Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Korkut Boratav

Korkut Boratav

Trump'ın mesajları ve sonrası 

Trump'ın mesajları giderek ABD siyasetini sadece açıklayan, savunan bir özelliği aşmakta, giderek iç ve dış siyasetin bir aracı olmaktadır. 

Yayın Tarihi: 10.04.2026 , 17:06 Güncelleme Tarihi: 10.04.2026 , 17:07

Özgün bir siyaset yöntemi: Trump’ın mesajları 

ABD Başkan Donald Trump, sosyal medya hesabını siyasal bir araç olarak kullanmaktadır. Ocak 2022’de “darbe teşebbüsü” suçlaması nedeniyle  (sonradan X adını alan) Twitter kullanımı yasaklanınca, Trump Truth Social adında bir medya platformu açmış, bu hesabı dünya çapında kullanmaya başlamıştır. 

İkinci başkanlık döneminde Truth  Social’da yayımladığı mesajlar giderek ABD siyasetini sadece açıklayan, savunan bir özelliği aşmakta, giderek iç ve dış siyasetin bir aracı olmaktadır. 

Bu yönelişin en uçta ve sakıncalı örneği, 28 Şubat 2026’da İran’ın Hürmüz Geçidi'ndeki Minab  kasabasında bir okulun yıkımı ve (çoğu kız öğrenci olan) 168 kişinin öldürülmesi ile başlatılan savaşın Trump tarafından kişisel bir karar  gibi açıklanması, savunulması oldu. 

Bombardımanın ilk hedefi olarak seçilen bina ABD İstihbarat belgelerinde okul olarak gösterilmekteydi. 2023 tarihli ABD Savaş Yasası, sivil nüfus ve sivil mekânların savaş sırasında hedeflenmesini savaş suçları arasında saymaktaydı. Böylece İran bombardımanı iki savaş suçu işlenerek başlatılmıştı.1

İran Savaşı’nın daha da tırmanacağını  “müjdeleyen”’ 1 Mart mesajından sonra Trump savaş mesajlarını sürdürmektedir. Bugün  bu ilk mesaj ve ona dönük tepkiler üzerinde bir gezinti yapalım. 

'Dehşetli' 1 Mart mesajından pasajlar

    “Amerikalı dostlarım bu akşam size İran’a karşı başlattığımız ‘Destansı Öfke Operasyonu’nun Amerika’nın ve özgür dünyanın güvenliği için niçin gerekli olduğunu açıklamak istiyorum.”

    “Başkanlık adaylığımı 2015’te açıkladığım günden bu yana İran’ın nükleer bir silaha sahip olamayacağına ant içtim. Bu yobaz rejim  47 yıl boyunca ‘Amerika’ya ölüm; İsrail’e ölüm’ çağrıları yapmaktaydı. Beyrut’ta deniz piyadelerimizin karargâhında 241 Amerikalı’yı onların adamları öldürdü. USS Cole muhribimize saldırı onların eseridir. İsrail’deki 7 Ekim saldırısının ve döktükleri kanın sorumlusu da onlardır.”

    “Bu cani rejim geçen aylarda kendi halkından rejimi protesto eden 45 bin kişiyi öldürdü.  Nükleer bir kalkana sığınarak terör, baskı, işgal ve kitle cinayetlerini  sürdürmelerine izin veremezdim.” 

    “İki başkanlık dönemimde İran’ın nükleer silah edinmesini önlemeye çok çaba harcadım. En önemlisi, ilk dönemimde General Kasım Süleymani’yi öldürdüm. Kötülüklerin  dehasıydı; yol kenarı bombalarının mucidi, parlak, korkunç bir kişi…”

  “Dahası, Obama’nın İran’la sağladığı nükleer anlaşma felaketini önledim. Obama onlara 2,7 milyar dolar verdi. Yeşil dolar banknotları Virginia, Maryland bankalarından çekildi; uçaklarla İran’a taşındı. Salt İran’ın saygısını, sadakatini satın almak için… İşe yaramadı. Nükleer bomba çalışmalarını sürdürdüler.” 

    “Bu anlaşmayı önlemeseydim yıllar önce nükleer bombayı, bugün de büyük bir nükleer cephaneliği sağlamış olacaklardı. İsrail, bugünkü Orta Doğu  olmayacaktı. Başından beri çok kötü olan bu anlaşmayı önlemiş olmaktan gurur duyuyorum.” 

    “İran rejimi anlaşma önerilerini reddediyor, nükleer çalışmalarını sürdürüyordu. Eylül’de kritik nükleer tesislerine Gece Çekici Operasyon ile saldırıyı emrettim. Güzelim B-2 bombardıman uçakları mükemmel çalıştı. O nükleer tesisleri tümüyle yok ettik; kimse böylesine tanık olmamıştır. Rejim nükleer silah edinmekte ısrarcıdır. Tesislerin yerini tümüyle değiştirdiler; o kadar.” 

  “Destansı Öfke Operasyonu’nun hedefleri basittir, açıktır. Onların Amerika’yı tehdit edecek güce ulaşmalarını sistematik olarak yok ediyoruz.  İran donanması bir tehditti; tümüyle yok ettik. Hava kuvvetlerini, füze programlarını, savunma sanayisini hedefliyoruz. Yok edildiler veya etkisiz kılındılar.”  

   “Silahlı kuvvetlerimiz olağanüstü çalıştı. Askerî bakımdan benzeri görülmemiştir,  herkes bundan söz ediyor. Bu akşam stratejik hedeflerimize ulaşmak üzere olduğumuz  haberini vermekten sevinç duyuyorum.” 

   “Rejim değiştirmeyi hedeflemedik; ama liderleri topluca öldüğü için rejim değişti. Yeni liderler daha makul. Ancak bu arada anlaşma olmazsa elektrik santrallerini tek tek veya topluca vuracağız. İki veya üç hafta çok sert vuracağız. Onları İran’ı taş devrine geri getireceğiz. Esasen oraya layıklar.”

Bu “dehşetli” mesajdan  yaklaşık  beş hafta sonra (7 Nisan 2026’da) Trump, bir “kıyamet haberi” mesajı yayımladı. Taleplerini kabul etmediği takdirde İran’ı uyardı: “Bir uygarlık bu gece, bir daha geri gelmemek üzere tümüyle ölecek!”. 

Trump ertesi sabah Pakistan’ın ateşkes  önerisini kabul ettiğini duyurdu. Ateşkes süresinde Hürmüz Geçidi'ni açacak olan İran’ın on maddelik görüşme gündemini de kabul etti. Bu bilançoyu Amerika’nın muhteşem askerî zaferi olarak yorumladı.

ABD-İsrail saldırısı öncesinde Hürmüz Geçidi açıktı. İran’ın önerdiği koşullarda yeniden açılmasını Trump bir savaş kazanımı olarak ilan ediyor.  Örtülü bir yenilgi itirafıdır.

Mesajlara, İran, ABD ve Rusya’ dan üç tepkiyi gözden geçirelim.    

İran’da Pezeşkiyan İran uygarlığını hatırlatıyor

Trump’ın 1 Mart mesajına ilk tepkilerden biri ertesi gün İran cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’dan “Amerikan halkına bir mektup” başlığı altında geldi (DAWN, 2 Mart). Genel bir seçimle ve “reformist” bir programla seçilmiş olan Pezeşkiyan’ın  mektubu  iki “hatırlatma” içeriyor. 

İlk önce hatırlatıyor ki, Trump’ın “taş devrine layık” gördüğü “İran, adı, niteliği ve kimliği ile insanlık tarihinin en eski ve kesintisiz uygarlıklarından biridir.” Trump 7 Nisan’da “bir uygarlık bu gece tümüyle ölecek…” derken Pezeşkiyan’ın mektubunu okumuş mudur? İşgaller, savaşlar, darbeler, devrimler Pers devletini, Musaddık hükümetini, Şah rejimini yok etmiştir; ama İran gibi bir tarihsel uygarlık zaman içinde kalıcıdır: Trump’ın bombardımanı  sonunda da “ölemez”.

İkinci hatırlatma, İran-ABD ilişkilerinin  daima çatışmalı olmadığıdır. Bugünkü gerilimlerin kökeninde 1953’te petrolün millîleştirilmesine karşı ABD’nin düzenlediği darbe vardır. Bu dönüşüm sonraki yıllarda İran’a karşı uygulanan “modern çağların en kapsamlı yaptırımlarının uygulanması nedeniyle, ayrıca da ülkeler arasında  müzakereler sürdürülürken iki kere hiç yoktan İran’a karşı başlatılan  askerî müdahale   yüzünden [ağırlaşmıştır.]”

ABD’de Krugman’a göre Trump: 'Adam olamayan bir başkan'… 

 Nobel ödüllü Amerikalı iktisatçı Paul Krugman ödünsüz bir Trump muhalifidir. Trump’ın 1 Mart mesajının ertesi günü  New York Times’ta yayımlanan yazısının başlığı2 da (“Trump Kaçmayı  Dahi Göze Alamıyor”) bu özelliğini yansıtıyor. Aktaralım:

  “İnsanlar, Trump’ın zafer ilan edeceğini beklemekteydi. Zafer ilan etti; ama çatışmaların son bulduğunu duyurmadı. Tam aksine İran’ı bombalayarak Taş Devri’ne dönüştüreceğini söyledi. Böylece programına ağır savaş suçlarını da ekledi.”

  “Bir stratejisi yok. Bir final tasarımı yok. Hiç bir şey yok. Trump hayallerinin tutsağı mıdır? Veya bildiklerini itiraf edemiyor mu?”    

  “Açıkçası, burada daha ciddi bir karakter sorunu var. Bunu Alman Yahudileri’nin kullandığı Mensch sözcüğü ile  açıklayabiliriz. Mensch, ‘insan’ anlamına gelir; ama ‘yaptıklarından sorumluluk duyan; yenilgilerini kabul ederek nedenlerini gidermeye çalışan onurlu insan…”

Buradaki “Mensch” sözcüğünün Türkçe karşılığını, cinsel içerik taşımayan “adam” olarak düşünebiliriz.  Yetişkinlerin, ustaların, büyüklerin gençlere “oku, adam ol; öyle gel…”  diye akıl vermelerinde olduğu gibi… 

Krugman’ı bu yorumla izleyelim: “Donald Trump’tan daha az ‘mensch’ (‘adam’) olan bir kişiyi tahayyül etmek güçtür. Karakterindeki  bu yoksunluk  inanılmaz bir özelliktir. Bu durum Amerika için önemlidir: Tüm dünya Amerika’yı izliyor, Trump’ın ne tür bir kişi olduğunu görüyor. Üstelik iki kere de bu  kişiyi başkanlığa seçiyor.  Amerikan halkının sorumlu, ciddi bir insanlık anlayışı yok mu oldu? Bu tür bir insanı iki kere seçen bir ülkeye nasıl güvenirsiniz?”

“Dünya Amerika’ya bakıyor, soruyor: ‘Bu ülkeye ne oldu?’ Bu savaşın gerçek sonucu petrol fiyatında değil, bu soruda yatıyor.”

Rusya’da Simplicius’tan ağır Trump eleştirileri 

Rusya’ da Simplicius imzasını kullanan (ve Putin’in yakın çevresinde olduğu belli olan) yazar da Trump’ın “bir uygarlığı öldüreceğim” tehdidini, 8 Nisan tarihli yazısında3 ağır bir karakter eleştirisi ile karşılıyor:  

“Bir uygarlığı tümüyle soykırım ile tehdit etmek, kişinin hangi düzeye indiğini açığa çıkarır. Burada  kırk yılı aşkın bir sürede İran’a bir kan davası güden bir ‘adam’ söz konusudur. İktidara gelmiş olmasını uzun dönemli hayalini gerçekleştirebilecek bir fırsat olarak kullanıyor.”

“Trump iddialı bir hayalperesttir.  Güvensizliklerinin de kurbanı, hatta  kölesidir.  Başarısızlıkları arttıkça  daha  görkemli    hedeflerin peşinde koşar. Onun gözünde ‘İran’ı yenmek’, Reagan’ın ‘SSCB’yi yenmek’ hedefi ile eşdeğerdir.  Böyle bir tarihsel başarı Trump’ı da ‘Büyük Amerikan Liderleri’ saflarına  katacak; Mount Rushmore’daki heykellere ekleyecektir.” 

“Trump,  klasik muhterisler arasındadır.  Sınırsız vizyonu, ihtirasları var,  hiçbiri gerçekleşmemiş; çoğunu takip edememiş.  Bol imkân bahşedilen, ancak başarısızlıklarının bedelini ödemek zorunda kalmayan insanların psikolojisi onda da var. Vizyonları, zevkleri sınırsızdır; ama milyarlarca dolarlık ‘güvenli yumuşak iniş’ imkânları sayesinde sonuçlarını, maliyetlerini eleştirel olarak değerlendirme yetenekleri gelişmemiştir.” 

“Bir kurabiye kavanozundan diğerine elini sokan şımarık çocukluğun  izlerini taşıyor: Önce Grönland, sonra Venezuela, şimdi de İran… Mirasyedilik psikolojisi aklî melekelerini etkilemiş; uzun dönemli, tutarlı, çok boyutlu planlama yeteneklerini aşındırmıştır.” 

Simplicius bir önceki yazısında ayrıntılı ABD verilerini kullanarak savaşın İran lehinde gelişmekte olduğunu vurguluyordu. Fransa’dan önemli bir gözlemci, Arnauld Bertrand son verileri de tarayarak sitesinde savaşın seyri üzerinde 8 Nisan’da  şunları  yazıyor: 

“Pokerde ünlü bir tavsiye vardır: Kaybedecek şeyi olmayan oyuncuya blöf yapılmaz. Trump, İran’a karşı bu tavsiyeye uymadı: İran’ın bir devlet olarak varlığı teslim olmamasına bağlıydı. Trump bu durumda en kötü blöfü yaptı. Çıkışı olmayan bir rakibe rest çekti; kayıtsız-şartsız teslim istedi. Kaybedecek bir şeyi kalmayan İran blöfü görüp savaşı göze alınca, Trump modern tarihte küçük düşmüş liderler listesinin ön sırasına yerleşti.”   

İran’dan gelip yayımlanan bir nevruz mektubunu önümüzdeki yazıda aktarmak istiyorum.

  • 1

    Bu olayın ayrıntılarını soL Haber Portalı’nda “Sırt Çantalı Kızlar” başlıklı yazıda açıkladım (27 Mart 2026).

  • 2

    “Trump doesn’t even have the courage to run away”, NYT, 2 Mart 2026

  • 3

    Simplicius, “Triumphant Trump Re-opens Hormuz”, 8 Nisan 2026.

Korkut Boratav 'ın Son Yazıları