Sayfa yolu
Mekke Anlaşması: Moskova’nın göremediği NATO hattı
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Yayın Tarihi: 11.08.2026 , 16:43
İsterseniz önce 7 Ağustos 2026 günü imzalanan Mekke Anlaşması veya Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın esaslarına bakalım. Anlaşmaya göre imzacı ülkelerden birisine yapılmış olan bir saldırı, diğer imzacı ülkelere yapılmış sayılıyor. Anlaşma Eylül 2025’de Suudi Arabistan ile Pakistan arasında imzalanmış olan Stratejik Ortak Savunma Anlaşmasına atıfta bulunuyor. Bu kapsamda savunmanın dışında silah sanayi alanında da işbirliği öngörülüyor.
İmzaların ardından özellikle Türkiye tarafında yapılan açıklamalarda anlaşmanın savunma amaçlı olduğu yönünde vurguya dikkat çekilirken, anlaşmanın hiçbir ülkeyi hedef almadığı ısrarla belirtiliyor. Ancak anlaşmanın özellikle ABD ve İsrail’in İran’a gerçekleştirdiği hukuk dışı saldırıların ardından gelmesi belirleyici bir unsur. Dolayısıyla burada temel belirleyenin Türkiye veya Pakistan’ın savunma ihtiyaçları olmadığı çok açık.
Moskova’dan bakınca gözükenler
Resmî bir konuma sahip olmasa da Russia Today yayını Rusya’nın uluslararası konulara bakışını anlamak adına önemli bir gösterge. Burada çıkan 10 Ağustos 2026 tarihli, Mishel Bychkova imzalı yazı da bunlardan. 1 Yazar, Moskova’daki Ortadoğu Çalışmaları Merkezi'nin Başkan Yardımcısı. Kökenleri 19. yüzyılın başlarına giden merkez, günümüzde akademik ağırlıklı bir düşünce kuruluşu konumunda.
Yazar yaptığı analizde anlaşmanın içeriğinin ortak savunma olmasına rağmen, askerî işbirliği, silah satışı, askeri eğitim ve siyasi koordinasyon içerdiğini vurguluyor. NATO üyesi Türkiye’nin silahlı kuvvetlerinin büyüklüğüne dikkat çeken yazar, Ankara’nın bölgesel bir güç olarak ihtiyaç duyduğu şeyin askeri işbirliği olmadığını belirtiyor. Anlaşmanın Suudi sermayesine erişim kanallarını güçlendirirken, Pakistan’ın nükleer bir güç olarak stratejik derinlik kabiliyetlerinden faydalanılacağını ekliyor.
Yazar, yıllar boyunca Erdoğan’ın izlediği dış siyaset sayesinde Türkiye’nin NATO üyesi olmasının yanı sıra Rusya ile yakın ilişkiler geliştirmesinden hareketle Suriye ve Libya’daki çıkarlarını koruyacak şekilde bölgesel bir güç olma yolunda adım attığını belirtiyor. Mekke Anlaşması sayesinde Türkiye’nin NATO’nun sağladığı “avantajlardan” vazgeçmeden yeni bir güvenlik ilişkisine girdiğini, bunu da Washington veya Brüksel’den bağımsız olarak gerçekleştirdiğini ileri sürüyor.
Yıllar boyunca güvenlik ihtiyaçlarını ABD’ye endeksleyen Suudların da benzer bir ilişki içine girdiği belirtilirken, jeopolitik bağımlılıklarını bir nebze azaltma yönünde adım attıkları öne çıkartılıyor. Türkiye’nin özellikle son dönemde başta Baykar silahlı insansız hava araçları (SİHA) ihracatıyla Suudi Arabistan pazarına giriş yaptığını belirten yazar, bu ülkede silah fabrikası yatırımlarının işbirliğinin derinleştiğine delalet ettiğini vurguluyor. Pakistan’ın özellikle Hindistan’a karşı geliştirdiği nükleer caydırıcılığının anlaşma kapsamında imzacı ülkelere nükleer savunma sağlamadığını belirten yazar, üç ülke arasındaki istihbarat, askerî işbirliği ve savunma sanayi işbirliğinin yavaş ancak emin adımlarla gelişeceğini öngörüyor.
Anlaşmanın hedefine dair de yorumlarda bulunan Bychkova, Türkiye’nin Esad sonrası Suriye’de İsrail ile karşı karşıya gelmesine rağmen anlaşmanın İsrail karşıtı bir koalisyon olmadığını belirtiyor. İsrail ile ilişkiler gerilmesi durumunda yalnız olmaktansa bölgesel bir güvenlik anlaşmasıyla kabiliyetlerin artacağını ekliyor. Yazının son kısmında İran’a da değinen Bychkova, son yaşanan savaşın İran’ın askerî kabiliyetleri ve ABD’nin bölgedeki müttefiklerinin zayıflıklarını ortaya çıkardığını belirtiyor. Bu anlamda Riyad yönetiminin İran’a karşı bu anlaşmayı kullanacağını belirtip, gerilimlerin azalması durumunda anlaşmaya İran ve Mısır’ın da katılabileceğini müjdeliyor! Yazının sonunda ise Türkiye’nin ABD’nin Ortadoğu’daki askeri varlığına meydan okurken, henüz Batı ittifakıyla kesin bir kopuşu göze alamadığı da ekleniyor.
Moskova’nın göremediği
Yapılan veri analizleri doğru bilgiler içerse de düğmeler baştan yanlış iliklenmeye başlandığında varılan sonuç da bariz hatalar içeriyor. Erdoğan’ın belirli bir dönem Batı ittifakının veya daha doğru bir söylemle emperyalizmin krizi sonrasında bıraktığı boşluklardan faydalanma çabasına girişerek Rusya ile yakınlaşma girişiminde bulunduğu doğru. Ancak bu eğilim yerini 2024 yılında sert bir şekilde tam boy NATO’cu yaklaşıma bıraktı. Rusya-Ukrayna Savaşı, Suriye’de Esad rejiminin devrilmesi ve Trump’ın başkanlığıyla devam eden süreç Ankara’daki NATO 3.0 Zirvesiyle taçlandı. Dolayısıyla bugün Türkiye sermaye sınıfının gündeminde bırakın emperyalizmin işaret ettiği yönün aksine hareket etmek, emperyalizmi ikna ettiği kendi çöplüğünde onun planlarına uyumlu harekâtın dışında bir şey olduğunu iddia etmek gerçeklere gözlerini kapatmak anlamına geliyor. NATO Zirvesinde alınan silahlanma ve silah sanayi yoğunlaşması kararlarıyla uyumlu şekilde çerçevelenen Mekke Anlaşması, İran karşısında Suud rejiminin savunulması anlamına gelirken, Pakistan’ın dahli de Türkiye’nin silah sanayisi için bir “havuç” anlamına geliyor. 2 Dolayısıyla anlaşmanın asla bir savunma anlaşması olmadığı, Türkiye’nin NATO bünyesindeki askeri kabiliyetlerinin bölgedeki gerici rejimlerle koordineli şekilde daha geniş bir coğrafyada emperyalizmin planları doğrultusunda kullanılmasını içerdiği çok açık. 3
Rus basınında çıkan analizde geçen Mısır ve İran’ın da anlaşmaya katılma olasılığı ise trajikomik bir analiz. Emperyalizm tahlillerini bir kenara bırakan yazar, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan gibi “koyu” emperyalist angajmanlara sahip ülkelerin uluslararası ilişkilerdeki konumlarına gözlerini kapayıp, anlaşmayı sıradan bir biraraya geliş olarak değerlendirmeyi tercih ediyor. Açık olarak deklare edilmesi de asıl hedef olduğu bariz olan İran’ın Mekke Anlaşmasına katılacağını öngörmek ise gülümsetmeyen bir şaka olsa gerek…
soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.
- 1
- 2
Pakistan’ın nükleer bir güç olduğunu belirttik. Bu aynı zamanda kıtalararası balistik füze kabiliyeti anlamına geliyor. Yani bu kabiliyete sahip olan bir ülke uzaya füze gönderebiliyor. Bilindiği gibi Türkiye sermayesinin önemli hedeflerinden birisi de bu kabiliyet. Bu özellik dünyanın herhangi bir yerine füze saldırısı düzenlemenin dışında uzaya istendiği şekilde uydu gönderme kabiliyeti anlamına geliyor. Roketsan eliyle süren füze çalışmalarında Türkiye sermayesi uzaya çıkmanın eşiğinde. Bu yöndeki çalışmalara yapılacak ve emperyalizminden izin alınmış bir know-how girdisinin, kritik aşamadaki çalışmaları ivmelendireceği açıktır.
- 3
https://www.tkp.org.tr/aciklamalar/askeri-ittifaklar-guvenlik-degil-savas-getirir/
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.