Söylemler ve gerçekler (III)!

12/10/2018 Cuma
Söylemler ve gerçekler (III)!

Geçen hafta, “Tek tipçi, yasakçı, öğrencinin tekamülü yerine formatlanmasını esas alan eski eğitim öğretim mantalitesini bir daha geri gelmemek üzere rafa kaldırdık” söyleminin gerçeklerle bağdaşıp bağdaşmadığı öğretim izlencesi (müfredat) üzerinden irdelenmişti. Bu söylemin gerçeklerle bağdaşıp bağdaşmadığı, öğretim izlencesi dışında gerçekleştirilen eğitim-öğretimle ilişkili etkinlikler üzerinden de irdelenebilir. 

Öğretim izlencesi dışında gerçekleştirilen eğitim-öğretimle ilişkili olan etkinliklerin başında, iktidar yetkililerinin eylem ve söylemleri ile karar ve uygulamaları, yönetmelikler, okul yönetimleri ile öğretmenlerin tutumları, bakanlığın uyguladığı projeler ve imzaladığı protokoller gelmektedir.  

Örneğin bir yetkilinin “Dininin ve kininin davacısı olacak gençler” istemesi, gençlerin özgürleşmesine değil, formatlanmasına yönelik bir istektir. Bu isteğin dile getirilmesinden 40 gün kadar sonra 4+4+4 yasasının çıkarılması da, öğrencilerin bu istek doğrultusunda formatlanması içindir. 

Örneğin 4+4+4 yasasından sonra kıyafet yönetmeliğinin değiştirilip gençlerin çağdaş giysileri giymeleri yasaklanıp kızların türbana girmelerinin serbest bırakılması, öğrencinin özgürleşmesi için değil tek tipleşmesi içindir. 

Örneğin AKP, Temmuz 2009’da yenilediği ortaöğretim yönetmeliğinde, 4+4+4 yasası sonrasında, 7 Eylül 2013’te köklü değişikliklere gitmiştir. 2009 yönetmeliğinde yer alan “düşünen, soran, araştıran, eleştiren öğrenci yetiştirilmesi” gibi 17 ilkeye 2013 yönetmeliğinde yer verilmemiştir. Dolayısıyla okulların açıldığı günlerde eğitim sistemiyle ilgili olarak dile getirilen “Çok daha özgürlükçü, demokratik, sorgulayıcı yapıya kavuşturduk” söylemi, yalnız bu yönetmelik değişikliği bağlamında bile gerçeklerle bağdaşmamaktadır. Düşünmeyen, sormayan, araştırmayan ve eleştirmeyen kişilerin özgürleşmesi mümkün değildir. 

Örneğin 4+4+4 yasasından sonra, sınavsız girilen genel liselerin kapatılması, imam hatip ortaokullarının açılması, seçmeli din derslerinin getirilmesi, okulların imam hatibe dönüştürülmesi, “Başka seçmeli ders açamıyoruz” diyerek öğrencilere din dersini almaktan başka seçenek bırakılmaması, seçme sınavlarıyla oynayarak öğrencilerin imam hatibe gitmeye zorlanması, ödüllü hafızlık yarışmalarının düzenlenmesi, çocukların camiye gitmesi için her yolun denenmesi gibi uygulamalar da öğrencinin formatlanmasını kolaylaştırmak içindir. 

Örneğin dershane yasasıyla gündeme gelen proje okulları uygulaması da, tarihsel süreç içinde kendilerine özgü birer kimlik kazanmış olan İstanbul ve Kabataş gibi Anadolu liselerinin (uygulama sonuçlarının da gösterdiği gibi) iktidarın isteği doğrultusunda tek tipleştirilmesi içindir. 

Örneğin bakanlığın laik, bilimsel ve çağdaş eğitimden yana olan vakıf ve derneklerle değil de, Ensar vakfı ve TÜRGEV gibi imam hatip değerlerini öne çıkaran kuruluşlarla ve de diyanet işleri başkanlığıyla protokol yapması da öğrenciyi tek tipleştirmek içindir. Değerler eğitiminin Ensar vakfı ile ağırlıklı olarak ilahiyatçılarla sürdürülmesi de.

Örneğin aşağıda değinilen olayların benzerleri giderek çoğalmaktadır:

  • Yabancı dil öğretmen adayına sözlü sınavda, “Çocuklara hiç ilahi öğrettin mi? Şarap ve kilise kelimelerini nasıl öğretiyorsun” gibi sorular sorulması;
  • Bir ilçe eğitim müdürünün, resmi yazıyla, kız öğrencilerin, kadınların neden türban takması gerektiğini anlatan Emine Şenlikoğlu'nun konferansına götürülmesini istemesi;
  • Bir lisenin mezuniyet törenine, ilçe müftüsünün konuşmacı olarak davet edilmesi;
  • Bir ilçe milli eğitim müdürünün, iftar yemeğine katılmayan aday ve danışman öğretmenlere soruşturma açması;
  • Bir imam hatip lisesinin tanıtım videosunda, “İmam hatipli olmak iffetli olmaktır” denmesi;
  • İstanbul’da bir ortaokulda din dersinde Muharrem ayında Alevilerin oruç tuttuğundan bahseden öğretmenin 'Alevilerin yaptığı yemek yenmez' demesi;
  • Bakanlığın yavaş yavaş karma eğitim uygulamasına son vermesi;
  • Sarıklı cübbeli tarikat mensuplarının, Ankara’da bir ortaokulda  ‘adalet’ dersi vermesi; 
  • Bolu Belediyesi’nin TUBİTAK ile birlikte düzenlediği “Başımıza İcat Çıkaran Şenlik” adında (sözde) Bilim Şenliği’nde orta dereceli özel bir okulun açtığı masada “abdest almayı öğreniyorum” sloganının kullanılması; 
  • Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, “'İlahiyat fakültelerinde ya da eğitim fakültelerinde okul öncesi din eğitimi bölümünün açılmasını”  istemesi; … 

Yukarıda örneklenen gerçekler, eğitim sisteminin, “çok daha özgürlükçü, demokratik, sorgulayıcı” bir yapıda olmadığının ve de tam tersine “Tek tipçi, yasakçı, öğrencinin tekamülü yerine formatlanmasını esas alan” bir sisteme dönüştüğünü göstermektedir. 

[email protected]