Libya "devriminin" kahramanı: Abdülhakim Belhac

Trablus'u ele geçiren muhalif ordunun komutanı, Abdülhakim Belhac, bir El Kaideci. Afganistan'da Sovyetler'e karşı cihad yaptı, 2004'te Malezya'da yakalanıp CIA'dan işkence gördü, ve bugünlerde "devrim kahramanı". Belhac'ın serüveni, son 30 yılda yaşananlara dair çok şey anlatıyor.
Salı, 30 Ağustos 2011 11:48

Muhalifler Trablus'u aldığında, başarının büyük kısmının cephede Libyalı üniformalarıyla taktik uzmanlık sağlayan İngiliz ve Fransız özel harekât subaylarına ait olduğu çok söylendi. Ama Libyalılar'ın da hakkını yememek lazım. Onların başındaki komutanı da anmak gerek.

Abdülhakim Belhac.Trablus Askeri Konseyi lideri. Kenti alan ordunun başındaki isim. "Libya devriminin kahramanı".

Belhac'ın hayatı, kahramanlık-teröristlik ikiliğinin nasıl da birdenbire yer değiştirebileceğinin güzel bir anlatımı. Siyasal islamın ABD ile ilişkilerinin bir özeti.

Sovyetler'e karşı savaşan kahraman
Abdülhakim Belhac, nam-ı diğer Abdullah el Sadık, Mayıs 1966'da doğdu. İslamcıydı, komünizme karşı cihada katılmak üzere 80'li yıllarda Afganistan'a gitti ve burada savaştı. Ardından Libya İslami Savaş Grubu'nu (LIFG) kurdu ve "emir" sıfatıyla örgütün başına geçti. Taliban ve el Kaide ile sıkı organik ilişkileri vardı. 1996 yılında Taliban sonunda Kabil'i ele geçirdiğinde, LIFG de Afganistan'da iki farklı eğitim kampına sahipti.

Libya'daki şeriat mücadelesini de hiç boşladıkları söylenemezdi. 1995 yılında silahlı bir ayaklanma örgütlediler, fakat ayaklanma Kaddafi ordusunca bastırıldı. Tam 1800 LIFG militanı cezaevine konuldu.

11 Eylül'de İkiz Kule saldırısının ardından "teröre karşı savaş" ilan edilip eski dost İslamcılar Bush tarafından namlunun ucuna yerleştirilince, Belhac Afganistan'dan ayrıldı. Önce Pakistan'a, buradan da Irak'a gitti. Irak'ta Ebu Musab el Zerkavi'yle dostluk yürüttü. Kısa süre içinde Irak da ABD tarafından işgal edilince, El Kaide saflarında savaşan yabancılar içerisinde Suudiler'den sonra en kalabalık grup Libyalılar olacaktı.

CIA'nın işkence tezgâhından geçen terörist
LIFG ve Belhac, elbette CIA'nın takibindeydi - Belhac 2004'te Malezya'da yakayı ele verdi. Bangkok'taki bir hapishaneye nakledildiğinde, kendisine pek yabancı gelmeyecek ziyaretçileri vardı: CIA ajanları, Belhac'a işkence ettiler. Sonradan hapishanede onunla görüşen İnsan Hakları İzleme Örgütü, raporunda Belhac'ın 3 Mart 2004'te Malezya'da tutuklandığını, CIA'ya verildiğini, CIA'nın onu Tayland'a naklederek burada işkence ettiğini, 9 Mart 2004'te de Libya'ya teslim ettiğini yazdı - o dönemler, Kaddafi'nin de ABD tarafından hoş karşılandığı yıllardı.

Belhac, 2010'a kadar Libya hapishanelerinde kaldı. 2010'da Muammer Kaddafi'nin kendisi gibi ekzantrik oğlu Seyfülislam Kaddafi, islamcılarla bir çeşit toplumsal barışa varmak üzere "islamcı açılımına" girişti. Belhac ve LIFG yönetiminden diğer cezaevi arkadaşları, 417 sayfalık yeni bir cihad kitabı yazdılar ve Kaddafi'ye karşı cihadın bittiğini ve kanun dışı olduğunu ilan ettiler - ve Seyfülislam tarafından cezaevinden salıverildiler.

LIFG ile El Kaide'nin ne alakası var?
Bu yaşam hikayesine kısa bir ara vererek, bir başka soruyu ortaya atalım. Evet, Belhac Taliban'la birlikte Afganistan'da savaşmış olabilir. Evet, 2003'te CIA tarafından yakalanıp işkence edilmiş olabilir. Ama sonuçta o farklı bir örgütün, Libyalı bir örgütün kurucusu ve El Kaide'den farklı bir çizgiye sahip olabilir, sonradan yollarını ayırarak, başka bir siyasi hat izlemeye karar vermiş bulunabilir.

Pek öyle değil… Aslında gerçekten de Libya'da El Kaide'nin LIFG'den ayrı bir örgütlenmesi vardı: İslam Mağribi El Kaidesi (bu örgütün ortaya çıkışı ve kullanılışına dair bazı şüpheleri içeren eski bir soL haberi için tıklayınız). Ancak 2007 yılında El Kaide'nin o zamanlarki iki numaralı ismi, Ayman El Zevahiri, İslam Mağribi El Kaidesi ile LIFG'in resmen birleştiklerini duyurmuştu. Yani Belhac, en azından 2007'den beri Libya'daki El Kaide'nin şefi.

Ve bir kez daha kahraman - Arap Baharı devrimcisi!
2010'da salıverildikten sonra örgütü toparladı Belhac. Ve Şubat'ta fırsat, beklenmedik biçimde kendisini gösterdi (belki de Belhac olacakları bekliyordu, bilemiyoruz) - 17 Şubat "Devrimi" patlak verdi. Cihadçı askerleriyle beraber Kaddafi'ye karşı savaşa katıldı. Raporlara göre Belhac'ın emrinde 800 savaşçı savaşa katıldı. (Mart sonlarında muhaliflerin Maliye Bakanı Ali Tarhuni'nin bin kişilik bir orduya sahip olduklarını açıkladığı düşünülürse, Belhac'ın emrindeki El Kaide savaşçılarının ağırlığı daha iyi anlaşılabilir). Askeri uzmanlar, LIFG'e bağlı savaşçıların şu anki muhalif ordu içindeki ağırlığının yüzde 30 civarında olduğunu belirtiyor - ordu içindeki en büyük grup.

Muhalif ordunun başında El Kaideciler var
İşte bu Abdülhakim Belhac, Trablus'u ele geçiren ordunun başındaki komutandı. Bu mevkiye sıradışı kişisel askeri becerilerinden ötürü gelmiş olabileceği ihtimali de, diğer komutanlara bakınca suya düşüyor. Bingazi'deki en üst düzey askeri komutan, İsmail es Salabi, El Kaideci. Derna'daki komutan Abdülhakim el Asadi, El Kaideci. Ve tabii Ulusal Geçiş Konseyi'nin merkezinde duran Ali Salabi, o da El Kaideci.

Belhac haberini kim yaptı?
Trablus'u ele geçiren ordunun başındaki kişinin Abdülhakim Belhac olduğu haberine, ilk olarak Londra merkezli Şark el Avsat gazetesinden Hossam Salama Perşembe günü yer verdi. Ardından Asia Times'tan Pepe Escobar, komutanın Belhac olduğunu önce Cumartesi günü Russia Today televizyonunda açıkladı, Pazartesi günü de ayrıntılarıyla Asia Times'da yazdı. İngiliz The Independent gazetesi ise, Pazar günkü haberinde Belhac'ın o komutan olduğunu ilk defa kendileri ortaya çıkarıyormuş gibi yazdı.

Yunus'u kim öldürdü?
Şimdi tüm bunlar, bir başka hikayeye dair yeni ipuçları ortaya çıkarmak için de gözden geçirilebilir. Temmuz ayı sonunda muhalif ordunun o dönemki Genelkurmay Başkanı Abdülfettah Yunus öldürüldüğünde, soL bunun bir iç hesaplaşma olabileceğini yazmıştı. Çok kısa süre sonra bu tahmin kanıtlandı. Maliye Bakanı Ali Tarhuni, Yunus'u "Ubeyde İbn Cerrah Tugayı" isimli El Kaide bağlantılı bir örgütün öldürdüğünü açıkladı.

Zaten El Kaide'nin güçlü bir örgütünün bulunduğu Libya'da bu isimde bir başka grup daha önce pek duyulmamıştı. İşin tuhafı, Yunus cinayetinden sonra toz oldular. Fakat Yunus'un ortadan kaldırılmasından beri El Kaideci komutanlar hızla ordunun tepe noktalarına yükseldi.

İşin tarihsel de bir boyutu var. 1990-1995 yılları arasında Belhac'ın örgütü LIFG Libya'da silahlı mücadele yürütürken, Sirenayka'da karşılarında Kaddafi güçlerinin başında Abdülfettah Yunus vardı. LIFG militanları kanla bastırıldığında, övgünün büyük kısmı Yunus'a gitmiş, bu olay Kaddafi rejiminde İçişleri Bakanlığı'na kadar yükselecek olan yolunu ardına kadar açmıştı.

Haliyle, "Ubeyde İbn Cerrah Tugayı", LIFG'i ve Belhac'ı temize çıkarmak için uydurulmuş bir örgüt müydü sorusu akla geliyor.

Yeni bir Afganistan yaşanabilir mi?
Kaddafi güçleri henüz yenilmedi. Üstelik Sirte'nin alınması da savaşı bitirmeyebilir. Kaddafi'nin Varfallah aşiretinin topraklarında gerilla savaşına başlaması durumunda bu hareketi bastırmanın aylar, hatta yıllar alabileceği düşünülüyor. Kaddafi'nin karısının aşireti olan Varfallah, Libya'nın en büyük aşireti.

Ama iktidarın Ulusal Geçiş Konseyi'nin eline geçtiği aşikâr. İslamcılar'ın bu kadar güçlü olduğu bir iktidarda, ülkenin toplumsal yaşamın islamileştirilmesi anlamında Afganistan'a benzeyip benzemeyeceği haklı bir soru - fakat bu yazının konusu değil. Bu yazıda dile getirdiğimiz, bir başka yönden Afganistan'ın yaşanıp yaşanamayacağı - ABD beslemeleri, ABD'nin düşmanları haline gelebilir mi? Başka bir deyişle, LIFG, NATO'ya karşı savaşa başlar mı?

Örneğin Mısır'da Müslüman Kardeşler'in ABD'yle işbirliği, çok partili sistem bazında daha geniş bir uzlaşmayı içeriyor. Müslüman Kardeşler'in Türkiye'de AKP'ye benzer bir iktidar arayışında olacakları öngörülebilir. Fakat çok daha radikal bir hareket olan El Kaide'nin Libya'da nereye yöneleceğini kestirmek zor.

Bu spekülatif soru ortaya atılınca, akla bir başka açıklama geliyor. Ağustos başında Seyfülislam Kaddafi, herkesi şaşkınlığa uğratan bir açıklama yapmıştı. Seyfülislam, The New York Times gazetesine yaptığı açıklamalarda, muhalefetin parçası olan radikal islamcı bir yapıyla uzlaştıklarını, onlarla birleşip laikleri tasfiye edeceklerini ve ülkeyi şeriatla yöneteceklerini söylemişti. Seyfülislam, Belhac ve yoldaşlarını uzun müzakereler sonucunda hapisten kurtaran kişi olarak, bu ekiple yakın ilişkilere sahipti.

Acaba Seyfülislam bu açıklamayı yaparken, LIFG'in "devrimden sonra" batıyı da karşıya alacağına dair bir duyuma sahip miydi? Bunu bilmek olanaksız. Tıpkı, bir iç savaş görüntüsü olsa da hemen tüm aktörlerin bir biçimde birbirleriyle ve ABD'yle ilişkili oldukları Libya siyasetinde birçok başka tahmini yürütmenin, spekülatif olacağı gibi.

Fakat ne olursa olsun, Tunus'ta Muhammed Buazizi'nin zabıtalar seyyar arabasına el koydu diye kendisini yakmasıyla başlayan ve Arap halklarının birikmiş öfkesinin kıvılcımını çakan hareketin, Libya'da iktidarın El Kaideciler'e teslim edilmesi noktasına kadar gelmesinin hikâyesi, emperyalizmin halk hareketlerini raydan çıkarma ve "devrimleri çalma" taktiği açısından son derece önemli görünüyor.

(soL - Dış Haberler)