Sayfa yolu
TKP'den 'Mekke Anlaşması' açıklaması: 'Askeri ittifaklar güvenlik değil savaş getirir'
Anlaşmaya AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Suudi Arabistan'ın Mekke şehrinde dün imza atmıştı. Fotoğraf: Anadolu Ajansı
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 08.08.2026 , 09:28
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan "Mekke Ortak Savunma Anlaşması"nın detaylarının belli olmasıyla, iktidarın ülkemizi bir savaşa sürükleme ihtimalinin güçlendiği de anlaşıldı.
"Üç devletten birine yönelik silahlı saldırının hepsine yapılmış sayılacağı" maddesiyle dikkat çeken mutabakata karşı İran'dan "Güvenlik için başkalarına yalvarmak zorunda kalmamak adına politikalarınızı düzeltin" uyarısı geldi.
Türkiye Komünist Partisi de İran’ı zayıflatmaya dönük saldırılar sürerken Gazze Planı’nın devreye sokulmasının; Yemen ve Kızıldeniz’de gerilim tırmanırken Türk-Suudi-Pakistan güvenlik anlaşmasının imzalanmasının birbirinden bağımsız gelişmeler olmadığına dikkat çekti.
"Türkiye’nin askeri gücü emperyalizmin bölgesel planlarına bağlanmakta, halkımızın bu planların bedelini kanıyla ödemesinin önü açılmaktadır" denilen açıklamada, AKP iktidarının "Amerikan barışı"nın taşeronluğuna soyunduğuna işaret edildi.
NATO Zirvesi'ne atıfla "Ankara’da pazarlığı yapılanın bölgede adım adım icraata geçirildiğini" vurgulayan TKP, "Türkiye’nin NATO bünyesindeki savaş gücü ve askeri kapasitesi, Suudi Arabistan gibi bölgenin gerici güçleriyle kurulan yeni mekanizmalar üzerinden daha geniş bir coğrafyadaki emperyalist planlara bağlanmaktadır" ifadelerine yer verdi.
'Ortadoğu’dan Kızıldeniz’e ve Afrika’ya uzanan geniş bir coğrafyayı sert bir dönem bekliyor'
Açıklamanın tamamı şöyle:
"Askeri ittifaklar güvenlik değil savaş getirir
AKP iktidarı, 'Mekke Ortak Savunma Anlaşması' adı verilen anlaşmaya imza atarak ülkemizi yeni ve son derece tehlikeli bir askeri maceranın içine sokmuştur.
Anlaşmanın açıklanan en önemli hükmü, üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı saldırının diğerlerine de yapılmış sayılmasıdır.
AKP böylece, Türkiye’yi hangi koşullarda ve kimin uğruna savaşa sokacağı belirsiz, son derece ağır sonuçlar doğurabilecek bir yükümlülüğün altına girmiştir.
Üstelik bu yükümlülük, emperyalist saldırganlığın, bölgesel rekabetlerin ve gerici iktidarların hesaplarının iç içe geçtiği, her an yeni çatışmalara gebe bir coğrafyada üstlenilmiştir.
Bugün Suudi Arabistan’ın Yemen’de ve Kızıldeniz’de taraf olduğu çatışmaların yarın Türkiye’nin önüne bir 'ortak savunma yükümlülüğü' olarak getirilmeyeceğinin hiçbir güvencesi bulunmamaktadır.
İran’a yönelik yeni bir saldırı dalgasının, Yemen’de büyüyecek bir savaşın ya da başka bir bölgesel hesaplaşmanın Türkiye’yi doğrudan çatışmanın tarafı haline getirmeyeceğini kimse garanti edemez.
Zaten mesele tam da budur:
Türkiye’nin askeri gücü emperyalizmin bölgesel planlarına bağlanmakta, halkımızın bu planların bedelini kanıyla ödemesinin önü açılmaktadır. Bu yüzden anlaşmayı dünya kamuoyuna müjdeleyen Trump’ın 'Türkiye’nin ordusu ve silah sanayii, Suudi Arabistan’ın finansal gücü ve Pakistan’ın nükleer silahları' derken ellerini nasıl ovuşturduğunu hayal etmek güç değildir.
AKP çevrelerinin bu anlaşmayı İsrail’e karşı bölge güçlerinin harekete geçmesi, hatta yeni bir denge kurulması olarak pazarlamaya çalışmasının hiçbir inandırıcılığı bulunmamaktadır.
AKP bölgedeki 'düşman kardeşi' İsrail’i dengelemiyor, güçlendirilmiş bir İsrail, zayıflatılmış bir İran ve emperyalizmin ihtiyaç duyduğu her uğursuz rolü üstlenmeye hazır gerici bölgesel güçlerin eşlik ettiği bir 'Amerikan barışı'nın taşeronluğuna soyunuyor.
Artık Vaşington’un, İsrail’in merkezinde bulunduğu daha geniş bir bölgesel mutabakatın önündeki direnç noktalarını ortadan kaldırmak ve bölgeyi kendi çıkarları doğrultusunda yeniden hizaya sokmak konusunda yol aldığı açıkça görülüyor. İran’ı zayıflatmaya dönük saldırılar sürerken Gazze Planı’nın devreye sokulması; Yemen ve Kızıldeniz’de gerilim tırmanırken Türk-Suudi-Pakistan güvenlik anlaşmasının imzalanması birbirinden bağımsız gelişmeler değildir.
ABD bu stratejinin askeri yükünü bölgedeki müttefiklerine dağıtmak, aynı zamanda bölgeye ilişkin yönelimini NATO’nun ortak stratejisine dönüştürmek istemektedir. Türkiye tam da bu noktada kritik bir önem kazanmaktadır. Ankara’daki NATO Zirvesi’nde Türkiye’nin savaş gücünün ve silah sanayisinin ısrarla öne çıkarılması, ülkemize biçilen bölgesel rolün pazarlığının burada yapılması tesadüf değildi.
Şimdi Ankara’da pazarlığı yapılanın bölgede adım adım icraata geçirildiğini görüyoruz.
Mekke Anlaşması bu nedenle üç ülke arasında imzalanmış bir 'savunma anlaşması' değildir.
Türkiye’nin NATO bünyesindeki savaş gücü ve askeri kapasitesi, Suudi Arabistan gibi bölgenin gerici güçleriyle kurulan yeni mekanizmalar üzerinden daha geniş bir coğrafyadaki emperyalist planlara bağlanmaktadır.
Ortadoğu’dan Kızıldeniz’e ve Afrika’ya uzanan geniş bir coğrafyayı sert bir dönem bekliyor. Enerji ve ticaret yollarına hâkim olma, yeni ve kârlı yatırım alanlarını ele geçirme kavgası büyürken, bu kavgaya yeni askeri saflaşmaların ve kanlı hesaplaşmaların eşlik edeceği açıktır.
Tüm bu nedenlerle halkımız, iktidarın milliyetçi hamasetle, 'yeni Osmanlı' hayalleriyle, mezhepçi söylemlerle ya da 'milli güvenlik' gerekçeleriyle önüne koyacağı yeni savaş senaryolarına karşı uyanık olmalıdır.
Türkiye’nin güvenliği daha fazla askeri ittifaktan, daha fazla silahlanmaktan, emperyalist planlarda daha önemli roller üstlenmekten geçmiyor.
Türkiye’nin güvenliği NATO’dan çıkmaktan, emperyalist üsleri kapatmaktan, yabancı askerleri ülkemizden göndermekten ve bütün komşularımızla eşitliğe, egemenliğe ve karşılıklı saygıya dayanan ilişkiler kurmaktan geçiyor.
Bu ancak Türkiye’de tutarlı bir anti-emperyalist halk iradesinin güçlenmesiyle sağlanabilir.
Halkımızın örgütlü gücü büyümeden Türkiye sermaye sınıfının hırslarının ülkeyi soktuğu savaş cenderesinden kurtulamaz.
Emperyalizmin ve gericiliğin ülkemize biçtiği kaderi reddetmek ve kendi geleceğimize sahip çıkmak için örgütlenmek artık yaşamsal bir ihtiyaçtır. TKP bunun için ne gerekiyorsa yapacaktır."
soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.