Serdal Bahçe
Falsifikasyon II – Omaha Sahili’nde ölen adamlar neden öldüler?
Yayın Tarihi: 15.02.2026 , 23:59 Güncelleme Tarihi: 16.02.2026 , 00:23
Tarih şiddetle yazılır bir yerde, şiddeti daha çok uygulayanlar harfleri daha derinden kazırlar taş blokların üstüne. Şiddet hem tarih yazımının hem de hafıza yazımının öznesidir. Tarihi kazananların yazması da bu sebeptendir, çünkü onlar daha çok şiddet uygulamışlardır. Şiddet en kolay hafızayı yeniden şekillendirir. Yoğun ve derin şiddet dönemlerinde geçmiş de yeniden yazılır hafızada ve tarihte. Örneğin AKP rejimi Osmanlıya ve Cumhuriyet’e dair yeni bir hafıza üretme peşindedir, neyse ki pek mahir değiller. Tarihi yeniden yazmak da ustalık gerektirir çünkü.
II. Dünya Savaşı’na yönelik toplumsal tarihsel hafıza özellikle Sovyetlerin çöküşünden bu yana yeniden ve yeniden yazılıyor. Devler cüceleştiriliyor, cüceler ise devleştiriliyor. Bu yeni hafızanın birkaç ana ekseni var. Bunlardan birincisi Nazizmin/faşizmin iktidar olmasının faili olarak Komünistleri göstermek. İkinci amaç ise II. Savaş’taki zaferde Sovyetlerin katkısını olabildiğince küçültmek, buna mukabil Batının şanlı ama ikiyüzlü liberal demokrasilerinin rollerini abartmak. Bu nedenle Normandiya Çıkarması hakkında sürekli görsel ve yazılı materyal üretilmektedir. Üretilen materyal haliyle Amerikan-İngiliz tümenlerinin Avrupa’yı Nazi işgalinden kurtardığı masalını yayıyor.
Bu masal aynı zamanda Amerikan yardımını da bir tür kurtarıcı Mesih’e dönüştürüyor. Bu masalda rakamlarla oynanıyor, abartılıyor. İşin ilginci bu rakamların şişirilmesinde en büyük aktörler bugünün kapitalist Rusya’sının gerici tarihçileri. Masal bu haliyle şunu anlatıyor: Amerikan yardımı Sovyet askeri direnişini yaratan en önemli unsurlardan birisidir. İngilizce adıyla Land-Lease Aid olan bu yardımlar sadece Sovyetlere verilmediler. 42 ülkeye birden verildiler. Aslan payını İngiltere aldı. Sovyetlere yardımların yüzde 40’ı askeri malzeme, yüzde 20’si ise gıda idi. Kuşku yok bu yardımlar özellikle 1941 ile 1942’de sürekli gerileyen ve endüstriyel bölgeleri düşmana kaptıran Sovyetler açısından önemliydi. Ama bu yeni masalın abarttığı kadar önemli değildi.
Peki Sovyetler bugünün parasıyla milyarlarca dolar tutan bu yardımların karşılığını nasıl ödedi? Asıl ödeme Sovyet insanının ve Kızılordu askerlerinin kanıyla canıyla yapıldı. Sovyetlerin savaş kayıplarının 20 ile 25 milyon arasında olduğu kabul edilmektedir. Savaş uçağı, tank, makineli tüfek, bunlar elbette ki gerekliydi. Ancak asıl gereken bunları kullanacak mangal gibi yüreğe sahip yiğit proleter bir halktı; işte kapitalist ABD’nin yollayamadığı tek şey de buydu. Kursk Savaşı’nda, Stalingrad Kuşatması’nda savaşan Amerikan lokomotifleri ya da Amerikan tereyağı değildi, Kızılordu idi.
Tüm bu Normandiya çıkarması saçmalığının arkasında ne yatmaktadır? Normandiya çıkarması ne kadar başarılıdır? Askeri adıyla Operation Overlord, bilinen adıyla Normandiya Çıkarması 6 Haziran 1944’te başladı; binlerce gemi yaklaşık bir milyona yakın Amerikalıyı, İngiliz’i, Kanadalıyı, Polonyalıyı ve Fransız’ı Normandiya sahillerine sabah saatleri itibariyle çıkardı. Beş ayrı noktaya yapılan çıkarmada gruplar arası bağlantı altı gün boyunca kurulamadı.1 Sonrasında ise Almanya’ya doğru ilelerken büyük direnişle karşılaştılar. Bu nedenle yavaş ilerlediler. Oysa hızlı ilerlemek istiyorlardı, çünkü Kızılordu hızlı ilerliyordu. Aslında çıkarma hedefleri dikkate alındığında başarılı bile değildi.
Amerikan ve İngiliz yönetimleri savaş boyunca ve hatta savaştan önce Sovyetlerin Doğu Avrupa’da ve Kıta Avrupası’nın genelindeki askeri egemenliğinden her zaman korktular. Müttefik olarak birlikte savaşırken bile korku giderilemedi, tam tersine Kızılordu’nun başarılarıyla birlikte arttı.
1941 sonu itibariyle Sovyetlerin askeri durumu pek de iç açıcı değildi. Leningrad uzun bir kuşatmanın altına girmişti. Wehrmacht Moskova’nın varoşlarına kadar gelmişti. Moskova Operasyonu Nazilerin Moskova’yı da düşürerek Sovyet direncini kırma operasyonuydu aslında. Defalarca denediler, olmadı. Kremlin’e 20 km kalaya kadar yaklaştılar, SBKP politbürosu toplantılarını Alman bombardımanın kaba gürültüsü altında yapmaya alışmıştı. Olmadı işte, hem Kızılordu çok dirençli çıktı hem de Napolyon ordularının başına gelen Nazilerin başına da geldi; zorlu ve sert bir kış geldi. Sıcaklığın -35, -40'lara kadar düştüğü bir kış mevsimiydi. Ve Alman ordusunun lojistik hatları hem partizanların saldırıları altında kesilmişti, tedarik akışı durmuştu; hem de Hitler ve Genelkurmay’ın aptalca hayallerine (Sovyetlerin işinin kış gelmeden bitirileceği beklentisi) uygun olarak sayıları milyonlarla ifade edilen Alman askerlerinin teçhizatları ve giyimleri bu derece ağır bir kışa uygun değildi; sinekler gibi ölmeye başladılar. Gelebilecekleri son nokta buydu.
Sonrasında Kızılordu bir karşı saldırı başlattı ama bu saldırı etkisiz oldu. Nazilerle Kızılordu arasındaki savaş hattı görece sabitlendi. Bu arada Alman ordularının Güney grubu Doğu Ukrayna’dan çıkarak ve Kırım’daki son Kızılordu direnişini de kırarak Don ve Volga ırmaklarının buluştuğu noktaya doğru harekete geçti. Bu harekatın hedefi konusunda Alman Genelkurmayı ile Hitler ayrı düştüler. Genelkurmay akılcı olanın Kafkasya’ya, daha güneye doğru yürütülecek bir askeri operasyon olduğunu, bunun Kafkas petrollerine gidecek yolu açacağını iddia ediyordu. Hitler ise bu kadar ekonomik düşünemiyordu, harekâtın Kızılordu’nun moral ve fiziksel gücünü kırma amacını taşıması gerektiği tezine sarıldı. Bu anlamda düşmesi gereken yer Stalin’in adıyla anılan kent olmalıydı; Stalingrad.
Stalingrad savunması 1943 Şubat’ında Kızılordu’nun zaferiyle sonuçlandı. Kuşatan Alman ordusunun kendisi kuşatıldı. Hatta tarihte zor görülebilecek bir durum ortaya çıktı. Stalingrad’daki Kızılordu birlikleri Alman birlikleri tarafından, Stalingrad’ı kuşatan Alman birlikleri de en dıştan Kızılordu tarafından kuşatıldı. Wehrmacht (Alman Ordusu) çok uzunca bir direnişten sonra 1943 Şubatında teslim oldu; çok ağır bir darbeydi. Alman ordusunun dört yıldır keyfini sürdüğü yenilmezlik miti Volga’nın kıyılarında yok oldu. Aynı anda Kuzeyde başlatılan harekat Alman Ordularını gerisin geriye, Almanya’ya doğru sürmeye başladı. Bir tarih verelim 1942 sonu ile 1943 başı aslında savaşın kaderinin müttefikler lehine yeniden yazılmaya başlandığı kırılma noktasıdır; ve kırılmayı yaratan Kızılordu’dur.
1943 yazında tarihin en büyük tank savaşlarından biri Kursk’ta verildi. Daracık Kursk kıstağında yaklaşık sekiz bin tank ölümcül bir savaş verdiler. Alman savaş makinesinin savaşın ilk üç yılındaki yenilmezlik mitini yaratan asli unsur ünlü panzer ve tank tümenleriydi. Almanların üç bin tankı, Sovyetlerin beş bin tankına karşı daracık bir alanda ölüm kalım mücadelesi verdi. Kızılordu yenilmez gibi görünen Alman panzer tümenlerini zahmetli ve insani maliyeti yüksek bir mücadeleden sonra yendi. Böylece Orta Avrupa yolunu açtı; ve ayrıca Almanları bir daha saldırmayacak hale getirdi. Savaşın başından beri inisiyatif ilk defa Kızılordu’ya geçti.
1943 sonu ile 1944 Mayıs’ı arasında Kızılordu yaklaşık iki milyon asker ile Dinyeper-Karpatlar Harekatını başlattı. Bu harekâtın hedefi tüm güney cephesini, başta Ukrayna’yı başta, Alman askerlerinden temizlemekti. Bu harekat önemliydi, Kiev kurtarıldı. Ukrayna bütünüyle temizlendi. Kızılordu güney cephesinde faşist Romanya’nın sınırına dayandı. Kuzeyde ise Polonya sınırına varıldı. Kızılordu artık süpürme makinesi gibi hareket ediyordu. Hızla süpürerek Nazileri Almanya’ya doğru itiyordu. 1944 yazı itibarıyla çoktan Sovyet topraklarını temizlemiş ve Avrupa’yı temizleme aşamasına gelmişti Kızılordu. Bu hız tahminen Amerikan ve İngiliz askeri istihbaratlarını çok korkutmuştu.
1944 Yazı, II. Dünya Savaşı sonrasında kurulacak dünya ve Avrupa açısından çok belirleyiciydi. Öncelikle galiplerin maliye, ekonomi bakanları ve merkez bankası bürokrasisi küçük bir kasabada Bretton Woods’da toplanarak savaş sonrası dünyanın (daha doğrusu kapitalist dünyanın) ekonomik ve finansal mimarisinin temel yapı bloklarını kurdular. Bu konferans Haziran’da başladı, Temmuz’da bitti. İkincisi, bahsedildi, Haziran’da Normandiya Çıkarması gerçekleşti. Üçüncüsü Kızılordu Sovyet topraklarını tamamen temizleyerek, ve Polonya sınırını aşarak hızla Vistül nehrine doğru akmaya başladı. Orta Avrupa’da Macaristan ve Avusturya, Çekoslovakya pek yakın bir menzil içine girdiler. Güneyde ise Romanya sınırı aşıldı. Artık müttefikler birbirleriyle yarışıyorlardı.
Birlikte gibi görünüyorlardı, hatta iyi anlaşıyor gibi görünüyorlardı. Oysa bu zorunlu bir birliktelikti. Bu birliktelik için Sovyet sosyalizmi, Amerikan ve İngiliz emperyalizmlerinin ödediği bedelden daha büyük bir bedel ödedi (örneğin savaşın sonrasında Komünist Enternasyonal iyice işlevsizleştirildi ve sonunda sadece bir enformasyon bürosuna, Kominform’a dönüştürüldü).
Sovyet hariciyesinin ve Stalin’in güvensizliklerinin haklı nedenleri vardı. En başta şu “ikinci cephe” vaadi vardı. Bu birliktelik resmen kurulduğu andan itibaren Stalin Avrupa’nın batısında, Atlantik kıyılarında bir ikinci cephe açmaları için müttefiklerini baskı altına aldı. Bu haklı bir talepti. 1941 Haziran’ı ile 1944 Haziran’ı arasında tam üç yıl Alman ordusu ile sadece Kızılordu savaştı. Tek istisna İtalya’nın kurtarılmasıydı.
Gerçi İtalya’yı kimden kurtardılar belli değildi açıkçası. Nazilerin işgalinden mi, İtalyan direnişçi partizanların olası bir devriminden mi? II. Savaş’ın tarihi yeniden yazılmalıdır ve ortak kabul gören tarihi şekillendiren emperyalist falsifikasyonlar temizlenmelidir. İtalya’yı, özellikle de kuzeyini müttefikler mi kurtarmıştı, partizanlar mı? Mussolini’yi yarı çıplak bir şekilde tepe aşağı kim astı?
1941 Haziran ile 1944 Haziran’ı arasında Kızılordu tek başına savaştı işin açığı. Peki ikinci cephenin açılması neden gecikti? Molotov ve Zhukov’un anıları Sovyet hariciyesinde ve askeriyesinde sürekli olarak oyalandıklarına dair bir kaygıyı tespit etmektedirler. Dahası Amerikan ve İngiliz hariciyesinde o dönem çalışanların anıları da Amerikan ve İngiliz yönetimlerinin bu konudaki isteksizliklerini teyit etmektedir. Örneğin kayıtlar Roosevelt’in bunu istediğini ancak sürekli olarak Churchill tarafından caydırıldığını göstermektedir. Churchill hazır olmadıkları tezini öne sürmüş sürekli. Hazır değiller miydi? Sahi neden beklediler o kadar? Doğru soru, doğru cevaptan daha zihin açıcıdır. Neden beklediler?
Sorunun cevabı Amerikalıların anlaşılır tavrından daha çok İngilizlerin anlaşılması güç stratejilerinde yatıyor. Amerikalıların bekleme yapmasının bir nedeni vardı; Uzak Doğu ve Pasifik’te Japonlarla tayin edici bir savaş yürütüyordu ABD. Üstelik 1941 Aralık’ı (yani Pearl Harbor saldırısı) ile 1943 başları arasında işler onlar için de iyi gitmemişti. Filipinleri ve pek çok adayı kaybetmişlerdi. Ve Amerikan emperyalizmi açısından geleneksel olarak Pasifik arenası Avrupa’dan daha önemliydi.
Oysa İngilizler Dunkirk’te tabanları yağladıklarından beri denizdeki savaş dışında doğru dürüst savaşmamışlardı. İngilizler için kendi sömürgeleri her zaman daha önemli oldu. Hindistan tehdit altına girince Japonlarla, Mısır tehdit edilince Almanlarla savaşmak için sahaya döndüler. Onun dışında Amerikan yönetimine de baskı yaparak ikinci cephenin açılmasını geciktirdiler. Neden? Gerçekten hazır değiller miydi yoksa Kızılordu ile Alman ordusu birbirini iyice hırpalasın diye mi beklediler? Soru ortadadır.
Yeniden tekrar edelim 1944 Haziran’ına kadar ikinci cephe açılmamıştır. Neden açılmadığını konuştuk, şimdi asıl soru neden 1944 Haziran’ında açıldı? Neden, Kızılordu’nun Sovyet topraklarından Avrupa içlerine akmaya başlaması olabilir mi? Artık beklemek Avrupa’yı Sovyetlere terk etmek anlamına geldiği için olabilir mi? Bu soruları bir kenara bırakalım şimdilik, ama Avrupa’yı Normandiya Çıkarması’nın ve Omaha Sahilinde ölen adamların kurtarmadığı açıktır. Bu onur Kızılordu’ya aittir.
Bu hafta bitirirken iki Alman generalinden söz ederek bitirelim. Birbirlerini takip ederek Genelkurmay Başkanı oldular. Wilhelm Keitel, Wehrmacht Yüksek Komutanlığı görevini 1945'te, savaşın bitmesine yakın Alfred Jodl’a teslim etti. Her ikisi de savaş sonrasında Nuremberg’de yargılandılar ve asıldılar. Aslında katildiler, katliamcıydılar, diğer pek çok Alman generali gibi. Ama o katliamcıların büyük bir bölümü affedilirken bu ikisi idam edildiler. Elbette ki asılmalarını haklı kılacak suçları vardı ama esas suçları başkaydı Amerikan ve İngiliz yüksek komuta kademesi için. Normandiya Çıkarması’ndan sonra Batı cephesini savunmak için Doğudaki tümenlerin bir bölümünü batıya kaydırmıştı bu ikisi. Böylece Kızılordu’nun daha hızlı ilerlemesine, Normandiya’ya çıkarma yapanların ise güçlü bir direnişle karşılaşmalarına yol açmışlardı. Suçlarının arasında en büyüğü buydu. Belki de katliamcı ve katil oldukları için değil, Kızılordu’nun yolunu kolaylaştırdıkları için asıldılar; kim bilir?
Devamı haftaya…
- 1
Her bir çıkarma noktasına bir isim verdiler, o noktalardan birinin adı Omaha Sahili idi.