Alman yakın tarihinin en önemli siyasi davasının iç yüzü

Alman yakın tarihinin en önemli siyasi davası olan Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) davası, beş yılın sonunda karar aşamasına nihayet ulaştı.
Tevfik Taş
Pazartesi, 18 Eylül 2017 09:09

Almanya'nın yakın tarihinin en önemli siyasi davası olan NSU davası karar aşamasına geldi.

374 duruşmanın sonunda dava hakkındaki mütaalasını açıklayan Federal Başsavcılık, antifaşist kamuoyu açısından hiç de sürpriz olmayan bir mütaalada bulundu.

Federal Başsavcı Herbert Diemer, mütaalasında her ne kadar kurbanların etnik kökenlerinden dolayı katledildiklerini belirtip, ''cinayetlerin nedeni aşırı sağcı ideoloji'' demiş olsa bile, davanın ''üç kişilik örgüt'' ile kendisini sınırlaması manidar.

Beş yıldır sürmekte olan NSU davasında  8'i Türkiyeli, bir Yunan ve bir Alman polisin katledilmesi görüşüldü. Ana akım medyanın kibirli temsilcileri önceleri davayı ''dönerci cinayetleri'' olarak nitelendirdi. Sonra kamuoyu baskısıyla bu iğrenç ifade terk edilerek, NSU davası kullanılmaya başlandı.

5 YILDA 6 TANIK YA 'ANİ'DEN ÖLDÜ YA DA 'İNTİHAR' ETTİ

Davada 814 tanık, 42 uzman dinlendi. Tanıklardan 6'sı ya 'ani'den öldü ya da 'intihar' etti. 

Thomas Richter adındaki Neonazi, NSU'nun ''kara kutusu'' olarak adlandırılıyordu, 38 yaşında ''gizli şeker''den öldü. Thomas Richter, aynı zamanda devlete çalışıyordu ve kod adı da ''Corelli'' idi.

Bir başka tanık, Arthur Christ, ''kendini yakarak intihar etti'', 18 yaşındaydı. Florian Heilig, 21 yaşındaydı, yanarak öldü. Dosyada adı geçen tanıklardan Sascha Winter, 31 yaşında ölü bulundu.

Sicilli Neonazi tanık Florian H. 20 yaşında Stuttgart'daki evinde ölü bulundu. Onun kız arkadaşı Melisa M., Araştırma Komisyonu'na tanıklık yaptıktan sonra korktuğunu ve yaşamından endişe ettiğini söylemişti. O da aniden ölü bulundu...

Tüm bunlara karşın Araştırma Komisyonu Başkanı Wolfgang Drexler'in Adalet Bakanlığı'ndan istediği rapora gelen yanıt yalnızca, ''olağan dışı bir durum yok'' oldu.

İKİ SANIĞIN İNTİHAR ETTİKLERİ DE KUŞKULU

10 cinayetli davanın tek tutuklu sanığı Beate Zschäpe'dir. Diğer iki sanık Uwe Mundlos ve Uwe Böhnhardt 2011'de ikâmet ettikleri tatil aracında 'intihar' etmiş olarak 'ele geçirildi'ler...

Sözü geçen tatil aracında yangın çıktığı ya da çıkartıldığı için, doğru düzgün delile ulaşılamadı. Ele geçen kamera polis tarafından silinmiş şekilde iade edildi. Araç özel incelemeye alınmak yerine, polis tamirhanesine çekilerek götürüldü. Deliller karartıldı.

Beate  Zschäpe'nin evinde 20 silah ele geçirllmesine rağmen, yalnızca üç silah için inceleme başlatıldı, geri kalan 17 silah dava dosyasında yer almadı.

Oysa sözü geçen faşist örgüt, harekete geçtikleri 1998'den 2011'e kadar 13 yıl boyunca 10 cinayet, 15 silahlı banka soygunu, 2 bombalı saldırı düzenledikleri açığa çıktığı halde işlem gören yalnızca üç kişi ve üç silah oldu. Başsavcı Greger, 17 silahın dava dosyasına girmediğini itiraf etmiştir.

ÜÇ KİŞİDEN MÜTEŞEKKİL ÖRGÜT!

NSU davasında tek bir devlet memurunun sorumluluğuna ya da örgüte destek vermesine rastlanmadı. Sanki 'üç kafadar' 13 yıl boyunca bunca cinayeti işlemişlerdi.

Öyle görünüyor ki, NSU'nun dışarıdaki elemanları tarafından propaganda malzemesi olarak üretilen pembe panter karakterli ''Döner Killer'' videosu dolaşıma çıkartılmamış olsaydı, hiç kimse böyle bir örgütün varlığına vakıf olamayacaktı.

NSU cinayetleri adeta Alman haritasına bakarak planlı bir şekilde tüm ülkeye yayılacak bir bakışla örgütlenmiş. Ülkenin bir  ucundaki Rostock'dan başlayarak, diğer ucu Münih'e kadar 7 ayrı kentte 9  ''yabancı'' katledildi.

Ve  bundan Alman istihbaratının hiç haberi olmadı!

Çünkü, 2011'de polis memuru Michele Kiesenwetter'in 'çatışmada' hayatını kaybetmesine dek böyle bir örgütün varlığı ne hikmetse bilinmiyordu. Böyle bir örgüt istihbarat kayıtlarında görünmüyordu.

Dava süresince geçen bu beş yıl, NSU adında bir örgütün varlığının mahkeme tarafından kabul edilmesi ile geçti. Evet, örgüt vardı ama bu kez de yalnızca üç kişiden müteşekkildi!

Faşist NSU örgütü tarafından katledilen ilk kurban olan Enver Şimşek'in ailesinin avukatı Seda Başay Yıldız meseleyi çok iyi özetleyen bir yorumla, ''Nihayetinde başsavcılık da bir devlet kurumudur. Devlet yine devleti, polislerini, memurlarını korumak istiyor'' diye tepki gösterdi.

Yukarıdaki eylemde eldeki pankartlarda ''NSU seri cinayetlerinde yanıtlanması gereken sorular'' başlığıyla üç soru soruluyor:

  • Beate Zschäpe 4 Kasım 2011'de Saksonya İçişleri Bakanlığı'na telefon ediyor: Kiminle görüşüyor? Ne konuda?
  • NSU'yu destekeleyenler, ilişki ağı: Kaç kişiye Anayasayı Koruma Teşkilatı tarafından ödeme yapıldı?
  • Köln'deki bombalı saldırı: Patlayıcı madde nereden geldi?
     

İstihbarat elemanı Andreas Temme'nin Kassel kentinde internet kafesinde öldürülen Halit Yozgat'ın öldürülmesinde çok yakın bir yerde bulunduğu tesbit edildi. Aynı kişinin, Eisenach kentinde ki  sözde çatışmada (polis memuru Michele Kiesenwetter'in öldüğü), NSU'lu Uwe Mundlos ile Uwe Böhnhardt'ın 'intihar' olayında da olduğu açığa çıktı.

İstihbarat elemanı Andreas Temme'nin arkadaş çevresindeki lakabının ''Küçük Adolf'' olduğu da basına yansıyanlar arasında. Buna karşı savcılık sözü geçen kişi hakkında her hangi bir işlem yapmadı.

FEDERAL SAVCILIK NEYİ ÖRTBAS ETMEYE ÇALIŞIYOR?

Federal Savcılığın NSU'yu üç kişiden müteşekkil bir örgüt görme gayreti iki gerçeğin üzerini örtbas etme çabasıdır:

  • NSU malî kaynakları, istihbarat ağı, kadro birikimi olan paramiliter bir faşist örgüttür.
  • NSU'nun olduğundan küçük gösterilmesi, onun devlet ayağını gizleme çabasıdır.

NSU davası yalnızca, tanıkların sözde ani ölüm ya da intiharları ile değil, hakkında kurulan komisyon başkanları açısından da fevkalade yakıcı sonuçları olan bir davadır.

Sosyal demokrat SPD'nin Hint asıllı Alman milletvekili Sebastian Edathy, 2012'de NSU Soruşturma Komisyonu Başkanı'ydı. Edathy, NSU'nun devlet bağlantılarına dikkat çekti. Çeker çekmez de, kendisinin ipi çekildi. (Ayrıntılı okuma için: http://www.insanbu.com/eski/a_haber4493.html?nosu=1364 )

Edathy, 7 Şubat 2014'de sağlık gerekçesi ile istifa etti. Alman istihbaratının Edathy hakkındaki ''pedofili dosyası'' onu  yalnızca istifaya zorlamadı, aynı zamanda ülkeyi de terk etti.

NSU davasının bir şekilde gazabına uğrayanlardan biri de Anayasayı Koruma Teşkilatı şefi Heinz Fromm'dur. Heinz Fromm, iki taraflı çalışan ajanlar konusunda 'hata' yaptığı için görevinden istifa etmek zorunda kaldı.

Heinz Fromm, kod adı ''Lothar Lingen'' olan üst düzey bir iç istihbarat elemanının NSU davasına ilişkin en önemli verileri  yanlışlıkla (!) imha etmesinin komisyona yansıması üzerine görevinden ayrıldı.

İKİ NASİHAT: 'DEMOKRASİ SABIR REJİMİDİR' VE 'DEVLETİN GÜVENLİĞİ VE ÇIKARI'

NSU davası, kapitalizmin sözde ileri olduğu bir devlette işlerin nasıl yürüdüğünü göstermesi açısından çarpıcı bir örnek sunar.

''Kimin eli kimin cebinde belli değil'' diye mızmızlanan yaklaşıma yer yoktur burada. Takibi her ne kadar zor olsa da, kimin eli kimin cebinde olduğu çok açıktır.

Cep bizim cebimizdir; cep halkın, emekçilerin, solcuların cebidir. El ise onların elidir. Bu eli gizlemeye dönük yüzlerce düzenek oluşturulmuştur.

Emekçi sınıflara salık verilen iki nasihat var:  ''Demokrasi sabır rejimidir'' ve ''devletin güvenliği ve çıkarı''...

NSU davasında burjuva düzeninin pullarının bir bir döküldüğüne tanıklık ettik. Ama demokrasi sabır rejimidir; adalet mutlaka bir gün tecelli edecektir! Bekleyin!

Ne kadar?

NSU'nun katlettiği Halit Yozgat cinayet dosyasına erişim için 'yalnızca' 120 yıl beklemek gerekiyor!

Polis memuru  Michele Kiesenwetter'in öldürüldüğü cinayet dosyasındaki ayrıntıları okumak için ise daha makûl bir süre beklemek gerekiyor, 70 yıl!

( Konu hakkında kitap da yazan antifaşist gazeteci Wolf Wetzel'in  makalesine bakılabilir. 

https://www.jungewelt.de/artikel/317355.staatlich-betreute-morde.html?ss... )

Gerekçesi?

Bize verilen ikinci öğüt: ''Devletin güvenliği ve çıkarı...''

Demokrasi sabır rejimidir...

Nazi devlet hukukçusu Carl Schmitt, ''Sıkı yönetime karar veren, asıl belirleyendir'' demişti.

NSU üzerine bir grup yazarla kitap kaleme alan siyaset bilimci Hajo Funke, Schmitt'in bu yaklaşımının günümüz Almanya'sında varlığını koruduğunu belirterek, Almanya'da ''parelel devlet''in varlığına işaret ediyor.

Kapitalist düzen ''paralel''siz yapabilir mi? Mümkün mü?

Elbette, mümkün değil!

Havuçla yönetmenin mümkün olmadığı zamanlarda sopa devreye girer. Ve sopa paralelsiz asla yapamaz.

NSU, reel sosyalizmin çözülme  sonrasının Alman coğrafyasındaki ilk kontrgerilla örgütlenmesidir.

Denetimli bir plan dahilinde hareket ettiler. Kapitalizmde hukuk devleti iddiası koca bir efsanedir. Parayı denetleyen devleti, devleti denetleyen de hukuku denetler.

Gerisi komisyonlar, araştırmalar, delil toplamalar, kanıt yok etmeler, zamana yayıp unutturmalardan ibarettir.

Faşist hareketin yasa dışısı kötü de, yasalı iyi mi? Yasal olan meşru mudur sorusuna yanıt alınmadan NSU vakası anlaşılamaz.

Almanya Ulusal Demokratik Partisi (NPD) adındaki yasal faşist parti olağan bir şekilde faşistlik yapabiliyor. Bu durum, gayet doğal karşılanıyor. NSU kontrgerilla örgütlenmesinin yasal ayağı NPD'dir. Resmi ayağı ise, kapitalist Alman devletinin bütün istihbarat örgütüdür.

FAŞİZMİ AN, SERMAYEYİ SAKLA!

''Uzun Soğuk Savaş'' belirlemesi yapanlar, kapitalist/emperyalist düzenin soğuğunun da sıcağının da bir ve aynı öze sahip olgular olduklarını gizlemeye çalışanlardır.

Faşizmden söz eden, sermayeyi unutmasın. Emperyalizm söz konusu edilmeden faşizm lafzı havada kalır.

''Stay behind'' örgütlenmesi popüler Gladio örgütlenmesinin kök tanımıdır. Sermaye düzeni lehine arka cephede iş yapan kontrgerilla örgütlülüklerine NATO jargonunda stay behind deniliyor.

NSU, bir stay behind örgütlenmesidir.

Bu kavramlaştırmaya karşı çıkanlar bile, böylesi bir örgütlenmenin kapitalist devlette asla olmayacağını iddia edemiyorlar. En fazla yaptıkları, 'komünizm tehdidi yok ki' demekten ibarettir.

Alman özel harp dairesinin sevk ve idare ettiğinden kuşku duyulmayacak NSU örgütlenmesi, kendi türündeki onlarca paramiliter yapıdan biridir.

NSU'NUN ÖN TARİHİ

NSU'nun ön tarihine  bakmakta yarar var...

Alman istihbaratının temellerini atan kişi Reinhard Gehlen'dir. Reinhard Gelen bir Nazi genaraliydi ve savaş sonrasında başbakan Konrad Adenauer'in sağ kolu konumuna getirildi.

''Alman gizli ordusunun kurulmasında bugünkü Dederal İstihbarat Teşkilatı (BND) ve onun öncülü olan Gehlen Örgütü önemli bir rol oynamıştı. ABD gizli servisleriyle  birlikte burada Alman gizli servis elemanları Hitler rejimi sırasında başladıkları antikomünist faaliyetlerini sürdürdüler.'' Bu alıntı ''Federal Almanay'da Gladio'' makalesini yazan antifaşist araştırmacı Olaf  Goebel'e ait.

Araştırmacı Olaf Goebel, sözü geçen incelemesinde bugünkü NSU'nun önceli konumundaki pek çok paramiliter yapıdan söz ediyor.

1959 yılında 22 yaşında iken Alman Demokratik Cumhuriyetin'de faşist faaliyet yürütmenin 'zorluklarından' kaçarak batıya sığına Heinz Lembke'nin hikayesi bugün ile ciddi koşutlukları olan bir çerçeve sunar.

Heinz Lembke, kapitalist Almanya'ya ayak basar basmaz iki faşist örgütlenmeye dahil olur. Anavatancı Gençlik Birliği (BVJ) ve Anavatana Sadık Gençler Birliği (BHJ). Her iki Nazi örgütlenmesi de yasaldır.

22 Ağustos 1981'de iki Vietnamlı göçmenin Hamburg'da öldürülmesi soruşturmasında Lembke'nin rolü açığa çıkar. Daha doğrusu daha fazla gizlenemez düzeye ulaşır.

Bunun üzerine soruşturma derinleştirilir ve silah depolarının bir kısmına ulaşılır. Bir kısmına ulaşıldı çünkü asıl ifadesinden bir gün önce 'intihar' etti.

Lüneburger Heide ormanlarında ''orman amiri'' olarak göreve başlatılan Lembke, ''125 futbol sahası büyüklüğünde bir alanda, 31 yeraltı deposunda 88 kasa içinde'' muhtelif silahlar depolar.

Dönemin Aşağısaksonya İçişleri Bakanı Egbert Möcklinhoff bile gördüklerine şaşırarak, ''Silahlar Federal Ordu'dan hırsızlık yoluyla alınmış olamaz. Düpedüz teslim edilmiş olmalıdır'' diye konuşmak durumunda kalmıştır.

Almanya'da yayıncılık yapan Musevi internet portalı ''haGalil.com'' sitesi Nazi Heinz Lembke olayı için , ''Tek kişilik terör mü, yoksa terör örgütü mü?'' başlığını atmış, silah depolama olayında Alman istihbaratının rolüne dikkat çekmiştir. ( http://www.hagalil.com/archiv/2005/09/oktoberfest-1.htm )

Nazi Heinz Lembke, Federal Almanya Cumhuriyeti'nde 33 yeraltı sığınma deposu örgütleyip, bir şekilde foyası açığa çıkınca da ''konuya ilişkin ifade vereceği günden bir gün önce intihar et''(miş) bir kontrgerilla ajandır. (Olaf Goebel, Federal Almanya'da Gladio)

Dedik ya, faşizmi an, sermayeyi hatırla. Sermayenin destek ve yönlendirmesi olmadan hiçbir faşist yapılanma ayakta kalamaz. Sermayenin bileşik, tarihsel çıkarını savunup, yaşatmak için örgütlenmiş burjuva devlet aygıtının çok yönlü koordine etmeleri bir yana, sermaye doğrudan da faşist hareketleri besler.

Bu konuda Alman tarihinde bolca örnek vardır. Ancak konuyla doğrudan ilgisi olması açısında tek bir örnekle yetinelim. ''BDJ (Alman Gençler Birliği), stay behind organizasyonunun Federal Almanya'daki selefiydi. 23 Haziran 1950'de Frankfurt'ta kurulmuş olan ''Jugend Gruppe'' (Gençlik Grubu) ABD gizli servisi, firmalar (bilinenler: Bosch, Coca-Cola, Reemtsma ve Salamander'dır) ve Federal Alman resmi makamlarınca finanse edilmiştir.'' (Olaf Goebel, Federal Almanya'da Gladio)

ALMANYA'DA FAŞİST HAREKETİ MAHKÛM EDECEK SAVCI DAHA ANASINDAN DOĞMADI

Faşist hareket ile devlet ilişkisi Almanya özelinde defalarca açığa çıkmış, herkesin bildiği ama dile getirmeye korktuğu bir 'sır'dır.

Sosyalist Junge Welt gazetesinden Gerd Bedszent NSU davası için, ''servis içinde servis'' tanımlamasında bulunmuştu. Pek yerinde bir tanımlamadır.

NSU davasında mütalaasını açıklayan Federal Başsavcılık, NSU'yu ''üç kişiden müteşekkil'' örgüt konumuna sokarak, faşist aysbergin görünen kısmını dahi gizlemeye çalışıyor.

Emperyalist Alman devletinde faşist hareketi mahkûm edecek savcı daha anasından doğmadı.

Doğum için sosyalizm şart!