Serdal Bahçe
Bir kere daha Lenin vs. Kautsky - II
Yayın Tarihi: 30.11.2025 , 23:32 Güncelleme Tarihi: 01.12.2025 , 00:00
“Bizim görevimiz devrimi örgütlemek değildir, kendimizi devrim için örgütlemektir; devrimi yapmak değildir, onun avantajını kullanmaktır”.1 Kautsky bu satırları daha 1880'lerin başında yazmıştı. Bu görüşler aslında o vakitler yeni yeni gelişmekte olan sosyal demokrat/sosyalist partilerin de genel görüşüydü. O dönemde bu partiler kurumsallaşarak hızlı bir büyüme süreci içine girmişlerdi. II. Enternasyonal bu erken ve hızlı büyümenin sonucu olarak ortaya çıktı. Almanya’da SPD, İngiltere’de İşçi Partisi, Fransa’da Sosyalist Parti (Fransa Sosyalist İşçiler Federasyonu olarak kuruldu 1869’da, sonra zaman içinde Sosyalist Parti’ye dönüştü) siyasi yasaklarla uğraşarak, deyim yerindeyse toprağın tırnaklarla kazınması sonucunda kuruldular. Ancak kurulduktan sonra hızlı gelişme gösterdiler. Üstelik yerel ya da genel seçimlerde başarılar elde etmeye başladılar. Bu inatçı çabalar burjuva demokrasisini yarattı.
Bir ara verelim; daha önce de söyledik, burjuva demokrasisini burjuvazi yaratmadı. Burjuvazinin düşünürlerinin gerici vizyonu kısıtlı ve sadece zenginler için bir demokrasiyi öngörüyordu. İşçi sınıfının örgütlü müdahalesi siyasi manevra alanını genişletti ve işçi sınıfını sürece dahil etti. Böylece gelişkin burjuva demokrasisi doğdu. Burjuvazi, kendi demokrasisini genişletemeyecek kadar korkak bir sınıftı her daim.
Bu Avrupa işçi sınıfı için bir başarıydı. Ancak bu başarı Avrupa sosyalizminde, ve daha sonra ondan devralarak, Avrokomünizmde bir maraz bıraktı; burjuva demokrasisine yüklenen abartılmış bir anlam. Siyasi haklar için o kadar çok mücadele etti ki işçi sınıfı, sonunda elde ettiğinde, onları varılacak son nokta olarak algılamaya başladı. Bu inanç yavaş yavaş ancak ısrarcı bir şekilde sosyal demokrat/sosyalist partilere de sızdı. Üstelik bu başarı gerçekten tepeden değil, tabandan yükselen bir dalgayla geldi (“tepeden”, “tabandan” kavramları liberal bir çerçevenin kavramlarıdır, dolayısıyla ihtiyatlı bir şekilde kullanıyoruz). Devrimler, grevler, gösteriler, kitle eylemleri; Avrupa İşçi Sınıfı 19. yüzyılda çok büyük bir mücadele verdi, bunu kabul etmek gerekir. Üstelik bu mücadeleler çoğunlukla çok “kendiliğindenci” gibi görünüyorlardı, yani örgüt ve organizasyon boyutları çok zayıftı. Bu nedenle Kautsky devrimi yaratmak yerine, ondan yararlanmayı temel amaç olarak belirleyecekti (ve Lenin bu düşünceden ölesiye nefret edecekti). İşçi sınıfının bu iki başarısı; burjuva demokrasisini genişletmek, ve kitle eylemleri ile bu sonuca varabilmek, Avrupa sosyalizminin kuramsal ve programatik gelişmesini belirlemeye başladılar. Kautsky bu değişim ve dönüşüm dalgasının en üstünde oturuyordu. Avrupa sosyalizmi içindeki Marksist tutum ve bileşen bu gelişmeler karşısında giderek geriledi ve önemsizleşti. Marx ve Engels bu tehlikeyi hissetseler de, ne yazık ki gerekli müdahalede bulunacak zamana sahip olamadılar.
Bir tezi tekrarlayalım (Yalçın Küçük’ten hareketle), bu tarihsel gelişim içinde Marksizmi hayatta tutan ve ona yeni bir gelişme dinamiği veren şey Bolşevik Devrimi idi, Lenin’di. Eğer Bolşevik Devrimi olmasaydı Marksizm ve Marx gerçekten siyasal ve ekonomik düşünceler tarihi kitaplarında ara bölüm ya da dipnot olmaktan ileri gidemezlerdi. Marx, en azından gençken, Ruslar konusunda oldukça karamsar, İngilizler ve Almanlar konusunda ise bir yere kadar iyimserdi. Ancak Marx’ı yaşamın engin bahçesine geri çağıranlar Ruslar oldu; kuşkusuz bir ironiydi.
Kautsky ve Lenin karşıtlığına geri dönelim. Kautsky’de demokratist damar her zaman vardı, tıpkı döneminin diğer büyük sosyal demokrat yazarlarında ve işçi önderlerinde olduğu gibi. Ancak bu damar giderek baskın hale geldi. I. Dünya Savaşı’ndan hemen önce sosyal demokrat ve sosyalist partilerin içinde başlayan iç savaş (gerçek bir iç savaştı) Kautsky’yi daha sonra inatçı bir şekilde sarılacağı, ve ona sarıldığı için giderek yalnızlaşacağı, ve sonunda onun sayesinde yalnızlık ve vurdumduymazlık içinde öleceği yola itti. Şimdi eserlerinden bazılarını hatırlayarak hakkını biraz olsun teslim etmek gerekiyor.
Die Agrarfrage (Tarım Sorunu) partinin tarım sorunu üzerine programını geliştirmek için yaptığı çalışmaların ürünü olarak 1899’da basıldı. Olağanüstü bir kitaptır; hem de ciddi kuramsal yanlışlarına ve eksikliklerine rağmen. Tarım ve köylülük sorunları ne yazık ki çok uzunca bir süre Marksizmin ve Marksistlerin araştırma menzili içinde olmayan sorunlardı. Bunu yaratan iki etmen vardı, birincisi Marx’tan geliyordu. Marx kuramsal olarak kapitalist gelişmenin toplumu emek-sermeye ekseni etrafında polarize ederek köylülük de dahil pek çok ara sınıfı ortadan kaldıracağını vurgulamıştı. Ölmekte olanı kim, niye analiz etsin ki? Dahası Marx’ın köylülüğe karşı oldukça olumsuz bir siyasal algısı vardı (Fransız köylüsünü “patates çuvalı” olarak görmüştü). İkincisi ise, Avrupa’da hızlı sanayileşme köylülüğü gerçekten eritmeye başlamıştı. Ancak o dönemlerde bile köylülük çok büyük bir toplumsal güçtü, dolayısıyla yokmuş gibi kabul edilerek geçiştirilecek bir unsur değildi. Sosyalist ve sosyal demokrat partilerin siyasal programlarında hâlâ nüfusun önemli bir bölümünü oluşturan köylülüğe yönelik bir tavrı zorunlu olarak olmalıydı. Kautsky’nin eşsiz kitabı bu eksikliği doldurmaya çalıştı.
Kitap aslında daha baştan Marx’ın kuramsal şemasının öngördüğü gibi kentsel ve kırsal küçük üreticilerin, ve dolayısıyla köylülerin eriyeceği, tarımda kapitalizmin gelişimiyle tarımsal yapının iki sınıftan, tarımsal burjuvazi ve tarımsal proletaryadan, oluşan bir yapıya dönüşeceği tezine sadık kalmaya çalışan bir kitaptır. Ancak kitabın gidişatı içinde Kautsky köylülüğün kolayca ve hızlıca tasfiye edilemeyecek bir sınıf olduğunu kabul etmek zorunda kalır. Hatta kapitalist üretim ilişkilerine eklemlenen tarımsal yapıda aile işletmesi içinde yoğun hane içi emek sömürüsüne dayanan küçük köylünün yeni bir yaşam alanı bulduğunu da ekler (böylece bir noktaya kadar Çayanov ile aynı noktada buluşur). Böylece Kautsky eşsiz kitabı içinde Marksist kuramsal yazında en az işlenen temaya, eşitsiz gelişime de parmak basmış olur. Ona göre piyasa ilişkileri kırlarda küçük köylülüğü en azından bir süre bağımlı ve yüksek derecede sömürüye tabi bir şekilde ayakta tutacak dinamikleri yaratmaktadır. Fakat uzun dönemli eğilimler galip gelecek, en sonunda köylü ortadan kalkacaktır; ama hızlı bir şekilde değil.
Kitabın Marx ve Engels sonrasında yazılmış en etkili ve görkemli Marksist eserlerden biri olduğu çok açıktır. Acilen Türkçeye çevrilmesi gerekir. Kitap uzunca bir süre sessizliğin sansürüne itilmiştir. İlk olarak 1900 yılında Fransızcaya çevrilmişti, ancak sonrasında uzun bir ölüm uykusuna yattı. Bundan sonraki ilk çeviri için 1959 yılına kadar sabredildi, o yıl İtalyancaya çevrildi. İspanyolca çeviri 1970 yılında çıktı. İngilizce çeviri için ise kitabın 90 yıl beklemesi gerekti. Boşluğa itilmiş bu eser gerçekten tarım sorunu hakkında yazılmış en kapsamlı eserdi; ilginç olan ulusal kurtuluş savaşlarının patladığı 1960'lar ve 1970'lerde, azgelişmiş toplumların toplumsal formasyonunun mahiyetine dair tartışmaların ayyuka çıktığı dönemlerde bile hatırlanmamış olmasıdır. Temel neden Lenin’in şiddetli darbesidir. Lenin’in Kautsky’e yönelttiği keskin eleştiriler haklı eleştirilerdi kuşkusuz. Ancak darbe öyle büyük bir darbeydi ki sadece Kautsky’yi değil onun külliyatını da sessizliğin derinliklerine itti.2
Yolları her daim kesişti bir şekilde, Lenin ve Kautsky karşıtlığı zamanın kumlarının bile üstünü bütünüyle örtemediği bir şahika oldu. Şahika diyorum, gerçekten bu karşıtlık Marksist geçmişimizin en önemli miraslarından biridir. Artık bir tarafını bütünüyle lanetleyip, yok sayarak değil, daha sağduyulu bir şekilde ele almamız, hatırlamamız gereken bir karşıtlıktır.
Lenin’e dönelim. Tarihin olağanüstü cilvelerinden biri olarak, 1899 başka büyük bir eserin, Lenin’in Rusya’da Kapitalizmin Gelişmesi’nin basıldığı yıldı aynı zamanda. Lenin eseri Shushenskoye köyünde sürgündeyken yazdı, kız kardeşi A. I. Ulyanova-Elizarova kütüphanelerden sürekli kaynak taşıdı ona. Fotokopi cihazı yoktu, zavallı kız kardeş tüm o kaynakları elle yazarak kopyaladı. Kitap öncelikle Lenin’in devrimci bir politikacı olmanın yanında, büyük, hem de çok büyük bir bilim insanı olduğunu da kanıtlamaktadır. Hatta bu satırların yazarı eserin tüm Lenin külliyatı içinde en tepelerde parlayan bir yıldız olduğuna inanmaktadır. Marksist bilimin temel kategorilerinin kapitalist gelişmesi çok güdük olan bir coğrafyaya bu kadar maharetle uygulanması Lenin’in dehasını göstermektedir.
Kitap aslında Rusya’da kapitalist gelişme yolunun tıkalı olduğunu iddia eden Narodnik yazarların tezlerini çürütmek için yazılmış bir eserdir. Narodnik yazarlar ekseriyetle Rusya’da tarımsal kapitalizmin ve hatta endüstriyel kapitalizmin gelişme dinamiklerinin bulunmadığını, Rus kırlarındaki toplumsal ve ekonomik yapının bunların ortaya çıkmasına izin vermeyeceğini iddia etmişlerdi. Lenin zemtsvo ve sanayi istatistiklerini kullanarak bu tezleri büyük bir maharetle çürüttü. Kitap önce Narodniklerin kuramsal tezlerini ve öngörülerini eleştirerek başlar, sonra hem sanayide hem de tarımda kapitalizmin zaten büyük bir yol kat ettiğini kanıtlar. Hem sanayide hem de tarımda kapitalizmin Rus tipi gelişmesi kuşkusuz Rusya’ya has bir manzara doğurmuştu, bu gelişme sanki Rusya’nın istisnailiğini payandalamıştı. İleri olan ile geri olanı yan yana idame eden, onların bileşiminden Rusya’ya has bir bütünlük çıkaran bir gelişmeydi bu. Eşitsiz gelişme yasasını hiçbir Marksist klasik Rusya’da Kapitalizmin Gelişmesi kadar açık bir şekilde işlememiştir; kitabın en güzide yönlerinden biridir bu.
Lenin kitabı yazarken biraz daha önce basılmış Kautsky’nin Tarım Sorunu’na sahip değildi, daha sonra bu nedenle biraz dert yanmıştır. Lenin’e göre Tarım Sorunu çok önemli bir Marksist eserdi. Lenin’in en az Kautsky’nin Tarım Sorunu kadar görkemli eseri pek tabii ki onunkine benzer düzeyde bir kadersizliğe mahkum olmadı hiçbir zaman. Ancak şansı çok yaver giden bir eser de olmadı açıkçası. Lenin’in koca külliyatı içinde en az okunan eserlerden biri oldu; büyük bir şanssızlıktı. Lenin söz konusu olduğunda siyasi yazıları, polemikleri ve stratejik/taktiksel müdahaleleri (örneğin Bir Adım İleri, İki Adım Geri veya İki Taktik gibi) her zaman öne çıkan eserleri oldular. Oysa, Rusya’da Kapitalizmin Gelişmesi yöntemsel ve olgusal olarak bir bilimsel magnum opustur.3 Aslında bu eser de Kautsky’ninki gibi bir nebze bilinmezler diyarına sürüldü. Zamanın kumları uçuştuğunda açığa çıkan bu karşıtlığın hafıza dağarcığının en üstünde Tarım Sorunu ve Rusya’da Kapitalizmin Gelişmesi yan yan görünecektir her zaman.
Kautsky eserinde köylülüğün kolay çözülmeyecek, ve hatta kapitalizmin eşitsiz gelişme dinamikleri tarafından daha bir süre korunup kollanacak bir toplumsal sınıf olduğunu belirtmişti. Diğer taraftan Lenin küçük köylülüğün Rusya kırlarındaki varlığını ve egemenliğini önemli ölçüde sürdürdüğünü belirtmişti, ama çözülme sürecinin işlediğini, ve bu sürecin köylülüğün mezarını kazacağını da eklemişti. Kautsky, köylülük çözülecek diyerek başladığı analizinde köylülüğün direngenliğini teslim etmiş, Lenin ise sanki sonsuza kadar bir köylü denizi olarak kalacak bir ülkede köylülüğün eninde sonunda çözüleceğini ama şimdilik varlığını sürdürdüğünü teşhis etmişti. Kautsky için köylülük direngen ve bir zaman boyunca kalıcıydı. Lenin için ise köylülük o kadar da direngen değildi; vardı ama mukadderatında yok olmak da vardı.
Bilimin sağduyulu sesi burada bitti. Bundan sonrası bu bilgiyi kullanacak siyasetin işiydi. Kautsky, Tarım Sorunu’nun II. Cildinde (ki SPD’nin tarım programı olacaktı o cilt) varlığını sürdüren ve bir süre daha sürdürecek gibi görünen köylülüğün tutucu, muhafazakâr ve çoğunlukla Junkerlerin siyasi programına eklenen bir sınıf olduğunu belirtmektedir. Buradan hareketle onu proletarya davasının düşmanı gibi görmektedir. Köylülük kabaca gericiliktir; Kautsky için o kadardı. Kautsky de özünde “patates çuvalı” çizgisindeydi. Lenin ise çözüldüğünü haber verdiği sınıfı işçi sınıfının doğal ittifak ortağı olarak gördü uzunca bir süre. Ona göre burjuva devrimine bile işçiler ile köylülerin devrimci ittifakı liderlik edecekti.
Kautsky varlığını uzunca bir süre sürdüreceğine inandığı sınıfı gerici kampa iterken Lenin varlığının sanıldığından daha çabuk nihayetleneceğini düşündüğü sınıfı devrimci ittifaka ortak yaptı. Fark nereden kaynaklanıyordu? Cevap çok açıktı. Kautsky devrimci ateşini çoktan kaybetmiş uyuşuk ve teslimiyetçi II. Enternasyonal Marksizmi’nin temsilcisiydi. Oysa Lenin içinde hem Rusya’yı hem de tüm dünyayı yakacak devrimci ateşi taşıyordu.
[Devamı haftaya]
Not: Korkut Boratav’ın onuruna Dünyadan Türkiye’ye - İktisattan Siyasete başlıklı sempozyum 5-6 Aralık’ta ODTÜ’de düzenlenecektir. Program linki: https://tsbd.org.tr/?p=2065
- 1
Akt. Massimo Slavadori (1990) Karl Kautsky and the Socialist Revolution 1880-1938, Verso.
- 2
Darbe o kadar büyüktü ki, bir Amerikalı Marksist şöyle demek zorunda kalmıştı: “Kautsky’nin adının ‘Dönek’ [Renegade, n.b.] değil ‘Karl’ olduğunu keşfetmem 40 yılımı aldı”. Akt. Hamza Alavi ve Theodore Shanin, Kautsky’nin Tarım Sorunu’nun ilk İngilizce çevirisine yazdıkları önsözden (s. xii). Karl Kautsky (1989) The Agrarian Question, (çev. Pete Burgess), Zwan.
- 3
Bu vesileyle kitabı Türkçeye kazandıran sevgili hocam Seyhan Erdoğdu’ya teşekkür ederim.