2018 sonunda borsa çöküntüsü

28/12/2018 Cuma
2018 sonunda borsa çöküntüsü

Amerikan emperyalizmi 2019’a bir dizi sorunla giriyor.

Trump, Kongre’den “Meksika sınırına duvar” tahsisatını alamadığı için ABD devletini yarı yarıya “kapattı”; felce uğrattı. 2019’da Temsilciler Meclisi, Demokrat Parti çoğunluğu ile göreve başlayacağı için bu tür gerilimler artacak.

Trump’ın Suriye’den çekilme kararı, emperyalizmin Orta Doğu politikasını kargaşaya, belki de felce  sürükledi.

Bunlara, bir de, “finans kapitalin karargâhı” olarak görülen New York borsasının yıl sonundaki sert çöküntüsü eklendi; Hisse senedi endeksleri Aralık’ta yüzde 10’u aşan oranlarda düştü. “Bir finansal kriz işareti mi?” sorusu yeniden dolaşıma girdi. 

New York borsasının coşkun yılları…

Son dokuz yılda New York borsasında hisse senetleri fiyatları yükselme eğilimine girdi; ekonominin büyüme temposunu fazlasıyla aştı. Öyle ki borsa ve finansal risk analizleri sayesinde Nobel Ekonomi Ödülü’ne ulaşan Robert Shiller, sonbaharda (Project Syndicate, 24 Eylül 2018), “ABD hisse senetleri dünyanın en pahalısıdır” tespitini yaptı.  

Son çöküntünün hemen arifesine, Kasım 2018 sonundaki sayılara göz atalım: Finansal  krizin son bulmasını simgeleyen Kasım 2009’u izleyen dokuz yılda hisse senedi fiyatları 2,37 misli artmıştır. Yıllık artış oranı yüzde 10,1’dir.  Yüzde 2’nin altında seyreden ABD enflasyonu fazlasıyla aşılmıştır. Nitekim, ABD millî gelirinin 2009-2018 arasında (enflasyon dahil) yıllık büyüme hızı yüzde 4’tür. (Enflasyondan arındırılmış ortalama büyüme hızı ise %2,2’dir. 2018 için IMF öngörülerini kullandım.) 

ABD’de servet değerlerinin hisse senetlerince temsil edildiğini kabul edelim. 2008 krizi sonrasında servet değerlerinin ortalama artış temposu (%10,1), milli gelirin büyüme hızını (%4’ü) fazlasıyla aşmıştır. 

Kimi iktisatçılar servet değerlerinin gelir akımlarına göre bu derecede şişmesini yapısal bir bozulma diye yorumluyor. Shiller gibi  finans uzmanları bir risk işareti (“aşırı balonlaşma”) olarak algılayabiliyor. 

Şirketleşme, hisse senetleri,  rantiyeler…

Hisse senetlerinin toplam değeri,  kapitalistlerin mülkiyetini temsil eden bir servet hesabıdır.  Kapitalizm olgunlaşırken tarımda, ticarette, sanayide işletmeler şirketleşir; kapitalist mülkiyet, hisse senetlerinde içerilmeye başlar. Büyüyen, genişleyen şirketlerin finansmanında sermaye piyasası (özellikle ABD’de) banka kredilerinin önüne geçer. 

Dahası da var: Borsalar herkese  açılır; böylece  hisse senetleri rantiyeler için bir yatırım aracı haline de dönüşmüş olur.  

Sermaye piyasası,  hem yatırımların finansmanını sağlar; hem de rantiyeler (spekülatörler ve tasarruflar) için bir plasman alanı (“kumarhane”)  işlevi görür. Örneğin, ABD’de büyük şirketlerin, devletin, (BM, IMF, Dünya Bankası gibi) kurumsal yatırımcıların emeklilik fonlarının büyük bölümü, menkul kıymetler borsalarına bağlanmıştır. Rantiyeler de, tasarruflarını, bazen borçlanarak sağladıkları fonları, yatırım bankalarına, finansal aracılara emanet eder. 

Başlangıçta temsil ettikleri kapitalist mülkiyet ile bağlantılı olan hisse senetlerinin fiyatları, böylece, şirketle doğrudan ilgisi olmayan aktörlerin (rantiyelerin ve onlar  için işlem yapan fon yöneticilerinin) alım-satımları sonunda da yükselir; düşer. Bu tür “kâğıttan servet” toplamlarında artış ve azalışlar da yatırım, tüketim kararlarını, millî geliri oluşturan gelir akımlarını etkiler. 

Yapısal bozukluklar, finansal istikrarsızlıklar 

Finansallaşmış bir ortamda, mülkiyeti temsil eden kâğıttan varlıkların (stokların) değerlenme temposu, gelir akımlarının (millî gelirin) büyüme hızını sürekli aşabilir mi?  Ne kadar? 

ABD’de 2009-2018 arasında (enflasyon dahil) hisse fiyatı endeksleri ile ekonominin büyüme hızları arasında açılan makası yukarıda belirledik: %10,1 → %4,0... 

20’nci Yüzyılda Kapital yazarı Thomas Piketty, ulusal servet / millî gelir oranlarını kapitalizm analizinin odağına yerleştirdi. Finansal servetler ile üretim tabanlı gelir akımları arasındaki bağlantının, kopma, bozulma nedenlerini tarihsel olarak belirlemeye çalıştı. 

Hisse senedi fiyatlarında aşırı artışlar, bir finansal istikrarsızlığın, hatta  krizin ön-işareti olarak da yorumlanır. Bir şirkete ait hisse senedinin “yükseklik” derecesi nasıl ölçülür? Fiyatını (F’yi), mülkiyetin sağlayacağı yıllık kazanç beklentisine (K’ya) bölünüz. Mülk sahibinin servet stokunu  ile gelir akımı karşılaştırmış olursunuz. Elde edilen amortisman oranı (F/K) bir ölçüttür.  

Robert Shiller, F/K oranını New York borsasında işlem gören tüm hisse senetlerini kapsayan bir endeksle hesaplıyor. Belli bir yıla ait fiyatları, önceki on yılı kapsayan ve enflasyondan arındırılmış kazançların (bir anlamda “kârların”) ortalaması ile karşılaştırıyor.  F/K oranının yükselmesi kârların aşınmasını ve/veya aşırı finansal şişmeyi gösterir. 

Shiller’in  F/K katsayısı büyük buhranın arifesini  simgeleyen Eylül 1929’da 32,6’ya tırmanmış. Aynı katsayı, Kasım 2009’da 20,3; dokuz yıl sonra (Kasım 2018’de) 29,1’dir. Bu dokuz yılda  hisse senedi sahiplerinin ortalama (sabit fiyatlı) getirisi %4,9’dan %3,4’e inmiştir. Bu değerlerden mülk gelirlerinin (“kârların”) büyüme hızı türetilebiliyor: Yıllık ortalama yüzde 5,7… ABD millî gelirindeki dokuz yıllık reel (%2,2’lik) büyüme temposu aşılmıştır. 

Buna göre krizi izleyen dokuz yılda ABD ekonomisinde  finansal servetler kârlardan daha hızlı artmış; kâr artışları da ekonominin büyüme hızını aşmıştır.

ABD kapitalizminin çelişkileri ortaya çıkıyor: Krizi   izleyen yıllarda finansal getiri oranları aşınmakta; toplam şirket kazançları ise ekonomiden daha hızlı büyümektedir. Bu son tespit, sınıfsal bölüşüm ilişkilerinin emek   aleyhine dönüştüğünü gösteriyor. 

Finansal kriz gündemde mi?

Finansallaşma, kapitalist mülkiyetin hisse senetleri piyasalarına taşmasının ötesine geçmiştir. Üretim araçlarının mülkiyeti dahil tüm varlıkların (“alacakların”) ve borçların alınıp-satılan metalara dönüştüğü devâsâ bir kâğıttan servet yığınının oluşmasıdır.  

Bu yığının içinde yer alan özel sektör tahvillerinde tehlikeli bir tırmanma bugünlerde ABD’de endişe uyandırmaktadır.   Carmen Reinhart, bu sorunu, “Yükselen Piyasaların Borç Sorunu Amerika’ya Taşındı” başlığı altında inceliyor (Project Syndicate, 20 Aralık).  

Yatırım bankaları tarafından riskli ve güvenli ipotekli konut borç senetlerinin  birlikte paketlenip pazarlanmasının 2007 sonunda Amerika’daki finansal krizi tetikleyen ana etkenlerden biri olduğu bilinmektedir. Bugün benzer bir uygulama ABD’de yüksek faizli şirket tahvillerinde söz konusudur. Reinhart, güvenceli (“sağlam”) şirket tahvillerinin, riskli (“çürük”) tahvillerle birleştirildiğini; öylece oluşan “paketlerin”  menkul değerler olarak piyasalara sürüldüğünü vurguluyor. 

Finans kapitalin, paradan para kazanma hırsı (“risk iştahı”) sınırsızdır. Düşük faizlerin yaygınlığı, doymak bilmeyen rantiyeleri ABD içinde de bu tür riskli, yüksek getirili yatırım araçlarına sürüklemektedir. Reinhart bu tür kâğıtlarda, “zayıf tahviller” payının tırmandığına işaret ediyor ve uyarıyor: “Finansal krizin tohumu, işler iyiye giderken, çürük borçlar itibar kazanırken atılır. Bugünkü  ABD ekonomisinde olduğu gibi…”

Tahvil piyasaları henüz çökmedi; hisse senetlerini satan rantiyeler, şimdilik tahvil alımına yönelmekte. Ancak orada da  kısa (örneğin iki yılık) tahvil faizlerinin yüzde 3 eşiğine ulaşması, hele hele 10 yıllık tahvil faizlerini aşması ek bir kriz işaretidir. Zira, yükselen faizler tahvilin (anaparanın) değerini düşürmektedir.

Birkaç ay önce bir yazıda şu bilgiyi aktarmıştım: “2017’de 9 trilyon (dokuz bin milyar) dolarlık tahvil, piyasalarda negatif getiri ile dolaşımdaydı. Niçin? Düşen tahvil fiyatları, faiz eklendiğinde dahi alım bedelini karşılayamadığı için…” 

*** 

Defalarca vurguladım ki kapitalizm, temsilî demokrasinin  iflasından kaynaklanan bir sistem krizi içindedir. İkinci bir “sistem krizi” de var: Çevresine sadece yıkım getirebilen bir düzene “sistem” diyebilir miyiz? Elbette emperyalizmi kastediyorum. 

Bu tespitlere 2019’da ABD kaynaklı finansal bir kriz de eklenecek mi? Merakla bekleyeceğiz.