“Aklın Yıkımı” ve Nazileşen ABD emperyalizmi

17/11/2019 Pazar
“Aklın Yıkımı” ve Nazileşen ABD emperyalizmi

Bazı akıllı geçinenlerimizin “Macar köylüsü” zannettikleri Marksist filozof Georg Lukacs’ın önemli eserlerinden birisidir “Aklın Yıkımı”. İki kalın ciltten oluşan kitabında, Nazizmin akla ve bilime karşı nasıl mücadele ettiğini anlatan Lukacs Kierkegaard’dan Hitlerci Heidegger’e dek birçok Alman filozof ve sosyoloğunu da mercek altına alır. Faşizmin Almanya’daki düşünsel kaynaklarının bilimsel sosyalist açıdan irdelenmesi olarak özetlenebilecek eser 1952’de yazılmış ve 1954’te de basılmıştır. Sadece bir felsefe kitabı olarak niteleyemeyeceğimiz, yazarının da “özünde tarihsel bir çalışma” olduğunu belirttiği “Aklın Yıkımı”nda Hitler’in Sovyetler Birliği’ne saldırı nedeni de ayrıntılı olarak ele alınır.

Kitabın yazılması Soğuk Savaş yıllarına denk düşer. Bu bağlamda, Lukacs’ın Sonsöz’ü “Savaş Sonrası Akıldışılık Üzerine” başlığını taşır. Ona göre, biten savaşla birlikte faşizmin kâbusundan henüz kurtulan kitlelerin büyük bölümü yeni bir barış döneminin başlıyor olabileceği hayallerine kapılmışlardır. Bu düşlerin Churchill’in Mart 1946’da Demir Perde’den söz ederek SSCB’yi kınadığı ünlü Fulton konuşmasıyla yıkıldığını, savaşın son bulmasının bir başka savaşa, Sovyetler Birliği’ne karşı bir savaşa hazırlık anlamına geldiğini vurgular Lukacs. Hitlerciliğin ne ideolojisi ne de kullandığı yöntemler geçmişte kalmıştır. 1945 sonrasında faşizm karşıtı koalisyon dağılmış ama sözde “demokratlar” Hitlerci propagandanın ana motifi olan “komünizme karşı haçlı seferi”ne katılmışlardır büyük bir istek ve heyecanla.

Batı Almanya’yı da inceleyen filozof, Almanya’nın kapitalist dünyanın bir parçası olmasının emperyalist ülkeler ve özellikle ABD için taşıdığı önemi vurgular. Federal (Batı) Almanya başkanı Hıristiyan Demokrat Adenauer’un etrafında sabık Nazi liderlerinin örneğin Hitler’in yargıçlarından Hans Globke’nin milli güvenlik danışmanı olarak, savaş suçlusu general Eric von Manstein’in ise baş siyasi danışman ve NATO yetkilisi olarak bulunması bu ülkeleri hiç ama hiç ilgilendirmemektedir[1]. Bu yeni Alman hükümeti Lukacs’ın nitelemesiyle ”çürüme, gangsterlik, suç ve siyasal terörizmden oluşan özel bir karışım” oluşturmaktadır; bu karışım ise hem Hitler Rejiminin hem de ABD rejiminin tipik özelliğidir. Özetle, Batı Almanya “eski Hitlerci faşistlerin beşiği”dir artık. Nazizmin kökünü kazımak için hiç ama hiçbir şey yapmayan Müttefikler “Nazi hareketinin Sovyetler Birliği’ne karşı saldırıda kullanılabilecek öğeleri ve [bu hareketin] zihinsel çevresini kurtarmak ve korumak için ellerinden geleni yapmışlardır”.

Lukacs’ın öngörüsü çarpıcıdır ve gerçeği yansıtmaktadır. Üstelik kapsamı çok geniştir bu ABD girişiminin. Emperyalist ülke henüz savaş devam ederken sadece Avrupa’yı değil kendi ülkesini de Alman Nazizminin yukarda belirtilen özel karışımı ile donatmaya başlamıştır.

Nazi Suçluları Nürnberg’e değil ABD’ye !

Müttefiklerin ikinci cepheyi açmayı yani Normandiya Çıkarması’nı Stalin’in tüm ısrarlarına karşın erteledikleri, “bırakın birbirlerini yesinler” mantığı içinde Hitler’in SSCB’yi çökertmesini bekledikleri bilinir. Yeterince Kızıl Ordu askerinin ve Sovyet insanının öldüğüne kanaat getirdiklerinde takvimler 1944 Haziranını göstermektedir. Çıkartmayı gerçekleştirecek kuvvetlerin yanında farklı bir görevleri olan ve sayıları on bini bulan özel bir güç daha vardır. Görevleri ise Alman cephane uzmanlarını, teknisyenlerini, Alman bilim adamlarını ve Nazilerle işbirliği yapmış olan Fransız bilim adamlarını ele geçirmektir.. Bunun nedeni, Alman askeri ekipmanlarının teknik açıdan kendi savaş makinesinden üstün olduğunu düşünen ABD ordusunun bilgi toplama isteğidir. Yakalanan insanlar Dustbin (Çöp Kovası) adı verilen bir toplama kampına konulurlar.

Çok kısa bir süre sonra işin rengi değişir. Bu Hitler kalıntılarıyla ortaklaşılan noktanın, Lukacs’ ın da belirttiği gibi, komünizme karşı savaş olduğu ortaya çıkar.. 1950lerde, ABD içinde de, FBI’nin ünlü başkanı Edgar Hoover’in yönetiminde “Kızılllar”a karşı büyük bir temizlik operasyonunun yürütüldüğünü anımsamadan geçmeyelim.

Altı ay geçmeden, OSS ( Amerikan Stratejik Hizmetler Ofisi)[2] başkanı William Donovan ve o dönemde OSS Avrupa istihbarat hareketleri başkanı Allen Dulles savaşın bitiminde Nazi istihbarat subaylarının, bilim adamlarının ve sanayicilerin ABD’ye girişlerine izin verilmesi ve bu suçlulara maddi olanaklar sağlanması konusunda başkanlık düzeyinde girişimlerde bulunurlar. Allen Dulles’a göre “ılımlı” Naziler ABD için “yararlı” olabileceklerdir! Gerçi bu konuda bir yasa çıkarılmaz ama 1945 Temmuzundan itibaren “Operation Overcast” (Gizli Operasyon) ile 350 Alman bilim adamı ABD’ye getirilir.

1946’da Hiroşima ve Nagazaki’nin bombalanmasını onaylayan yeni başkan Harry Truman bin kişilik bir Nazi grubunun ABD’ye getirilmesini yani “Operation Paperclip”i (Ataş Operasyonu) resmen onaylar[3].

Aralarında Dachau, Buchenwald, Kaiser Wilhelm Enstitüsü, Auschwitz gibi konsantrasyon kamplarının en beter işkencecilerinin bulunduğu bu Nazi suçluları ABD’de orduda, üniversitelerde ve CIA’da resmen işe alınırlar.

Aralarında Kimler Yok ki?

Otto von Bolschwing, Eichmann’ın çok yakını ve akıl hocasıdır. Ünlü “son çözüm”ün[4] mimarı olan suçlu, Avrupa’da CIA ajanı olarak yıllarca çalışır.

Aleksandras Lileikis üst düzey bir Nazi işbirlikçisidir. Litvanya’da altmış bin Yahudinin katliamına karışmış ve Gestapo ile işbirliği yapmış bir suçludur. CIA 1952’de Lileikis’i yüksek maaşla işe alır, Doğu Almanya’da rejime karşı casus olarak istihdam eder ve dört yıl sonra ABD’ye göç izni verir. Lileikis 40 yıl ABD’de yaşamıştır.

Wernher Von Braun ABD’ye roket timi, kimyasal silah üreticileri ve denizaltı mühendisleri ile birlikte gelir. Von Braun’un timinin Mittelwerx kompleksinde tutukluları ölene dek çalıştırdıkları, 20 binden fazla tutuklunun havasızlık ve açlıktan ölümüne neden oldukları, tutuklulara inanılmaz işkenceler yaptıkları, çocukları öldürdükleri CIA tarafından bilinmektedir. Wernher’le birlikte bu suçları işleyen birçok Nazi Ohio’da bir ordu üssünde hemen işe alınırlar.

Kurt Blome, Sarin sinir gazını Auchswitz’de mahkūmlar üzerinde deneyen doktordur. Arkadaşı Dr. Eugene von Haagen ile 1930’larda Nazi biyolojik silah biriminin başında görev yaptıkları sırada biyolojik silahları kamplarda tutuklularda denemişlerdir. Dr. Eugene von Haagen beş yıl ABD hükümeti için çalışır. Blome ise tutuklanır ve Nürnberg’de tıbbi savaş suçları nedeniyle yargılanır. Ne var ki, sorgu boyunca ABD ordusu ve istihbaratı onu suçlayacak sorgu tutanaklarını saklar ve mahkemeye teslim etmez.ez. Blome beraat eder. ABD istihbaratı 1954’de serbest kalan Blome ile görüşmek için Almanya’ya gider. Blome onlara bir biyolojik silah araştırmacı listesi verir. Listedeki isimler İkinci Dünya Savaşı’nda Almanlara biyolojik silahlarla ilgili yardımcı olan kişilerdir ve kitle imha silahları üzerinde çalışmayı taahhüt etmektedirler!

Himmler’in yakın adamları Herman Becker, Freyseng ve Konrad Schaefter, Dachau’da damardan ilaç ve tuzlu su vererek öldürdükleri tutukluların karaciğerlerini inceleyen iki “bilim” insanıdır. ABD hava kuvvetlerinde işe alınan üçlü izlenip bulunurlar ve Nürnberg’de yargılanırlar. ABD’de iken yazdıkları kitabı Amerikan hava kuvvetleri yayınlar. Kitapta, “dürüst ve onurlu”, “özgür akademik kariyer sahipleri” olarak tanımlanan üç suçlu, kitabın “Giriş”ini de Nürnberg’de yazıp Amerikalılara teslim ederler!

Dr. Sigmund Rascher 1941'de Himmler için insanlar üstünde yüksek basınç deneyleri yapmış bir savaş suçlusudur. Nazi iktidarında Kaiser Wilhelm Enstitüsünde bu çalışmaları için özel bir düşük basınç odası yapılan Rascher,Yahudi, Rus savaş esirleri ve Polonya yer altı direnişçileri üzerinde yapar deneylerini. Kurbanları izler ve ne kadar büyük bir acı çektiklerini, çığlık çığlığa kafalarını parçalamaya, saçlarını yolmaya çalıştıklarını not alır günlüklerine. Rascher’in raporlarına ABD hava kuvvetleri el koyar.

En ünlü transfer ise 1945’e dek Hitler’in beyinlerinden olan, Nazi istihbaratında Sovyetler Birliği Birim başkanlığı yapan, Sovyet saldırısında Doğu Yabancılar Orduları komutanı General Reinhard Gehlen’dir. Gehlen SSCB ve komünistler hakkında epey bilgi toplamıştır; bunun yanında üst düzey eski Nazi suçlularından oluşan bir de örgüte sahiptir. Binlerce suçlu Gehlen’in elindeki Sovyet istihbarat dosyaları[5] pazarlığı içinde ABD’ye getirilir ve bu katil Naziler işe alınır. Gehlen, SSCB’nin savaştan galip çıkması durumunda dünyaya yayılacak olan komünizmin üstesinden nasıl gelinebileceği ve bu koşullarda istihbaratın önemi konusundaki 129 sayfalık bir raporu da Amerikalılara sunar. Rapor, Kızıl Ordu’nun savaş yöntemlerine de ayrıca yer vermektedir. Gehlen’in hizmetleri bununla da sona ermez; Avrupa’da NATO ülkelerinde NATO’nun gizli ordularını oluşturur[6], CIA’nın ABD dışı ülkelerdeki operasyonlarını yürütür. Ve Gehlen birçok başka savaş suçlusu Nazi gibi Federal Almanya’da Konrad Adenauer hükümetinde görev alır ve Federal İstihbarat dairesi başkanı olur!

Hitler’in Dışişleri bakanı Ribbentrop’un danışmanı Gustav Hilger CIA’de işe alınır çünkü Stalin-Ribbentrop Paktı’na dair gizli bilgiler ABD hükümeti için çok değerlidir. İtalya’daki Yahudi soykırımı sorumlusu olan Hilger daha sonraki yıllarda Federal Almanya Dışişleri bakanlığında görev yapar.

ABD hükümeti sadece Nazileri değil, işkenceci Japonları da kanatları altına alarak yargılanmaktan kurtarır.

Japon ordusu biyolojik savaş birimi başkanı olan Dr. Shiro Iskii, Çinli ve Müttefik askerlerine biyolojik ve kimyasal ajanlar uygulayan ve daha sonra etkiyi görmek için bu insanlara canlı canlı otopsi yapmış bir suçludur. General Mac Arthur ile bir anlaşma imzalayan ve on bin sayfalık “deney bulgularını” ABD ordusuna veren Iskii işlediği suçlarından yargılanmamıştır. Üstüne üstlük, Maryland’deki ABD ordusu biyolojik silah bölümünde ders vermeye davet edilmiştir.

ABD ordusu ve CIA, Nazi suçlularından sorgu teknikleri de öğrenirler ve bu teknikleri ve kullanılan ilaçları yabancı ülkelerdeki ve kendi ülkelerindeki düzen karşıtları, yoksullar ve alt düzey ordu mensupları üzerinde de uygularlar.

Bitirirken

Ehrenburg’un deyişiyle, Sovyet halkı ve Kızıl Ordu “faşizm salgınını yok etmiştir ama mikroplar hâlâ yaşamaktadırlar”. Mikropları yaşatan, ölmelerine izin vermeyerek dünya çapında halkların kurtuluş mücadelelerini bastırmak için kullanan emperyalizmdir. Soğuk Savaş’ın başını çeken ve emperyalizmin baş temsilcisi ABD, Nürnberg’de “hayvansı ideolojisi, ikiyüzlülüğü, cehaleti, ahlaksızlığı ile sanık sandalyesinde oturan faşizm”i mahkemeden önce ve mahkeme sırasında kendi ülkesine ve dünyaya taşımıştır. NATO’nun gizli orduları ve CIA’nın kuruluşunda Nazizm ve faşizm vardır. Sermaye sınıflarının bu vurucu güçleri, o günden bugüne dünyayı kana bulamaya, iyi, güzel, insanca olan, yaşamı aydınlatan ne varsa yok etmeye azmetmiş kötülük örgütleri olarak görevlerini sürdürmektedirler. Latin Amerika’da bu durumun son örnekleri yaşanmaktadır.

Ne var ki, dünya ezilenleri henüz son sözlerini söylemediler.

Nürnberg 1’de faşizmin ölüm fermanı okunamamış, defteri dürülememiş olabilir ama tarih insan yaşamıyla kıyaslanamayacak kadar uzun günlerden ve gecelerden oluşuyor.

Nürnberg 2 için çok beklememiz gerekmeyebilir.

[1] Lukacs’ın kitabın yayınlanması sırasında belki de bilmediği ve daha sonra ortaya çıkan bir başka nokta, Mayıs 1955’de Batı Almanya’nın NATO’ya girmesi ile birlikte ABD-Batı Almanya arasında yapılan üst düzey bir gizli anlaşmadır. Buna göre, Almanya’da NATO’nun gizli örgütlerinde çalışan eski Naziler hiçbir hukuki soruşturmaya uğramayacaklardır.

[2] 1942’de 2. Dünya Savaşı sırasında kurulan ve başında bir general olan William Donovan’ın bulunduğu bir istihbarat örgütüydü ve aynı zamanda CIA’nın da öncülüydü. İşe 10 milyon dolarlık bir bütçe ve 600 çalışanla başlayan OSS, 1944’e gelindiğinde 13 bin elemana sahipti. Ordudan da binlerce asker örgüte transfer edildi. Sonuçta, çalışanların 2/3’ü ABD ordusu personelinden oluştu. Personeli sadece ABD içinde değil ülke dışında da görev yapmaktaydı. Sinema oyuncuları John Wayne ve Marlene Dietrich, sporcu Moe Berg, yazar John Steinbeck de OSS çalışanları arasındaydılar.

[3] Bir başka kaynakta bu sayının 4000 olduğunu iddia edilmektedir.

[4] Avrupa’daki tüm Yahudilerin toplu olarak katledilmeleri planı

[5] Gehlen ABD’ye gitmeden önce, savaş henüz sürmekte iken bu bilgileri mikrofilmlere aktarmış ve su geçirmez çelik variller içinde Avusturya Alpleri’nde kırsal bir bölgeye gömmüştür.

[6] Eski MİT başkanlarından Fuat Doğu’nun Gehlen’in öğrencisi olduğu bilinmektedir.