2019’da dünya: Sermayenin tahakkümü ve halk ayaklanmaları

03/01/2020 Cuma
2019’da dünya: Sermayenin tahakkümü ve halk ayaklanmaları

Başlıktaki ifade eksik kalıyor; açayım: Uluslararası burjuvazinin yaratıcılığı tükenmiştir. Sermayenin dünya çapındaki sınırsız tahakkümü (“neoliberalizm”) yıpranmış; zedelenmiştir. Telafi çabası yeni yıkımlar getirmektedir. Sonuç halk sınıflarının ayaklanmasıdır…

Halk ayaklanmalarının ortak özlemi, “yeter artık!” çığlığında saklıdır; daha fazla “vermek” istenmiyor. Ayaklanmalar bu çığlığın ötesinde bir programdan, öncü örgütlerden yoksundur. Bu nedenle geçici ödünler, direnme saflarını dağıtabiliyor. Sermaye, bu yöntemlerde ustadır.

Halk ayaklanmalarının siyasete taşındığı durumlar da var. Sermaye iktidarları dağılabilir; solcu hareketler iktidara gelebilir veya sermaye tahakkümünü tehdit eden güce ulaşabilir. 

Tehlikeli dönüşümler hızla önlenmelidir. Neo-faşizmle ittifak aranacak; halk sınıfları parçalanacak; karşı-devrimci kalabalıklar “özgürlük, demokrasi” sloganları altında sokaklara salınacaktır. “Aykırı”, teslim alınmamış iktidarlar, sivil, askerî darbelerle ve “rejim değiştirme operasyonları” ile alaşağı edilmelidir. 

2019’da hepsini yaşadık. Öne çıkanlara göz atalım. 

Fransa

2019’a Fransa, iki ay önceki akaryakıt zammının tetiklediği “sarı yelekliler” kalkışması içinde girdi. Taşranın emekçileri, küçük burjuvazisi, “unutulmuş Fransa”, yoksulluğa, pahalılığa, birikmiş ihmallere karşı ayaklandı. Çoğunun parti, sendika bağları yoktu. Onları birleştiren, kibirli kimliği ve sınıfsal sicili ile egemen düzeni temsil eden Cumhurbaşkanı Macron’a karşı duydukları nefret oldu.  

Macron, eylemcilere karşı sert yöntemleri ihmal etmedi. Bir dizi geçici ödüne de başvurdu; sosyal sorunları ihmal ettiğini itiraf etti; göz-boyayıcı iletişim kanalları açtı. Taşra Fransa’sının göçmen karşıtlığını kaşıdı. Hafta sonları büyük kentlere akan sarı yeleklilerin sayısı azaldı; yine de yıl boyunca sürdü.  

Ne var ki Macron, sınıfsal (“neoliberal”) doğasının tutsağıdır; boş duramaz. Aralık’ta örgütlü işçi sınıfına karşı yeni bir saldırı başlattı: Emeklilik sisteminde kazanılmış haklar, neoliberal bir reformla önemli boyutlarda eritilecek… 

Sendikaların tepkisi sert oldu. Metro, demiryolu gibi kilit sektörlerde ve kamu hizmetlerinde toplu grevler Fransa’yı felce uğrattı. Noel, yılbaşı tatillerini de etkileyen grevler, geniş kamuoyu desteği kazandı. 

Sosyalist Parti neoliberalizme tam teslim olmuş; çökmüş; iktidar koltuğunu iki yıl önce Macron’a adeta ikram etmişti. Sermayenin tahakkümü daha da katmerlenmiş ve halk ayaklanmasını tetiklemişti. Ne var ki ayaklananlar, iktidarı biçimlendirecek örgütlenmeden yoksundur. 

Latin Amerika

Latin Amerika 2019’u neoliberalizme karşı halk kalkışmaları ve sermaye blokunun karşı saldırıları içinde yaşadı. 

2019’a girerken Brezilya’da iktidarı devralan Jair Bolsonaro, Başkanlık andından sonra, ülkesinin “sosyalizmden kurtulduğunu” ilan etti. Açıkça faşist bir siyasetçidir ve iktidara gelmesi, iki aşamalı bir “sivil darbe” sonunda gerçekleşmiştir. 

Donald Trump, Bolsonaro’ya başkanlık töreninden hemen sonra “ABD sizinledir…” mesajını attı. Ardından Venezuela’ya karşı bir askerî darbe tezgâhladı. Muhalif bir siyasetçi (Juan Guaido) kendini “Başkan” olarak ilan etti; ABD tarafından tanındı. Askerî operasyonun başlatılacağı açık-seçik duyuruldu; ama Venezuela ordusu Maduro’ya bağlılığını ilan etti. 2019’un ortalarında darbe girişiminin başarısızlığı ABD yönetimince de kabul edilecekti. 

Venezuela darbe girişiminin iflasını, Latin Amerika’da sermaye tahakkümünü zayıflatan başka gelişmeler izledi. Meydanlarda, hatta sandıklarda halk sınıflarının “yeter artık!” tepkileri ağır bastı. 

2019’un son üç ayında yoğunlaşan gelişmeleri sıralayalım: 

  • Ekvador’da ABD-yanlısı Başkan Moreno, IMF anlaşması gereği, Ekim başında akaryakıt fiyatlarına yüzde 50’yi aşkın bir dizi zam yaptı; halk ve emek örgütlerinin yaygın kalkışmasını tetikledi. Hükümet, başkent Quito’dan ayrılmak zorunda kaldı. İki hafta sonra, ayaklanmanın temsilcileri ile hükümet arasındaki görüşmeler sonuçlandı; “kemer sıkma” önlemleri iptal edildi.  
  • Neoliberallerin “gözde ülkesi” Şili, Ekim’de benzer bir dalgaya sürüklendi: Santiago’da metro fiyatlarına yapılan zam, ülke çapında bir dizi gösteriyi tetikledi. Güvenlik güçlerinin silah kullanması, gösterileri kalkışmaya dönüştürdü. Pinochet döneminin eseri olan neoliberal modelin (örneğin kırk küsur yıl önce özelleştirilen emeklilik sisteminin) mağdurları topluca ayaklandı. Zamların iptali, kalkışmayı dindirmedi; askerî faşizmin kalıntısı olan Anayasa’nın tümüyle değiştirilmesi ana talep oldu. 2019 son bulurken Başkan Pinera, bir kararname yayımladı: Yeni anayasanın hazırlanması ve yöntemi Nisan 2020’de referanduma sunulacak; onaylanan yönteme göre oluşacak “anayasa meclisi” Ekim 2020’de seçilecektir.
  • Latin Amerika’nın en tutucu rejimlerinden Kolombiya da Kasım 2019’da bir halk kalkışmasıyla karşılaştı. Bir dizi birikim söz konusuydu: Başkan Duque’nin katı neoliberal politikaları; muhalif örgütlere, liderlerine uygulanan ağır baskı, siyasî cinayetler; iç savaşı sonlandıran barış anlaşmasının aksaması… 21 Kasım’da ilan edilen genel grevi örgütleyen, destekleyen geniş bir muhalefet cephesinden söz ediliyor: “Sendika, köylü, Afrika kökenli ve yerli halk örgütleri, feminist/LGBTİ kuruluşlar, futbol taraftar grupları, varoş dernekleri, hatta güzellik kraliçeleri…” (Peoples Dispatch, 21 Kasım). Grev dalgası Aralık ortalarında hâlâ sürmekteydi. Sonuç, şimdilik belirsizdir.
  • Sermaye tahakkümüne karşı halk muhalefetinin siyasete (sandığa) yansıması, 28 Ekim 2019’da Arjantin’de gerçekleşti: Sol Peronist Alberto Fernandez yüzde 45’lik eşiği geçerek ilk turda başkan seçildi. Seçim, sembolik bir önem de taşıdı: Yenilgiye uğrayan, neoliberallerin bir başka gözdesi Mauricio Macri’dir ve bir IMF anlaşması içinde (nedeniyle) patlak veren krizi temizleme işlevini solcu iktidara devretmiştir. 
  • Halk sınıflarının sermayeye ve emperyalizme karşı bir başka seçim zaferi Bolivya’da gerçekleşti: Solcu başkan Evo Morales’in seçimi kazandığı Yüksek Seçim Kurulu tarafından 20 Ekim’de ilan edildi: Önceki seçimlere göre seçmen desteği gerilemiştir; ama rakibine karşı gerekli yüzde 10’luk oy farkını aşmış; başkanlığı kazanmıştır. Ne var ki, sermaye-faşizm ittifakı sonunda askerî bir darbe gerçekleşti. Seçim geçersiz kılındı. Morales ülkeyi terk etti; halk direnmesi şiddet yoluyla bastırıldı. Karşı devrim (şimdilik) galiptir.

Orta Doğu

2011’in Tunus ve Mısır halk ayaklanmalarını hatırlatan iki dalga, 2019’da Sudan ve Cezayir’de tekrarlandı; siyasete taşındı:

Sudan’da solcu parti ve meslek örgütlerinin, laik kadınların, “orta sınıf demokratları”nın sürüklediği bir ayaklanma, Ocak 2019’da patlak verdi. İhvan’cı-şeriatçı El Beşir rejimi devrildi; ama çok sayıda direnişçinin hayatı pahasına… Temmuz’da silahlı kuvvetler ile muhalefet temsilcileri, üç yıllık bir geçiş süreci için anlaşmaya ulaştı. Emperyalist ve İslamcı çevreler dönüşüme hâkim olma çabası içindedir; ama, halk muhalefetinin örgütlenme ve bilinç düzeyinin güçlü olduğu da anlaşılmaktadır. 

Cezayir halkı ise, Başkan Buteflika’nın yeniden aday olmasına karşı ayaklandı. Meydanlarda, yolsuzluğa batmış, yozlaşmış yönetimin iktidarı terk etmesi talep edildi. İlk sonuç, Buteflika’nın adaylıktan çekilmesi; sicilleri fazlasıyla bozuk bazı bakanların tutuklanması oldu. Yönetim, başkanlık seçiminin bu yıl yapılmasını kararlaştırdı; “sokağın” tepkisiyle karşılaştı. Halk muhalefeti, eski yönetimin denetlediği bir seçime karşı çıkmakta; siyasî örgütlenme için zaman istemekteydi. Yönetim umursamadı; Aralık’ta seçimi eski yönetimde görev almış beş aday arasında gerçekleştirdi. Büyük çoğunluğun katılmadığı seçimi, eski başbakanlardan Abdülmecit Tebbun kazandı. Protestolar sürmektedir. 

*** 

Dünya haritasına yayılmış 2019’daki sınıf mücadelelerinin bazılarına değinemedim.

Neo-faşist Narendra Modi Mayıs 2019 seçiminde iktidarını pekiştirdi; ama yıl sonunda ırkçı bir yasaya karşı beklemediği bir halk tepkisi ile karşılaştı.

Bir de emperyalizmin umut bağladığı sokak, kitle hareketleri var. Finans sermayesinin bir sözcüsü bunlara, “özgürlük özleminin daha güçlü parladığı Hong Kong, Tahran, Beyrut, Bağdat” diye işaret ediyor (Financial Times, 25 Aralık). 

İleride belki gözden geçiririz.