Kemal Özer
Nazım Hikmet, Çokseslilik ve Akademi
Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36
Sunum yapılırken ve Nâzım'ın tiyatrosunu Yılmaz Onay ele alırken bir saptamadan yola çıkıldı. Tiyatro alanında sürekli çalıştığı ve onca yapıt ürettiği halde Nâzım Hikmet'in bu dalda küçümsendiği vurgulandı. Oysa tiyatro sanatı açısından hiç de önemsiz, küçümsenecek yapıtlar ortaya koymamıştı Nâzım. Tam tersine, yazdığı oyunlar tek tek ele alınıp üzerinde durulunca, bu dalda da şiirinde olduğu gibi yenilikler getirdiği, üslûbuyla ve ele alıp işlediği sorunlarla başarılı bir tiyatro yazarı sayılması gerektiği ortaya çıkıyordu.
Yılmaz Onay, oyunlarından bir bölümü üzerinde durarak sözkonusu yargının yanlışlığını vurgulayan bir konuşma yaptı. İzleyicilerden de, Nâzım'ın oyunları üzerine onu destekler doğrultuda görüşler geldi. Ve bu yanlış değerlendirmelerin nerden kaynaklandığı sorusunu yanıtlarken, aynı yanlışlığın şiirleri için de sözkonusu olduğunu söyledim.
Nedeni, bütünlük içinde bakılmamasıydı bence. Şiirlerini olduğu gibi, tiyatrosunu da doğru okumak gerekiyordu. Doğru okumanın koşullarına gelince, Nâzım'ın sanatını bütünüyle kavrayabilmek için onu oluşturanı bir daha ayrıştırmalı, tek tek ele alıp değerlendirmeliydi.
Her zaman gündemdeydi bu, ama şu günlerde gereği daha çok artmıştı. Çünkü Nâzım Hikmet Akademisi kurulacaktı yakında. Akademi kavramıyla Nâzım'ı yan yana getirirken, her ikisinin nasıl algılanacağı bir daha tartışılmalı ve bir sonuca varılmalıydı.
Bunları göz önünde bulundurarak, konuşmamda öncelikle bir kavga ozanı, bir dünya ozanı olarak, bir ozan tasarımının öznesi olarak Nâzım'a nasıl baktığımı, her fırsatta yaptığım gibi, bir daha ortaya koymaya çalıştım.
Evet, Nâzım Hikmet bir kavga ozanıydı. Kendi geleneğimiz içinde bir savaşımcı ozanlar zincirine ekleniyordu. Ama onu bu gelenek içinde farklı kılan, bilimsel dünya görüşüydü.
Evet, Nâzım Hikmet, aynı zamanda bir dünya ozanıydı. Çünkü yalnız kendi ülkesi için, kendi ülkesinin insanı için yazmıyordu. Bütün insanlık adına yazıyordu. Savaşımı da, yalnız kendi ülkesinin koşullarıyla, o koşulları aşmayla, kendi ülkesinde yaşama tanıklık etmek ve o yaşamı değiştirmekle sınırlı değildi. Bütün insanlık adına yeni bir toplum düzeni, yeni bir yaşam anlayışı için yola çıkmıştı.
Bu yüzden yalnız kendi ülkesi için bir yol açıcı, bir dönüşüm sağlayıcı, bir örnek oluşturucu olarak kalmıyordu. Bütün bir çağın tanıklığını yapıyor, o çağda yaşayanların ortak sözcüsü, duygu ve düşünce ufkunun genişleticisi oluyordu.
Böyle kapsamlı bir kavganın ozanı bunu nasıl gerçekleştiriyor diye sorup yanıtını aradığımızda ise, kavgayı yalnız belli alanlarda, belli yollarla, belli bir tavır içinde yapmayı algılamadığını görüyoruz. Kavgayı yaşamın her alanında göğüslemek diye özetlenebilecek bu yaklaşım, onun şiirinde öncelikle geniş bir yüzölçümüyle
karşımıza çıkıyor.
Türsel alanda hemen her yazış biçimini, dilsel alanda konuşma dilinden geleneksele her söyleyişi, anlatım alanında her özelliği kullandığını güncel olaylardan tarihe, ahlâktan ütopyaya, diyalektikten uzay çağına dek hemen her kavram ve kesite ilgi gösterdiğini gözlemliyoruz.
Aynı zamanda söylenen söz kadar, söyleyiş biçimine de önem verdiğini, bu bakımdan sürekli arayış içinde olduğunu, bulduğu/kullandığı biçimlerle/söyleyişlerle yetinmediğini saptıyoruz. &ldquoİnsana has olan her şey şiire de hastır&rdquo kaynaklı bir tutumdur ona göre değişmeyen tek şey. Geri yanı boyuna değişmektir değişmeyeni en dokunaklı, en usta, en faydalı, en güzel, en yetkin dile getirebilmek için durmadan değişecektir.
Bu değişim süreci içinde tekseslilikten çoksesliliğe yönelecektir. Yeni bir dünya tasarımının şiiri ancak bu çokseslilikle olanaklıdır çünkü. Ve bu çoksesliliği yalnız şiir birikiminde değil, onun bütün çalışmalarını yan yana getirdiğimizde de
görebiliriz.
Bütünlük içinde bakmak derken, doğru okumak derken kastedilen bu olmalı. Akademi kavramıyla Nâzım Hikmet'i yan yana getirirken de bu olmalı. Akademi kavramıyla ondaki bu çoksesliliği, bu sürekli değişimi bağdaştırabilecek koşulları yaratmak için.