Kemal Özer
Süreç İçinde Bakmak, Gündem Oluşturmak
Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36
"Sanat"ın getirdiği çağrışımlar arasında, "süreç" ilk sırayı alıyor bana göre. Sanatçıyla başlıyor bu süreç. Sanatçının ürettiği yapıtla gelişiyor. Süreci bütünleyen ise yapıtın yeniden üretilmesi, yani okunması ya da izlenmesi. O olmadan süreç de bütünlenemiyor çünkü.
Aynı bakışla, sanata olduğu gibi, sanat dünyasına da yönelebiliriz. Sanat dünyası da kendisini bir yerden bir yere taşıyan bir süreç içinde görülebilir. Sanat anlayışlarıyla yoğrulan, sanat anlayışlarının birbiriyle savaşıma girdiği bir süreçtir bu.
Sanat anlayışları, yeni yaratıcılarla, yeni yaratıcı kuşaklarıyla, onlardan kan alarak ilerleyebilir ancak. Önemli olan, sanat dünyasına gelecek yeni yaratıcıların, yeni kuşakların onu geliştirerek sürdürecek düzeyde ve nitelikte olması, bu düzeye onları getirecek koşulların yaratılması.
1980, sanat anlayışlarının bir süreç içindeki bu devingenliğinin önüne bir dizi engel çıkardı. Yeni kuşaklarla gelişecek sanat dünyasını, sağladığı koşullarla başka yönlere çevirecek bir ortam hazırladı. O zamana değin, sanat dünyasına damgasını vurmuş olan, kaynağını yaşamdan alan, yaşamdan aldığını yaşamın zenginleşmesi için yeniden üreten bir sanat, bir edebiyat anlayışıydı. Bu anlayışı sürdürecek, geliştirecek yeni kuşakların karşısına başka bir değerler dizgesiyle çıktı 1980. Kaynağını yaşam yerine yine sanattan, edebiyattan alan bir anlayışın yaygınlaşması yolunda koşullar yarattı, olanaklar sağladı.
Sanat dünyasının gelişme süreci için, bu açıdan baktığımızda, durakladı, kesintiye uğradı diyebiliriz. Buna karşılık, süreci kaldığı yerden sürdürecek devingenliği kendi içinde barındıran bir kesim ve o kesimi besleyen damarlar da hiçbir zaman eksik olmadı.
Bu genel görünümü bir kez daha anımsamaya ve anımsatmaya, 7 Mart günü İnsancıl Şiir Atölyesi'nde yaptığımız toplantı neden oldu. O toplantıda, kesintiye uğratılmak istenen süreci, kaldığı yerden sürdürecek kesimin bir temsilcisiyle bir araya geldik çünkü. Bir süre önce Yordam Kitap'ın yayınladığı Çöpten Kitap adlı yapıtı vesilesiyle Ali Mert'i tanımak ve tartışmak üzere.
Kuşkusuz onu ele almak, kitabı üzerinde ayrıca durmak gerekir. Bu da böyle bir yazının sınırlarını aşacaktır. Değinmek istediğim, günümüze bakar ve ortaya konanları değerlendirirken, nerden kalkılıp nereye gelindiğini her zaman göz önünde bulundurmak, ele alınacak olanları hep bir süreç içinde kavramak.
Aynı zamanda Çöpten Kitap'ın bugüne değin hak ettiği düzeyde ele alınmadığına, taşıdığı değerlere yeterince sahip çıkılmadığına dikkati çekmek istiyorum. Ali Mert'in bu ilginç çalışması, her şeyden önce, odağına yaşamı yerleştiren, kaynağını yaşamdan alan bir bakış sürecini yeniden üreten yaklaşımıyla gündeme getirilmeli. Bu sürekliliğin kesintiye uğramasına karşı çıkan direniş odaklarından birinin, Nâzım Hikmet Kültür Merkezi'nin yöneticiliğinden gelen bir kimlikle, o çalışmaların aynı zamanda ürünü olan bir yazar kimliğini kendinde buluşturması ayrıca irdelenmeli.
Belirlenmiş gündemlere göre konuşmanın kaçınılmazlığı göz ardı edilmese de, gündemi oluşturmanın bir süreç içinde ne kadar önemli olduğu unutulmadan...