde uzun süredir NATO ve Rusya konusunda fikir ayrılıkları var, ki Rusya-Ukrayna savaşının sonuçlarından biri de bu partinin içinden 2024 başlarında NATO karşıtı başka bir sol partinin çıkması oldu. İktidar ortakları SPD ve Yeşiller ise açık NATO destekçiliğine devam ediyorlar.

‘Boyun Eğmeyen Fransa’nın yarısı Finlandiya’nın NATO üyeliğine karşı çıkmadı

Fransız Parlamentosu’nda Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılımıyla ilgili olarak 2022 yazında yapılan oylamaya, seçimlere Yeni Ekolojik ve Sosyal Halk Birliği (NUPES) çatısı altında giren ve sonrasında parlamentoda çeşitli gruplar halinde yer alan partilerden sosyal demokrat ‘Sosyalist Parti’nin (PS) 31 vekilinden 14’ü ve Yeşiller’in 23 vekilinden 12’si bu ülkelerin NATO’ya girmesi için onay verirken bu partilerin diğer vekilleri oylamaya katılmadılar. Fransız Komünist Partisi’nin (PCF) genel sekreteri Fabien Roussel ise oylamaya bile katılmadı.

Sosyal demokrasinin solunda olarak nitelendirebileceğimiz Jean Luc Melenchon liderliğindeki Boyun Eğmeyen Fransa’nın (LFI) ise o dönemki 75 vekilden 43’ü üyeliğe karşı çıkarken partinin 32 vekili ise oylamaya katılmamıştı. 2024 erken seçimlerine Yeni Halk Cephesi (NFP) çatısı altında giren LFI’nin ve bu yeni ittifakın NATO konusundaki tutumunu ise daha önce başka bir yazıda irdelemiştik.

Türkiye’de de bu anlamda ‘Avrupalı’ bir yol tutturan Türkiye İşçi Partisi’nin dört vekilinden hiçbiri Mart 2023’te TBMM’de gerçekleşen Finlandiya’nın NATO’ya katılımıyla ilgili oylamaya katılmamıştı.

Çipras’ın SYRIZA’sı NATO’culukta sağı aratmadı

Bir dönem Türkiye’de de rüzgarları esen ve Türkiye solunun önemli bir bölümünün öykündüğü yeni sosyal demokrat SYRIZA ve eski sosyal demokrat PASOK da Yunanistan Parlamentosu’nda Eylül 2022’de Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılımı için gerçekleşen oylamada onay verdiler. Solun antiemperyalizm bayrağını ise yine NATO oylamasında hayır oyu veren Yunanistan Komünist Partisi taşıyacaktı.

2015-2019 yılları arasında Aleksis Çipras başbakanlığında iki farklı hükümet kuran SYRIZA döneminde NATO’yla ilişkiler derinleşti. Bu dönemde Çipras’ın dışişleri bakanı Kammenos ‘ABD'nin Yunanistan'da askeri varlığını daha kalıcı bir şekilde konuşlandırmasının Yunanistan için çok önemli’ olduğunu söyleyecek ve ABD’den mevcut üslere ek olarak sadece Girit’teki Suda Körfezi'nde değil, aynı zamanda Yunanistan anakarasındaki Larissa'da, Volos'ta, Dedeağaç'ta da’ yeni üsler açmasını isteyecekti. 

Yine de Avrupa’da ‘Büyük insanlığın’ bayrağını taşıyanlar var

Yukarda özetlediğimiz tabloya bakınca Avrupa solu hakkında bir karamsarlık ortaya çıksa da Avrupa’da, tarihi 1949’da kurulan Dünya Barış Konseyi’ni de kapsayan, ABD ve NATO karşıtı önemli bir birikimin olduğunu ve bu birikimi günümüz siyasetine taşımak isteyen öznelerin mücadelesinin devam ettiğini de belirtmemiz gerekiyor. Avrupa metropollerinde 2003 Irak işgaline karşı sokağa çıkan milyonlar hala akıllarda. Ekim 2023’ten beri sürmekte olan İsrail barbarlığına karşı amfileri dolduran üniversite öğrencileri, sokaklara koşan yüzbinler ‘Büyük insanlığın’ Avrupa’da da yaşamaya devam ettiğinin kanıtı. 

Geçtiğimiz yıl kurulan ve içinde Yunanistan Komünist Partisi ve Türkiye Komünist Partisi’nin de yer aldığı Avrupa Komünist Hareketi çatısı altındaki komünist ve işçi partileri kendi ülkelerinde NATO’ya karşı mücadeleyi yükseltiyorlar.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.