Kemal Özer
Sanatın, Sanatçının Sivas’a Bakışı
Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36
Her yıl 2 Temmuz yaklaşırken, Sivas ve orada yitirdiklerimiz yeniden gündemde ilk sıraya yükseliyor. Unutmak / anımsamak kavramlarıyla birlikte. Bu yıl da konuşulacak, yitirilenler çeşitli kurumlarca düzenlenen toplantılarda anılacak.
Anmak / anılmak kavramlarının aslında değerlendirmeyle ilgili olduğu göz önünde tutulursa, bu değerlendirmeyi nasıl yapacağımızı düşünmeli, bugüne değin nasıl yaptığımıza bakmalıyız. Konuşmak da, sözle anmak da bir değerlendirmedir kuşkusuz. Anıları ve acıları dile getirmek, karşı duruşun, kabullenmemenin bir yolu sayılır. Yaşananlara insan yüreğiyle bakmak anlamına gelir.
Değerlendirmenin anımsatma boyutunun yanı sıra, düşünsel açıdan bakmanın getirdiği, getireceği sonuçlar olduğu / olabileceği gibi, sanatsal açıdan bakmanın taşıdığı "yeniden yaşama ve yaşatma" boyutu da göz önünde tutulmalı. Temmuz yangınına şiirle bakmayı yıllardır düşünen, uğraş edinen biri olarak, bu konuda iki ozanı kendimize örnek alabileceğimizi düşünüyorum.
Bunlardan biri, Bulgar ozanı Geo Milev. 1920'lerde ülkesini ele geçiren faşistler, (benzeri birçok ülkede görüldüğü üzere) onu bir soruşturma bahanesiyle karakola çağrıyorlar. Bir daha kendisinden haber alınamıyor. Ancak 30 yıl sonra, açılan bir toplu gömüt, onun başına geleni ortaya çıkarıyor. Geo Milev'in bir gözü takma ve açılan gömütte bu takma gözle birlikte bulunan kafatası, onun katillerini ele veriyor.
Öteki ozan bir Macar, adı Miklos Radnoti. İkinci Dünya Savaşı'nda faşistler ülkesini işgal ettikten sonra toplama kampına götürüldüğü biliniyor. Bir daha haber alınamıyor ondan da. Savaşın ardından yine açılan bir başka toplu gömütte, katillerini ele veren şiirleriyle karşılaşılıyor. Toplama kampında küçük küçük kağıtlara yazmıştır onları ve yıllar sonra paltosunun cebinde bulunmuştur.
İşte bunlar örnek alındığında, Sivas'a bakan şiir / sanat o iki toplu gömütün yaptığı gibi "yaşanan"ı yeniden gün yüzüne çıkarmalı. O iki ozanın gözü ve şiiri gibi, katillere suçüstü yapmalı. Bu yaklaşımla bakarsak, şiirin / sanatın "yaşanana yapacağı tanıklık" Sivas'a suçüstü değil mi? Sivas'a şiirle / sanatla suçüstü, Sivas'ta "yok etmek isteyen"e suçüstüdür. Sivas'a şiirle / sanatla bakmak, Sivas'ta "yok edilmek istenen"e bakmaktır. Silinmek istenenin yeniden izini sürmek, gömülmek istenenin üstünü yeniden açmaktır.
Öte yandan, Sivas yalnızca gömütlerin içindekiler değil, aynı zamanda dışında kalanlardır. Günlerini gömüte çeviren o yitimi yaşayanlardır. Unutuşu yaşamayı kabul etmeyenler, unutuşa herkesten çok göğüs geren, kafa tutanlardır. Sivas, aynı zamanda, çökertilmek istenen, umarsız bırakılmak istenendir. Sanat, insanın çökertilmesine izin vermemek, çökertilmek isteneni omuzlayıp ayağa kaldırmak, onun sözü, eylemi olmak değil mi?
Sivas'ı unutmayalım, evet. Ama bunu derken, sanatın / sanatçının gömüt tanımayan, gömülse de örtülmeyen gözüyle bakmanın neler getireceğini sürekli gündemimizde tutarak!