Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Nevzat Evrim Önal

Nevzat Evrim Önal

Öfke üzerine…

Örgütlenmiş, birlikte biriktirilmiş, incelikle bilenmiş öfke bütün bombalardan, ordulardan, devletlerden güçlüdür. Örgütlenmiş öfke dünyayı yıkar, sonra yeniden kurar.

Yayın Tarihi: 07.07.2025 , 22:58 Güncelleme Tarihi: 08.07.2025 , 00:01

Sevgili Orhan Gökdemir’in, Nihat Genç’in ardından kaleme aldığı yazının bir cümlesi benim için çok çarpıcıydı. “Nefret yaratmayan bir yazının sevgi yaratması mümkün değildir.” İsterseniz bu cümledeki “yazının” kelimesinin yerine “sözün, şiirin, kitabın” ya da “düşüncenin” yazabilirsiniz, önermenin haklılığı ve doğruluğu değişmez.

Çünkü çağımız dünyası dostluk değil düşmanlık üzerine kuruludur. Varsıl bir azınlık egemendir ve varsıllığının gücüne dayanarak yoksul çoğunluğu sömürmektedir. Bütün toplum ve tek tek her insan bu istismar ilişkisinin gölgesinde soluk alıp verir, düşünür ve hisseder.

Hani bize sürekli “kendin ol” diyorlar ya, bomboş bir laftır bu. Böylesi bir yabancılaşma üzerine kurulu bir toplumda kimse “kendisi” olamaz; zira insanın her yabancılaşması kendisine yabancılaşmadır.

Bu çelişkiyle yaşıyoruz ve gördükçe öfkeleniyor, üzülüyor, korkuyor, çaresiz hissediyoruz. İnsanız, bu hisler bize yabancı değil ama hoşumuza gitmiyor, dolayısıyla görmemeye, kaçmaya, saklanmaya çalışıyoruz.

Ama kendimizden ne kadar kaçabilirsek çelişkiden de o kadar kaçabiliriz. Bu yüzden, bir noktada, çelişki dayanılmaz hale geldiğinde, mesela nükleer savaş falan çıktığında, kaçmayı bırakıp, yüzümüzü düşmana dönüp, ayağımızı sağlamca yere basmamız gerekecek.

Komünistler bu zorunluluğu gördüğü için “çok geç olmadan” diyor. İnsanlığa, felaket karşısında değil felaketi yaşamadan ayaklanma, insanın insana yabancılaşmasının bu tahripkâr ve aşağılık biçimine son verme, toplumun kaderini eline geçirmiş bir avuç zengini hâl edip eşitliğe dayalı yeni toplumu kurma çağrısı yapıyor.

Çelişkiler bitsin diye değil; artık gereksiz ve anlamsız hale gelmiş bu sınıflı toplum çelişkisini, zenginlerin yoksullar üzerindeki egemenliğini aşıp, daha gerçek ve temel çelişkilerle (örneğin insanlık tarihinin bir gün ölecek bir yıldızın ömrüyle sınırlı olmamasının yolunu bulmak için) uğraşmaya başlayalım diye.

Bu yüzden, başa dönüyorum. Düşünce, felsefe, ideoloji, siyaset… Düşmanlığa dayalı toplumumuzda bunlar ancak düşmanda nefret uyandırıyorsa dostta sevgi uyandırır. Düşmanın moralini bozuyorsa dosta moral verir. Düşmanı bölüp dağıtıyorsa dostu derleyip örgütler.

İktidar partisi içinde yaşadığımız toplumun bu gerçeğini, ve daha önemlisi, bu gerçeği çarpıtmayı, öfkeyi asıl düşmanlık yerine sahte düşmanlıklara yöneltmeyi çok iyi bildiği için yirmi iki yıldır tek başına yönetebiliyor ve önüne çıkan her krizi atlatabiliyor. Bu gerçeğin karşısına, hayatı boyunca bulamayacağı bir huzur arayan orta sınıfları pışpışlayan, “her şey güzel olacak, eski güzel günlere döneceğiz” siyasetiyle çıkanların ise bu düzendeki tek fonksiyonu, sahte umutlar ve ardından gelen kaçınılmaz yenilgilerle öfkelilerin iktidar karşıtı bölmesini tehlikesiz kılmak.

Öte yandan, durum öyle sakil bir hal aldı ki, sahte umutlar partisinin iki yıl önceki kahramanının, bugün aynı partiye kayyum atanması gündeme gelebiliyor.

Bu çürüme çukurunda insan kalmak istiyorsak, tüm sahte umutları ve düşmanlıkları kenara koyup öfkemize sarılmalıyız.

***

İyi de, “keskin sirke küpüne zarar” değil mi? “Öfkeyle kalkan zararla oturmaz” mı?

Sürekli öfkeyle yaşamak çok zor değil mi?

Bu soruya başka bir soruyla karşılık vermek zorundayım: Öfkelenmemiz gereken koşullarda yaşıyorsak, sürekli öfkemizi bastırmaya çalışmak daha zor ve daha zararlı değil mi?

Evet, “keskin sirke küpüne zarar.” İçimizde tuttuğunuz, eyleme geçirmediğiniz olumsuz duyguları (hatta olumluları da) hissedip durmak insanı yer bitirir. Ama zaten sorunumuz da bu, eyleme geçmemek. Hatta daha da beteri, yarım eyleme geçmek; aynı anda bir ayağımızla yürürken öteki ayağımızla durmaya çalışmak. Böylesi bir tuhaflık içerisindeyiz, çünkü iktidar partisi ve sahte umutlar partisi ne kadar birbirleriyle kavga ediyor görünse de aynı düzenin içinde deviniyor. Bizi öfkelendiren koşulları değiştirmek gibi bir dertleri yok. Dolayısıyla, öfkemizi bu ikisinden birine emanet ettiğimizde, sadece ellerine serbestçe harcayacakları bir sarf malzemesi vermiş oluyoruz.

Filistin’de katledilen biçare insanların acısı kanınıza mı dokunuyor? AKP bunun karşısında falan yer almıyor, aksine İsrail saldırganlığını çok çeşitli biçimlerde destekliyor.

Suriye’de Alevi gençlerin katledilmesi, Alevi kadınların köleleştirilmesi canınızı mı yakıyor? CHP’nin buna dair hiçbir gerçek siyaseti yok, çünkü Suriye’yi El Kaideci şerefsizlere teslim eden İngiliz emperyalizminin kapısında yatıyor.

Tarikat yurtlarında, Kuran kurslarında istismar edilen çocuk haberlerini gördükçe boğulacak gibi mi oluyorsunuz? CHP bu konuda da en fazla gürültü yapar, çünkü tarikatlar bu ülkenin düzeninin parçası ve imam hatipleri ilk açan parti olmakla övünen CHP de bu düzenin bekçisi.

Yanan ormanlara baktıkça bizzat yanıyor gibi mi hissediyorsunuz? Bu yangınların tamamının sebebi özelleştirmecilik ve kâr hırsı. Elektrik dağıtım şirketleri altyapı harcaması yapmıyor ve eskiyen hatlar yangın çıkartıyor. Yangın söndürmek para getirmediği için ihtiyaç duyulan boyutta bir uçak filosu bulundurulmuyor. Yanan her metrekare orman ise alçak bir müteahhite rant sağlıyor. İçinizi yakan alevler sermayeye çıkar sağladığı için, iki sermaye partisi de en fazla laf kalabalığı yapıyor.

Yoksulluktan, yoksul olduğunuz için hor görülmekten, patronunuzun sizi insan yerine koymamasından, işsiz kalmaktan ya da işsizlik korkusuyla yaşamaktan usandınız mı? Hangi partinin hakkınızı ve adaleti savunacağını düşünüyorsunuz? Zenginlik ve yoksulluğun kader, fıtrat olduğunu düşünen, camilerde "hak etmediği bir ücret talep etmek harama el uzatmaktır" diye hutbe okutan AKP’nin mi; yoksa yönettiği belediyelerinde eşit işe eşit ücret hakkaniyetini sağlayacağına bu taleple greve giden işçileri halka hedef gösteren zübükleri belediye başkanı yapan CHP’nin mi?

Öfkemiz bu riyakarların eline bırakılmayacak, onların kayıkçı kavgasına malzeme edilmeyecek kadar değerli.

***

Ama öfkemiz, bir yandan da, ancak o kayığı devirecekse anlamlı.

Bu bir günde olacak bir iş değil. Eğer pes edip boyun eğmeyeceksek hem öfkemizi düzene kaptırmadan hem de kendimizi yiyip bitirmeden yaşamanın bir yolunu bulmamız gerekiyor.

Komünistlerin sürekli tekrar ettiği örgütlülük bunun tek yolu. Örgütlenmemiş bireysel öfke gerçekten sadece sahibine zarar verir. Bir insan kendisini bu düzenin duvarlarına ne denli şiddetle savurursa savursun, bedeniyle taşı kırıp geçemez.

Örgütlenmiş, birlikte biriktirilmiş, incelikle bilenmiş öfke ise bütün bombalardan, ordulardan, devletlerden güçlüdür. Örgütlenmiş öfke dünyayı yıkar, sonra yeniden kurar.

Öfkenize sahip çıkın. Örgütlenin.

Nevzat Evrim Önal 'ın Son Yazıları