Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Korkut Boratav

Korkut Boratav

Neoliberal küreselleşmeden kopuşlar: ABD ve Çin

Yaklaşık yarım yüzyıl önce dünya iktisat tarihine ABD tarafından zehirli bir armağan olarak “ikram” edilen neoliberal küreselleşme, bugünlerde aynı süper güç tarafından reddediliyor. Bu dönemeçte “Çin modelinin” ABD için bile bir alternatif olarak tartışılması şaşırtıcı olmamalıdır.

Yayın Tarihi: 09.10.2025 , 23:41 Güncelleme Tarihi: 10.10.2025 , 00:04

ABD emperyalizmi 1980 sonrasında, dünya ekonomisini sermayenin sınırsız tahakkümünü sağlayacak doğrultuda biçimlendirmeye kalkıştı. “Tarafsız” bir görüntü sağlaması için tasarı neoliberal küreselleşme olarak adlandırıldı. 

Küreselleşmede 2016 zirvesi: 'Mutlak kapitalizm'

Bu tasarının “zirveye” ulaştığı aşama Obama döneminde 12 ülke tarafından imzalanan TPPA (Trans-Pasifik Ortaklık Anlaşması) ile 2016’da gerçekleşti. İmzacılar AB üyeleri dışında okyanusun iki kıyısından Batı İttifakı’nı ve beş çevre ekonomisini (Malezya, Vietnam, Meksika, Peru, Şili) içermekteydi. 

Obama yönetimi tarafından Kongre’ye sunulan sözleşme metnini hükümet uzmanları değil, dev şirket temsilcileri hazırlamıştı. Belge, Kongre’de görüşülmeden oylanmış, kesinleşmişti. 

Sözleşmenin uygulanması “ulusal” yargı organlarından bağımsız kılınmıştı. Yabancı şirketlerle merkezî/yerel kamu yönetimleri arasındaki anlaşmazlıklar uluslar-arası tahkim kurullarının yetkisindeydi. Uluslararası ekonomik ilişkiler, böylece, siyasal iktidarlardan bağımsız kılınmaktaydı. Tasarlanan bu düzeni, o tarihlerde yayımlanan bir yazıda “mutlak kapitalizm” olarak adlandırmıştım. 

Ne var ki, Obama sonrası başkanlığa seçilen Trump, fazla gecikmeden (Ocak 2017’de) ABD’yi TPPA’dan çekti; anlaşma fiilen uygulanmaya geçemedi. Seçimdeki rakibi Clinton’un, Trump’ın seçmen tabanını acınası güruh (“deplorables”) olarak betimlemesi, küreselleşme-karşıtı bu kararı etkilemiş olabilir. Başkanlığı sırasında da Trump özellikle Çin’e karşı uyguladığı ekonomik yaptırımlarda DTÖ’nün neoliberal serbest ticaret ilkelerini ölçüsüzce çiğnedi. 

Biden yönetiminden sert viraj: Sanayi politikaları… 

ABD iktisat politikalarında küreselleşme yörüngesi dışına karşı çıkan önemli bir dönüşüm, Joe Biden’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan’ın Mart 2023’te “Amerika’nın Ekonomik Liderliğinin Yenilenmesi” başlıklı önemli bir konuşması ile tetiklendi. 

Jake Sullivan konuşmasının başında ABD’nin “yeni bir uluslararası ekonomik düzenin oluşmasındaki öncü rolünü” ve bunun olumlu sonuçlarını vurguluyor. Ne var ki “son yıllar, bu temellerdeki çatlakları da ortaya çıkardı. Kaygan küresel ekonomi çok sayıda emekçi Amerikalıyı geride bıraktı. Finansal bir kriz orta sınıfı sarstı. Aşırı bağımlılığın tehlikeleri ortaya çıktı.” Temel bozukluklar salt küreselleşme olgusunun ötesindedir. Kaynağında neoliberalizmin temel önerme ve ilkeleri de yatmaktadır. Örnekler sıralanıyor: 

“Piyasalar sermayeyi verimli ve etkin biçimde tahsis eder varsayımı: Piyasalar stratejik endüstrileri ve istihdamı ülke dışına taşıdı.  

“Serbest ticaretin Amerika’nın mal ihracatını destekleyeceği önermesi: Mallar değil, istihdam ve üretim kapasitesi ihraç edildi. Çin, hem geleneksel sanayi kollarını, hem de temiz enerji, dijital altyapı, biyoteknoloji gibi geleceğin anahtar endüstrilerini teşvik etti. Hepsinde Amerika’nın rekabet gücü aşındı. Finans gibi bazı sektörler gözetildi. Yarı-iletkenler ve altyapı gibi hayatî sektörler, tıbbi cihazlar, kritik mineraller ihmal edildi; yenilikleri besleyen sanayi kapasitemiz dumura uğradı.” 

Daha ne istersiniz? Marksistler hariç, Batı’nın sol iktisat çevrelerinde rastlanmayan keskinlikte bir neoliberalizm eleştirisi… 

Sullivan’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı sorumluluğu içinde üst düzey ÇHC görevlileriyle ilişkileri yakın temasları olmuştur. Çin planlama deneyiminden dersler çıkarılabileceği önerilerinde yer alıyor: 

“Ekonomik büyüme ve ulusal güvenlik açılarından stratejik olan ve özel sermayenin kendiliğinden yönelmeyeceği sektörlere dayanan modern bir sanayi politikası gereklidir. Bu politika özel sektörü de peşi-sıra sürükleyecek olan kamu yatırımlarından oluşacaktır. Öncelikli alanları hedefleyen kamu yatırımları, özel piyasaların, kapitalizmin yaratıcılığını canlandıracak; uzun dönemli büyümenin temelini inşa edecektir.” 

Sullivan, Çin’den de esinlenen bir türlü devlet kapitalizmi önermektedir. Biden yönetimi Sullivan’ın görüşlerini benimsedi. Bu doğrultuda adımları, üç yasa (Inflation Reduction Act, CHIPS and Science Act, Bipartisan Infrastructure Law) ile attı. Federal bütçede altyapıya dönük devlet yatırımları ve şirket teşvikleri için astronomik ödenekler ayrıldı. Ne var ki, bu uygulamalar şimdilik, Amerikan ekonomisine yapısal bir dönüşüm getirmedi.

Öte yandan Trump’ın Çin’e karşı DTÖ kurallarını çiğneyen “ticaret savaşı”nı Biden daha da genişletti; bir ekonomik savaşa dönüştürdü. Obama döneminde Çin’i “temel dış tehdit” olarak belirleyen ulusal savunma stratejisi korundu. 2025’te Trump’a devredilen bu politikalara, pozitif doğrultuda Çin’den esinlenen sanayi politikaları eklenmiştir; o kadar... 

Bir Çin modeli örneği: 'Made in China 2025' 

Obama yönetiminden bu yana, ekonomik alanda Çin ile “hesaplaşmaya” öncelik veren tüm yaptırımlarda (örneğin Trump’ın “cezalı” gümrük tarifelerinde) ABD göreli veya mutlak anlamda yenik düştü. Çok sayıda Amerikalı iktisatçı da aynı sonuca ulaştı. Yukarıda aktardığım Jake Sullivan gibi bazı yetkililer de “Çin modeli”nin ABD tarafından örnek alınacak bir alternatif olabileceğini ima etmeye başladılar. 

Yaklaşık yarım yüzyıl önce dünya iktisat tarihine ABD tarafından zehirli bir armağan olarak “ikram” edilen neoliberal küreselleşme, bugünlerde aynı süper güç tarafından reddediliyor. Bu dönemeçte “Çin modelinin” ABD için bile bir alternatif olarak tartışılması şaşırtıcı olmamalıdır. 

Çin modeli üzerinde ABD’den bir yazıdaki önemli tespitleri aktararak konuyu tartışmaya (ileride sürdürmek üzere) başlayalım. Yazarlar Çin üzerinde kitapları olan iki araştırmacı. Yazı,1 ABD dış siyasetinde etkili fikir odaklarından biri olan Council on Foreign Relations’ın dergisinde yayımlanmış. Aktararak başlayalım:

"On yıl önce Beijing’deki plancılar Made in China 2025 tasarımını gelecekteki sanayi kollarının dünya öncülüğünü üstlenmek amacıyla inşa ettiler. Bu plan, yatırımların odaklanacağı, yarı-iletkenler, sanayide otomasyon ve yüksek nitelikli malzeme gibi on sektöre odaklanmaktaydı. Bu sektörlerde ve başkalarında Çin imalat sanayisini yenileştirmek, ülkenin ithalata ve yabancı firmalara bağımlılığını azaltmak ve Çin şirketlerinin dış piyasalarda rekabet gücünü iyileştirmek hedefleniyordu. Nihaî amaç, Çin’i dünya teknoloji lideri konumuna yükseltmekti.”

“Hükümet bu vizyonu astronomik kaynaklarla destekledi. Çin, bu doğrultuda çılgınca başarıya ulaştı. Bugün elektrikli araçlarda ve yeşil enerji üretimi teknolojisinde dünya lideridir. Dahası, İHA’larda, sanayi otomasyonunda ve diğer elektronik ürünlerde de öncüdür. Çin firmaları da Amerika, Avrupa ve Asya’nın diğer ülkelerinde uygulanan daha gelişmiş teknolojilere de hükmedecek durumdadır.” 

Yazının başlığını Türkçeleştirelim: “Gerçek Çin Modeli: Beijing’in Servet ve Gücünü Sürdürecek Formül”. Amerikalı yazarlar, bu “formül”ün “Made in China 2025” belgesi olduğunu açıklıyorlar. Belge, on yıllık bir stratejik plandır. 2016-2025 yıllarında yatırımların sektörel dağılımı hedeflenmiş; böylece Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) ekonomisinin on yıl sonraki üretim yapısı planlanmıştır. 

Sektörel üretimin bileşimi, aynı zamanda ekonominin ortalama teknolojik gelişiminin bir göstergesidir. Yazarlar da Made in China 2025’in teknolojik ilerlemeyi hedeflediğini vurguluyorlar. Beş yıllık planlar, daha uzun vadeli stratejik bir plana dayanır. Bu yıl 14’ncü (2021-2025) 5 yıllık planın son yılıdır. Plan hedeflerinin gerçekleşmesi incelenirken tartışmalar daima Made in China 2025 belgesinde sıralanan sektörlerden başlamaktadır. Zira o sektörel dağılım ekonominin teknolojik gelişkinliğini yansıtmaktadır ve stratejik hedefleri oluşturmaktadır.

Amerikalı iki yazar, böylece “Çin modeli”nin özgünlüğünü, ekonominin bir planlama yaklaşımına, özellikle de stratejik planlamaya dayanmasında görüyorlar. Biden’ın üç yasasına dayalı hamlelerle ABD ekonomisine benzer özellikler “aşılanamaz”. 

Bu köşenin okurları Çin’deki politik, ideolojik ekonomik gelişmeleri izlemeye çalıştığımı bilirler. “Çin modeli” tartışmalarını da Çin iktisatçılarından katkılarla zenginleştirmek gerekiyor. Bir sonraki yazıda Çin’den önemli bir katkıyı aktarıp tartışacağım.

  • 1

    “Real China Model:  Beijing’s Enduring Formula for Wealth and Power,” Dan Wang & Arthur Kroeber, Foreign Affairs,  Ağustos  2025 +

Korkut Boratav 'ın Son Yazıları