Nevzat Evrim Önal
Ülkesi bombalanırken göbek atanlar
Yayın Tarihi: 04.03.2026 , 21:27 Güncelleme Tarihi: 05.03.2026 , 00:15
Sizin de midenizi bulandırıyorlar, değil mi? Bir elde şahlık dönemi İran bayrağı, öteki elde ABD ya da İsrail bayrağı, terk ettikleri ülke bombalanırken tuttukları takım şampiyon olmuş gibi coşkuyla kutlama yapıyor, birbirlerine tatlı ikram ediyor, Instagram’da story üstüne story paylaşıyorlar.
Politik eğiliminiz, ideolojiniz, yaşam deneyiminiz ne olursa olsun bu insanlarda bozuk bir şey olduğunu düşünürsünüz.
Kimi, insana böylesi bir alçalmayı yakıştıramadığından olsa gerek, tüm bu görüntülerin yapay zekâ yoluyla Mossad imalatı olduğunu iddia ediyor. Bir kısmı kesinlikle öyle, aşağıda değineceğiz. Ama Los Angeles’ta, New York Times Meydanı’nda, Türkiye’de Vadi İstanbul’da çekilen kutlama görüntüleri gerçek. O kadar insanın hepsi Mossad ajanı olamayacağına göre, en fazla terk ettikleri ülke hakkında böyle hissedecek biçimde manipüle edildiklerini düşünebiliriz.
Ama manipülasyon “programlama” değildir. İnsanlara onların maddi yaşantısında zemini olmayan duygu ve düşünceler enjekte edilemez. Dolayısıyla bu görüntüler sadece iğrenç değil aynı zamanda ibret verici ve tartışılmayı hak ediyor.
Gelin, inceleyelim…
***
Mollaların çaldığı İran Devrimi, en önemli diğer unsuru komünistler olan büyük bir halk ayaklanmasıydı. Ayaklanma, ülkeyi ABD emperyalizminin bir uydusu gibi yöneten işbirlikçi Şahlığı devirmişti. Bu işbirlikçiliğin başlıca meselesi İran petrolünün peşkeş çekilmesiydi: 1973 kriziyle akaryakıt fiyatları iki buçuk katına çıkmış, petrol sıvı altına dönüşmüştü ama İran’ın zenginliğinden aslan payını emperyalizm alıyor, dökülenlerden dar bir işbirlikçi rantiye sınıf besleniyor, halk ise yoksullukla boğuşuyordu.
Bu tezgâh ta 1953’te kurulmuştu: Petrolü devletleştiren, toprak vergisi getiren, sosyal güvenlik sistemi kuran, yani burjuva demokratik reformlar yapan ve Şahlık kurumunu da sorgulanır hale getiren Başbakan Muhammed Musaddık 19 Ağustos 1953’te, iki ABD Başkanı çıkartmış Roosevelt ailesine mensup CIA ajanı Kermit Roosevelt tarafından planlanan bir darbeyle devrilmişti. Bu darbe ile Şahlık da, emperyalist egemenlik de konsolide edilmişti.
Darbeye giden yolda emperyalistlerin temel argümanı, devletleştirilen petrol sektörü varlıklarının British Petrol malı, dolayısıyla İran’ın ihraç ettiği petrolün de çalıntı olduğuydu. Öyle ki, devletleştirmenin ardından yaşanan Abadan Krizi’nde İngiliz donanması İran petrolü taşıyan bir İtalya tankerine el koymuş, devamının geleceği korkusu İran petrolünü ihraç edilemez hale getirmişti.
ABD emperyalizminin bir önceki haydutluğu olan Venezuela saldırısını meşrulaştırılmak için kullanılan demagojiye bakın, bire bir aynı argümanların kullanıldığını görürsünüz. Trump, defalarca, Venezuela’daki petrol tesislerinin ABD malı olduğunu ve Bolivarcı Devrimin bunlara “çöktüğünü” iddia etmişti.1
Lafı uzattım, çünkü benzer ekonomi-politik arka planlar benzer politik sonuçlar üretiyor ve buradan çıkartılacak dersler var.
***
Bugün ABD ve Şahlık bayrakları sallayarak kutlama yapan İran asıllıların çoğu 1979’da devrilen Şah Muhammed Rızâ Pehlevî’nin iktidar döneminde işbirlikçilikten beslenen, ülkelerinin zenginliği çalınırken dökülenleri toplayarak servet biriktiren rantiye sınıfın çocukları ve torunları. “Ülkemiz ne güzeldi, ailemiz ne zengindi, barbar Mollalar her şeyi mahvetti” öyküleriyle büyütüldüler ve “güzel olan neydi?” sorusuna yanıt olarak kaçtıkları ülkelerdeki en arsız zenginlik biçimleri gösterilip “bunlardan bizde de vardı” denildi.
Bu yüzden kutlama videolarındaki tiplerin çoğu Instagram fenomenlerine benziyor. Kişiliksizce parçası olmaya çalıştıkları emperyalist kültürün en yoz görüntülerini yansıtıyorlar; çünkü ne kadar asimile olup “beyazlaşırlarsa” özendikleri Batı tarafından o kadar kabul göreceklerini ve eşit davranılacaklarını düşünüyorlar. Hayatları boyunca ülkelerine dair kendi öznelliklerine dayalı bir umutları olmadı. Kaybettikleri ayrıcalıklarını tekrar kazanmak için mollaların devrilmesini istediler ama bu uğurda, hayatları şöyle dursun, konforlarını dahi tehlikeye atmadılar; sadece Musaddık’a karşı yapılan darbede olduğu gibi, emperyalist sistemin kanlı çarklarının işleyişinin kendileri açısından böyle bir güzel sonuç yaratmasını arzuladılar. Şimdi bu sonuç olası hale geldi ve hissettikleri esrik coşkuyla, sahip oldukları son onur kırıntısını da yitirdiler; ülkelerinde kız çocukları bombalarla katledilirken göbek atıyorlar.
Ve iğrenç görünüyorlar, çünkü yurttaşından üstün olmak için, kendi yurdunda ayrıcalıklı olmak için güçlü yabancılara yamanmak iğrenç bir şeydir.
Benzer maddi durumlar benzer politik sonuçlar doğurur demiştik. ABD ordusu Venezuela devlet başkanı Maduro ve eşini kaçırdığında da, Bolivarcı Devrim’den sonra ülkelerini terk etmiş Venezuelalılar benzer eylemler yapmıştı. Ne var ki, muzaffer geri dönüş hayalleri kısa sürdü. Haydut Trump karşı devrimci diasporanın en önemli politik temsilcisi olan Machado’nun üzerini “ülkede saygı görmüyor” diye çiziverdi. Çiziverdi, çünkü bütün politik kariyerini emperyalizm işbirlikçiliğiyle biriktirilmiş ve Bolivarcı Devrim tarafından el konup devletleştirilmiş aile servetini2 misliyle geri kazanmak üzerine kurmuş Machado’nun, kendisine bir kez daha ABD boyunduruğu dayatılan yoksul Venezuela halkının öfkesini teskin etmesi imkânsız bir figür olduğu apaçıktı.
Machado yılmadı. Ne kadar kişiliksiz ve uşak ruhlu olduğunu ispat etmek için kendisine verilen Nobel’i yaltaklana yaltaklana Trump’a sundu. Umudu, ABD’nin Venezuela halkını ezip dize getirmesi, Bolivarcı Devrim’in bu halka hatırlattığı insanlık onurunun bir kez daha sefaletle, eşitsizlikle ayaklar altına alınması ve bu güzel ülkenin tekrar kendisi gibi bir vatansız işbirlikçi tarafından yönetebilecek kadar alçalmasıdır.
Benzer durumlar, benzer sonuçlar: Devrik şahın oğlu “II. Rızâ” bir süredir İran’ın başına geçme hayalleriyle konuşup duruyordu, bombardıman başlayınca iyice coştu.3 Olası bir ABD-İsrail zaferinin ardından belki babasının bırakıp kaçtığı tahtı ve tacı alabileceğini, onlar olmasa da ailesinin kaybettiği zenginliğin en azından bir kısmını geri kazanabileceğini düşünüyor ve emperyalizme bol keseden yaltaklanıyor: “İsrail’le ilişkileri normalleştireceğiz, İran’ın nükleer programını kapatacağız, Trump’a teşekkür ediyoruz…”4
Bu basit bir hariçten gazel okuma değil. Pehlevî, İran düşmanı politikanın bölgedeki en önemli mimarlarından Lyndsey Graham gibi isimler tarafından doğrudan desteklenmese de açıkça cesaretlendiriliyor5 ve zaman zaman heveskârlığıyla kendisini rezil etse de6 ismi Molla iktidarına karşı eylemlerde öne çıkıyor.
Yeterince midemiz bulandıysa, artık incelememizin sonuçlarına gelebiliriz.
***
Müsaadenizle bu kısmı maddeler halinde yazacağım:
- Bugün dünyamıza, tüm insanlığa, bilhassa da emekçi halklara yönelen en büyük maddi, siyasi ve ahlaki tehdit emperyalizmdir. Emperyalizm, hiçbir sınırı tanımayan, her sınıra aşılacak engel gözüyle bakan tekelleşmiş sermayedir ve onun için bir halkın en mütevazı zenginliği bile henüz el koyamadığı bir kaynaktır.
- Emperyalizm vermez, alır. Onunla işbirliği, yapana da çıkar sağlayacaksa, bu ancak bir üçüncü tarafın (tipik olarak emekçi halkın) çok daha büyük kaybı sayesinde olabilir.
- Emperyalizm mücadeleyle yenilebilir, ama kazıklanamaz. Onunla işbirliği yapıp, alacağınızı alıp, sonra vereceğinizi vermemezlik edemezsiniz; işbirliği, bu yapılamayacak biçimde kurulur. Böyle üçkağıtçılıklar öneren, “emperyalistlerle taktik ittifak” kurmaktan falan bahseden herkes, üzerine bulaşmış işbirlikçilik kirini hafifletmeye çalışmaktadır.
- Dolayısıyla, ahlaki açıdan en üstün dava bile emperyalizmle ilişkilendiğinde kirlenir ve meşruiyet yitirir. Emperyalizmle işbirliği yaparak bir dava ilerletebilir, ama meşrulaştırılamaz.
- Dahası, kendisi de sıfır meşruiyetle hareket edemeyeceği ama bir yandan da olabildiğince gayrimeşru olduğu için; emperyalizm insani her meseleyi becerebiliyorsa kendisine meşruiyet malzemesi olarak kullanır ve kirletip tüketir. İranlı kadınların Molla gericiliği altındaki esareti mücadele edilmesi gereken bir karanlıktır ve İranlı kadınlar bu gericilikle, canlarını tehlikeye atarak, onurlu biçimde mücadele etmektedir. Emperyalizm için ise bu haklı dava sadece kendi saldırganlığına bahane üretmek için kullanıp atacağı bir temizlik bezidir. Bombalar düşmeye başladığı andan itibaren sosyal medyayı saran, İran diasporasına mensup genç kadınların yayınladığı iddia edilen ama daha çok OnlyFans hesaplarından çıkmış gibi görünen, bir kısmının yapay zekâ ile üretildiği kabak gibi belli olan sevinç videoları bunun en açık göstergesidir.
- Haklı bir davadan işbirlikçiliğe çıkan yol, hemen her zaman uzun süreli yenilginin yarattığı umut kırılmasıyla başlar: “Halk çok zayıf, Mollalar ise çok güçlü, onlardan güçlü bir tek emperyalistler var, o zaman emperyalistler Mollaları devirsin, daha kötü olamaz ya….” Olur. Emperyalistlerin müdahalesi ile hiçbir zaman daha iyi olmaz, her zaman daha kötü olur.
(Üzülerek söylüyorum, bu son maddeden, ülkemiz adına da çıkartılacak dersler var.)
- Oysa bu dünyada örgütlenmiş insanlardan daha büyük bir güç yoktur. Bu yüzden, haklı bir davayı savunuyorsak ama gücümüz yetmiyorsa, yapmamız gereken daha fazla örgütlenmek, daha sıkı örgütlenmek, davamızı başka haklı davalarla yan yana getirmek ve ortak kurtuluşa yönelik bir halk hareketi yaratmayı hedeflemektir. Muhtaç olduğumuz kudret bizim gibi sıradan insanlarda mevcuttur. Bunun dışında bir kurtarıcı arayışının sonu ya hüsrana ya emperyalistlerle işbirliğine çıkar.
- Emperyalist saldırganlığın benzersiz boyutlara ulaşacağı bir döneme giriyoruz. Artık nükleer silah kullanımı da dahil olmak üzere her şey mümkün. Bu saldırganlık mutlaka karşıt güçleri de yaratacak ve harekete geçirecek. Bu kof bir umut değil, toplumsal işleyişin diyalektik yasaları gereği böyle. Bu anti emperyalist güçlerin sadece aydınlanma geleneğinden beslenmesi ve sosyalist karakterde olması beklenmemeli. Emperyalist saldırganlık pek çok gerici özneyi de karşıya savuracak ve sonrasında bu gerici öznelerin defolarını kendi meşruiyeti için kullanmaya çalışacak. Bu zoka yutulmamalı. Bu dünyada her türlü kötülükten daha kötü olan şey emperyalizmdir, herhangi bir siyasi hareketin emperyalizmden “beter” olması mümkün değildir. “Ama Hamas, ama Hizbullah, ama Mollalar…” savaş koşullarında dillendirilecek çekinceler değildir.
- Öte yandan, emperyalizmin kendiliğinden direniş dinamiklerini birleştirmesi beklenmemeli. Emperyalist saldırganlık karşısında sosyalistler her yerde anti-emperyalist mücadelenin başlıca unsurlarından biri olacak; ama bu mücadeleler içerisinde sosyalistler ile sosyalist olmayan unsurlar arasındaki ilişki her zaman yoldaşlık ilişkisi olmayabilir. Hatta sosyalistler, zaman zaman direnişin ideolojik anlamda daha geri ama popüler anlamda daha güçlü unsurları tarafından baskıya da uğrayabilirler. Örneğin Venezuela'da Hugo Chavez’in ölümünden sonra Bolivarcı hareketin en tutarlı olduğu konulardan biri devrimin sosyalizme doğru ilerlemesi gerektiğini savunan Venezuela Komünist Partisi'ni baskılamak olmuştu. Şu anda Venezuela'da başka pek çok şeyin yanında bunun ideolojik sonuçlarını da görüyoruz. Bu yüzden sosyalistler hiçbir durumda kabuklarına çekilmemeli, mücadeleyi mümkün olan en ileri siyasi çizgiye çekmek için ne gerekiyorsa yapmalı.
İnsanlığın kurtuluşu emperyalizmin kazanamamasına bağlı. Emperyalistlerin üslerine isabet eden her füze, düşen her savaş uçağı, kaybettikleri her asker kadar; kuramadıkları her ortaklık, konuşturulmadıkları her toplantı, ifşa edilen her yalanları da bir kazanımdır. Örneğin Küba’ya uygulanan ablukanın delinmesi anti-emperyalist mücadele açısından acil bir görevdir. Bu bağlamda, emperyalizmle sadece askeri değil her zeminde kesintisiz mücadele edilmelidir.
- 1
Sevgili Engin Solakoğlu ile bu meseleye dair soL Haber’in sorularını yanıtlamıştık: https://haber.sol.org.tr/haber/ulus-devlet-ve-sinirlarin-belirsizligi-tartismasi-abdnin-tavri-nasil-yorumlanmali-404430.
- 2
Machado’nun kariyerini daha etraflıca şu yazıda incelemiştik: https://haber.sol.org.tr/yazarlar/nevzat-evrim-onal/yoksullarin-onuru-405059.
- 3
Bir ibret vesikası olarak şu tweetini “gönderiyi çevir” deyip okuyabilirsiniz: https://x.com/PahlaviReza/status/2028079966739423301.
- 4
https://www.cbsnews.com/news/reza-pahlavi-future-of-iran-after-khamenei-death-60-minutes-transcript/.
- 5
Çarpıcı bir örnek için birkaç hafta önce Münih Güvenlik Konferans sırasında ABD emperyalizminin duayen gazetecilerinden Christiane Amanpour tarafından yönetilen tartışma oturumuna bakılabilir. Heyecanlı kısımlar esasen sona doğru. https://www.youtube.com/watch?v=5dez2iLrwwE.
- 6
Örneğin Rızâ Pehlevî geçtiğimiz günlerde Rus gazeteciler tarafından işletildi: Alman yetkililer tarafından arandığını zanneden Pehlevî, yaptığı görüntülü görüşmede (karşısındaki “yetkililerden” birinin kendisini Adolf ismiyle tanıtmasına ve badem bıyıklı olmasına rağmen) kendisine Almanya’nın da savaşa katılacağı söylendiğinde bundan çok mutlu oldu ve “rejim çöktüğü anda ortaya çıkacak boşluğu doldurmaya hazırız” gibi cümleler sarf etti. https://x.com/DD_Geopolitics/status/2029139480787980628.