Mehmet Yavuzkan
Bükköy Madeni'nde gömülü duran...
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:02 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:02
KENTİN SESİ - BURSA Yazıları
Bu yazıyı geçen hafta yazabilirdim. Grizu patlamasının hemen ertesinde… Bekledim çünkü yazımın kuru bir öfkeden ibaret olma olasılığı vardı. Elbette bu yazıda da bir öfke olacak ama Bükköylünün halet-i ruhiyesi ve döndürülmeye çalışılan dolapları anlatmak daha önemli.
Hiç çekinmeden şunu söylemeliyiz: 19 işçinin katili, maden patronu Nurullah Ercan’dır. Madenin insanlık dışı koşullarda çalıştırılmasına izin vererek katliama neden olma, katili koruma ve kollama suçu da AKP hükümeti, Bursa ve Mustafakemalpaşa’nın yerel yöneticilerine aittir.
Katil Nurullah Ercan’ın dünkü gazete ilanı, kendisinin AKP hükümeti sayesinde bir eşiği atlamaya çalıştığına delalet olup, bunu yanına bırakmamak da mücadele işidir.
23 Aralık itibariyle işçi ailelerine ne zaman ödeyeceğini bile söyleyemediği "bir parmak bal" sunan katil patronun köyde yıllardır sosyal haklarını vermediği işçiler varken bu hareketini neye yorumlamalıyız? Kamuoyunun bundan haberi var mı? Medya bu işçilerle konuşmak ister mi?
Maden kapısına sönmüş izmaritleri atıp, kazanın nedeninin işçiler olduğunu gazetecilere göstermeye benzemez bu?
***
13 Aralık Pazar günü, Mustafakemalpaşa’da dağıttığımız bildirinin başlığı, “Maden işçisinin katili patronlar ve AKP’dir” idi. Bildirinin dağıtılması sonrasında, “huzurlarını bozduğumuz” Emniyet amirlerinden biri, AKP’nin bildiri başlığında ‘katil’ olarak yer almasının uygun olmadığını söylerken, yakalaması gereken katilin ortalıkta dolaşmasına dair tek kelime etmiyordu. Ancak Mustafakemalpaşa’nın “tekin” bir yer olmadığına dair söz etmekten de geri kalmıyordu.
Zaten böyledir bu kahrolası düzende baklava çalan çocuklar hapise girerken, Bükköy’de 19 işçinin, Muş’un Bulanık ilçesinde 2 kişinin ölümüne neden olan katiller ile İstanbul’da ellerine para karşılığında silah tutuşturulan serseriler, kendilerine bir şey olmayacağını bilirler.
***
Katliama neden olma, katili koruma ve kollama suçu işleyenlerden Mustafakemalpaşa Kaymakamı Kazım Karabulut, köye gidip, “size avukat tutacağız, hiçbir avukata güvenmeyin” diye nasıl konuşabilir? Bu yıl İngiltere Birmingham Üniversitesi'nde “Demokrasi, Hukukun Üstünlüğü ve Güvenlik” adında üç aylık kurs programını bitiren Kaymakam, “hukukun üstünlüğü” gibi bir başlıkta cahil olduğunu bu sözleriyle teyit etmiştir. Sakın ola, Kaymakam bu süslü başlık altında başka eğitimler almış olmasın?
“Sahibinin sesi” Kaymakam, üzerine düşeni yapıyor tıpkı katil Nurullah Ercan gibi, hukuk sürecinin de “belirsiz” bir şekilde devam etmesini sağlamaya çalışıyor. Açılacak davaların maddi boyutu hakkında bilgi sahibi(!) olmadığı belli olan Kaymakam herhalde deli cesareti sergilemiyordur. Kendisinin tutacağı avukatların alacağı ücretler, Kaymakamlık bütçesinden mi karşılanacak?
Sanırım, Kaymakam çok fazla ilgilenmediği için olsa gerek köyde yakınlarını kaybetmiş olan ailelerin maddi durumları hakkında bilgi sahibi mi?
Ayrıca, köylü Kaymakamın tutacağı avukatlara neden güvenmek zorunda ki? Kaymakamın tutacağı avukat, AKP Hükümeti, Bakanlar, Vali ve Kaymakam hakkında suç duyurusunda bulunabilir mi?
Kaymakam beyin İngiltere’ye kadar gitmesine gerek yoktu yapmaya çalıştığı manevra ve uygulamaların bu ülkede üstatları var.
***
Köye Ankara’dan birilerinin adamları (kim acaba) gelip, “buzdolabı, çamaşır makinesine ihtiyacınız var mı” diye sormuş. Sizce şaşırtıcı mı? Söz konusu AKP iktidarıysa değil. Bu utanmazca teklifi nasıl yorumlayalım? Sürekli maneviyattan söz eden ama böylesi bir olayda, en yakınlarını kaybetmiş insanların tepkilerini kimi maddi yardımlarla soğurmaya çalışmak düpedüz ahlâksızlık değil mi?
Bize göre öyle. Onlara göre değil. İnsanı en zayıf ve yoksun anında “ele geçirmek” onların en iyi yaptığı şey. Bunu ısrarla yapmaya çalışacaklar hem de her yolu deneyerek.
Bükköylüler, bugüne kadar bu ölümlerin hesabını başka bir şekilde sormaya kalksaydı, çoktan madendeki gaza biber gazı da karışmış olurdu! İşte bu yüzden AKP, köydeki bu “sessizlik”ten yararlanarak “hünerlerini” sergiliyor.
***
Bükköy’e geçtiğimiz günlerde Siirt’ten “kanaat önderleri” oldukları söylenen bir gurup, başsağlığı için gelmiş. Sadece Zaman gazetesinin verdiği haber şöyle:
“Ülkenin üzerinde oyunlar oynandığına vurgu yapan heyet, ‘Nasıl Bursa bizlerin ise Siirt de Bursalılarındır. Çünkü bu vatanı atalarımız Çanakkale'de omuz omuza vererek kurtardı. Biz biriz ve beraberiz. Allah'ımız, Peygamberimiz, dinimiz, dilimiz bir. Bu kadar bir varken bizi kimse bölemez!
Densizler ve izansızlar!
***
“Başsız kaldık biz bilmeyiz, erkekler bilir”
“Bağım, bahçem var ama çalışırsam kötü kadın olurum”
Bu sözler erkeğini, ailesini kaybeden kadınlara ait. Çaresiz ve umutsuz. Dahası, köydeki "akıl"ı da gösteren dramatik bir durum.
Bu sözlerin sahiplerine karşı sorumluluğumuz var. Yerine getirmeliyiz.
İstanbul’daki sel felaketinde ölen kızlarının “kan parası”nı alıp da susan ailelere olan öfkemiz hiç dinmemişken, Bükköy’de de benzer bir durum ile karşılaşmamalıyız.
***
Yoksa aşağıdaki yazının kapılarına asıldığı madenlere çok insanımızı veririz.
Babacığım,
Kurallara uy
Tehlikeyi fark et
Önlemini alarak
KAZALARDAN
Kendin korun
Güvenli çalış
Eve sağlıklı dön
Bizi üzme
Bu yazıda düzen, patron ve AKP var mı?
Hem yok hem var. Nasıl okuduğunuza bağlı...
İnsanlık umudu, Ankara'da Tekel işçilerinin mücadelesinde büyürken, Bükköy Madeni'nde hâlâ gömülü duruyor.
Çıkarmak gerek.