Sayfa yolu
Ankara'nın umudu, Riyad'ın 'vetosu', Kahire'nin 'çekincesi': Mısır 'Mekke İttifakı'na neden katılmadı?
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Yayın Tarihi: 14.08.2026 , 15:33 Güncelleme Tarihi: 14.08.2026 , 18:00
"Ortadoğu'nun güvenlik mimarisini yeniden dizayn etme" iddiasıyla yola çıkan Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan ve Mısır, uzun süredir yoğun bir diplomasi trafiği yürütüyordu. Bölgesel çıkarların, emperyalist planların ve sermaye arayışlarının kesiştiği bu trafiğin, geniş çaplı bir askeri ittifakla taçlanması bekleniyordu.
Beklenen "o büyük imza töreni" nihayet gerçekleşti ancak masada önemli bir koltuk boş kaldı. Aylardır kurgulanan ve dış basında "Müslüman Dörtlüsü" olarak anılmaya başlanan yapının kilit aktörlerinden Mısır, anlaşmaya imza atmadı.
Kahire'nin bu fotoğrafta yer almaması, kurulan yeni denklemin ne kadar kırılgan olduğunu da gözler önüne serdi. Peki, baştan beri bu "dörtlü vizyonun" bir parçası olarak görülen Mısır, bölgesel denklemi değiştireceği iddia edilen bu ittifaka neden dahil olmadı?
Mekke Anlaşması: Kimin çıkarlarına hizmet ediyor?
AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif'in katılımıyla 7 Ağustos'ta imzalanan "Mekke Ortak Savunma Anlaşması", üç ülkenin askeri kapasitelerini tek potada eritmeyi hedefliyor.
Anlaşmanın merkezinde, Pakistan'ın nükleer ve askeri gücünü, Türkiye’nin savunma sanayisi kapasitesini ve Suudi Arabistan'ın devasa sermayesini birleştirmek yatıyor.
Öte yandan Anlaşmaya göre, NATO’nun 5. maddesine benzer şekilde, taraflardan birine yönelik herhangi bir silahlı saldırı, tümüne yapılmış sayılacak. Ayrıca anlaşma, müttefik ülke ordularının birlikte çalışabilmesi, lojistik destek ve istihbarat paylaşımı gibi çeşitli alanları da kapsıyor.
Fakat resmi makamlarca "herhangi bir ülkeyi hedef almayan, savunma odaklı bir hamle" olarak pazarlansa da sahadaki gerçekler bambaşka bir tablo sunuyor. Ortadoğu'da haritanın tam ortasında yer alan İran'ın sistematik olarak dışlandığı bu pakt, ABD'nin bölge planlarıyla doğrudan örtüşen bir adımı olarak öne çıkıyor.
Karadeniz'den sonra Kızıldeniz'de de İran ve Yemen karşıtı ittifaka destek veren Ankara hükümeti, aslında dolaylı olarak tarafı olduğu savaş cephelerini İsrail'in çıkarlarına hizmet edecek şekilde genişletiyor. Nitekim anlaşmaya İran cephesinden gelen "Artık güvenlik için başkalarına yalvarmak zorunda kalmamak için politikalarınızı düzeltin" uyarısı, meselenin kime karşı kurgulandığını net bir şekilde özetliyor.
'Müslüman Dörtlüsü' hayali ve Fidan'ın 'teknik' bahanesi: Mısır neden masada değil?
Bu yeni askeri maceranın başlangıcında, Mısır'ın da mekanizma için doğal bir aday olduğu düşünülüyordu.
Hatta Mısır, geçtiğimiz yıl Pakistan ile zırhlı araç ve hafif silah ortak üretimi için; aynı tarihlerde Suudi Arabistan ile de stratejik ortaklığı genişletmek için masaya oturmuş, ikili düzeyde askeri odaklı temaslarını sıklaştırmıştı.
Öte yandan Türkiye ve Mısır ilişkileri de yıllarca süren krizin ardından artık diplomatik normalleşmeyi aşıp askeri entegrasyon safhasına gelmişti.
Halihazırda İslamabad ile Riyad çoktan somut adımlar atmış ve Pakistan, Suudi Arabistan'a binlerce asker, JF-17 savaş uçakları ve hava savunma sistemleri konuşlandırmıştı.
2024 yılından bu dört ülke arasında gerek ikişerli, gerek dörtlü şekilde devam eden görüşmelerin, istişarelerin ve mutabakatların ardından ittifakın üç devletle kurulması çeşitli tartışmalara neden oldu.
Kahire'nin ittifakta yer almamasına yönelik Ankara cephesinden ilk değerlendirme Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'dan geldi. Fidan, Kahire'nin Ankara için "doğal bir ortak" olduğunu vurgulayarak, "Mısır'ın da bizim aramızda olacağına inanıyorum. Zaten şu anda ittifak üyesiymiş gibi davranıyoruz. Birkaç tane teknik husus var, bunlar hayata geçtiği zaman Mısır'ın olmaması için hiçbir sebep yok" ifadelerini kullandı.
AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da ittifakın genişlemesini arzu ettiğini, "Bizim vizyonumuz üç ülkeyle sınırlı kalmayarak daha da büyümek ve mümkünse bir gün bölgedeki bütün ülkelerin bu çatının altında toplanmasını sağlamaktır" ifadesiyle bildirdi.
Ayrıca dün Mısır'a ziyaret gerçekleştiren Fidan, Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ile yaptıkları görüşmenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında şöyle konuştu:
"Mekke'de üç ülke tarafından atılan bu temel gerçekten liderlerimizin ortaya koyduğu tarihi bir inisiyatif olmuştur. Bu noktada tabii ki biz, Mısırlı kardeşlerimizle bu meseleyi en başından itibaren konuşuyoruz. Çok yakından istişare ediyoruz. Bölgede attığımız gerek güvenlik gerek siyasi gerek ekonomik konuların hepsinde istişare ettiğimiz kardeş ülkelerden biridir Mısır. Bu konu, bizim için önemli. Tabii ki onlar kendileri de ifade ettiler. Bunu şu anda belli bir detayla değerlendiriyorlar. Ama yani Mısır, bizim doğal ortağımız. İnşallah yakında resmi ortağımız da olur."
Mısır'ın masaya oturmamasının nedenini "birkaç teknik husus" olarak nitelendiren Fidan, ısrarla Kahire'nin de ittifaka katılması gerektiğini belirtiyor. Peki, Kahire ve Riyad hattında kapalı kapılar ardında yürüyen süreç gerçekten de Fidan'ın anlattığı gibi "teknik hususlar" nedeniyle mi tıkanıyor?
Kahire masayı neden reddetti?
Basına yansıyan diplomatik sızıntılar, Mısır'ın çekincelerinin "teknik" olmaktan çok uzak, tamamen stratejik ve politik olduğunu gösteriyor.
Mısır'ın, imzacı ülkelerle güçlü ikili ilişkiler yürütse de böyle bir yapıya katılmanın bölgesel hareket alanını daraltabileceğini düşündüğü vurgulanıyor. Mısır; bir yanda Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, diğer yanda ise İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Hindistan'ın bulunduğu bloklar arasında açıkça taraf seçmekten kaçınıyor.
Mısır merkezli yayın organı Mada Masr'ın aktardığına göre Kahire, anlaşmayı ortak bir savunma düzenlemesinden ziyade "Suudi Arabistan öncülüğünde şekillenen siyasi bir blok" olarak okuyor. Anlaşmanın üç ülkenin eşit ölçüde savunulmasından çok Suudi Arabistan’ın güvenliğine hizmet edeceğine yönelik kanatin ağır bastığı belirtilirken, Mısır'ın başlıca kaygılarından birinin de bununla alakalı olduğu değerlendiriliyor. Çünkü anlaşma Mısır'ı, Suudi Arabistan’ın karşılaşabileceği askeri tehditlere karşı bağlayıcı yükümlülük altına sokuyor.
Ayrıca Mısır'ın Suudi Arabistan ve BAE'nin başta Sudan olmak üzere bölgede girdiği çıkar çatışmasının ortasında kalmak istemediği de kamuoyuna yansıyan bilgiler arasında yer alıyor. BAE ile halihazırda savunma anlaşması bulunan ve bu ülkeden büyük yatırımlar alan Sisi yönetiminin, Suudi Arabistan öncülüğündeki bir bloğa girerek Abu Dabi'yi karşısına almaktan çekindiği konuşuluyor.
Kahire'nin bir diğer kaygısının ise Türkiye ile ilgili olduğu belirtiliyor. Çünkü Ankara'nın yer aldığı bir askeri ittifaka katılmak, Mısır'ın Doğu Akdeniz'de Yunanistan ve Kıbrıs ile kurduğu stratejik ve enerji odaklı bağları tehlikeye atıyor.
Mısır'ın Körfez ülkelerinin ABD’den tümüyle uzaklaşarak yeni bir güvenlik planına yönelmesini de gerçekçi bulmadığı biliniyor.
İsmi açıklanmayan üst düzey Mısırlı bir yetkili, Körfez ülkelerinin Washington’la yaşadıkları anlaşmazlıklara rağmen savunma alanında ABD’ye bağımlı olduklarını söyledi. Türkiye, Pakistan veya Mısır’la kurulacak işbirliklerinin bu ilişkinin yerini alamayacağını, yalnızca onu tamamlayabileceğini belirtti. Bu nedenle Mekke Anlaşması’nın pratik askeri etkisinden çok siyasi mesajının öne çıktığı değerlendiriliyor.

Diğer neden Riyad'ın 'vetosu' mu?
Ancak Mısır'ın ittifak dışında kalmasının yalnızca Kahire'nin kararı olmadığı belirtiliyor.
Middle East Eye'a konuşan Suudi kaynaklara göre Türkiye'nin Mısır'ı pakta dahil etme yönündeki tüm baskılarına rağmen, bizzat Suudi Arabistan bu katılıma "en azından şimdilik" karşı çıktı.
Bu itirazı doğuran temel etkenin ise Riyad'ın "Sisi yönetimine duyduğu derin güvensizlik" olduğu belirtiliyor.
Çünkü 2013'teki darbeden bu yana zora giren Mısır ekonomisine yaklaşık 25 milyar dolar akıtan Suudi Arabistan, bu devasa sermaye desteğine rağmen Yemen'deki Ensarullah'a veya İran'a karşı yürütülen krizlerde Kahire'den beklediği askeri ve siyasi sadakati göremedi.
Suudi monarşisinin eski kıdemli danışmanlarından biri durumu, "Mısır her zaman bize ve ABD'ye bağımlı olmuştur. Hiçbir şey vermez, sadece alır ve alır" sözleriyle özetliyor.
Bununla birlikte Suudi Arabistan, Sisi'nin BAE Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid'e olan yakınlığından da ciddi rahatsızlık duyuyor. Mısır'ın olası İran saldırılarına karşı BAE'ye savaş uçakları göndermesine rağmen Riyad'a benzer bir destek sunmaması, güvensizliği iyice körüklemiş durumda.
Öte yandan Suudiler'in; Türkiye'nin savunma sanayisi, Pakistan'ın nükleer gücüne karşılık Mısır'ın askeri bir ittifaka katma değer sağlayamayacağını düşündüğü de ortaya atılan iddialar arasında yer alıyor.
Sonuç olarak; AKP iktidarı bölgede yeni bir "güvenlik mimarisi" inşa ettiğini iddia edip, dışişleri bakanı aracılığıyla Mısır'ı masaya davet etmeye devam etse de; emperyalist dengeler, milyar dolarlık sermaye kavgaları ve arka kapılardaki derin güvensizlikler, kurgulanan "Müslüman Dörtlüsü"nün şimdilik üç ayaklı bir masa olarak kalmasına neden oluyor.
soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.
İLGİLİ HABER
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.