Kemal Özer
Bir Yaşamsal Kaynak Olarak Nazım Hikmet'i Doğru Okumak
Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36
Nâzım Hikmet, ölümünün 44. yılında "dün, bugün, yarın" gibi çok anlamlı bir başlık altında, bütün sanat dallarını içine alan bir yaygınlıkta, çeşitli etkinliklerle anıldı. Nâzım Hikmet Kültür Merkezi'nin bu etkinliklerin odağında yer alması, üzerinde ayrıca durulması gereken bir boyut içeriyor diye düşünüyorum.
3 Haziran Pazar günü, Nâzım Hikmet Kültür Merkezi'nin bahçesinde yapılan oturumda bunun altını özellikle çizmek istedim. Nâzım'ın adını alan bir çatının altında bulunduğumuza göre, sanatçı olarak da okur olarak da ona bakışımız, geneli yansıtmanın ötesinde önemli bir ayrım getirmeliydi.
Bu ayrımın ne olabileceğini araştırmak üzere yola çıkmamız için, Sanat Cephesi dergisinin Haziran sayısında okuduğum bir cümlenin çağrışımı ilk adım yerine geçebilirdi. O cümlede Nâzım'ın şiirinden söz açarken, "Hem seçkin hem ortalama okurun algısına ve sevgisine açık" diyordu Mesut Odabaşı. Öyleyse şunu araştırabilirdik: Nâzım'ın şiirini bu "algı ve sevgi"ye götüren temel özellikler nelerdi?
Sanatsal kaynak olarak ele aldığımızda, daha önce de altını çizdiğim gibi, kavga anlayışının yaygınlığına, yaşamın her alanında bunu görüp gösteren, yaşayıp yaşatan bir ozan olduğuna dikkat edebilirdik. Bunu nasıl gerçekleştirdiğine baktığımızda, yaşamı her alanıyla kucakladığı kadar, sanatını türsel olarak da geniş bir yüzölçümü içinde sergilediğini görebilirdik. Estetik açıdan bu başarının altında yatanı ise, şiirinin kurgusundaki organik yapıyla çokseslilik gösterebilirdi bize.
Böyle bakmanın Nâzım Hikmet'i "doğru okumak" anlamına geleceği üzerinde durduktan sonra, yaşamsal kaynak olarak onu "doğru okuma"nın ne anlama geleceğini de araştırabilirdik artık. Ne demişti Nâzım Hikmet, Kemal Tahir'e gönderdiği bir mektupta: "Bizim insanlarımız, bizleri, sanatkârlarını, hayatlarının her tezahüründe okuyabilmeli"
Bunu söylerken, Nâzım Hikmet şiirin aslında bir süreç olduğunu düşünüyordu çünkü. Ozanla başlayan bu sürecin, üründen geçerek okurla bütünleneceğini. Okurun bu şiirden beklediği nasıl "sordukları her sualin -sanat bakımından- karşılığını bulabilmek" ise, ozanın bu okurdan beklediği de sürecin bir halkası olarak üretime katılmasıydı. Çünkü ozanın ürettiği, okurun onu yeniden üretmesiyle bütünlenecekti ancak. Okurun yeniden üretmesi de, ürünün yaşamdan aldığını yeniden yaşanır kılmak anlamına gelecekti. Bir başka deyişle, yeniden üretmek, okurun ürünü okumadan önceki gibi kalmaması, bir anlamda değişmesi, yaşamın değişmesine katılması demekti.
İşte Nâzım Hikmet'i onun adını taşıyan bir çatı altında sanatsal kaynak olarak doğru okumak, kendi sanatına her sanatçının yeniden bakması anlamına gelebileceği gibi, yaşamsal kaynak olarak okumak da bir yeniden üretim aşaması olarak görülebilmeliydi. Bu, aynı zamanda, belli günlerin, belli türde şiirlerin ozanı gibi okumak yerine, yaşam içinde bizi dolaşıma ve yaşam için bizi keşfe çıkaracak, o sanatsal zenginliğiyle yüz yüze geleceğimiz bir ozanı okumak anlamını içerecekti.
Nâzım Hikmet'in adını alan bir çatı altında onu anmak, belli günlerle sınırlanamayacak kadar geniş ve sürekli bir gündemi yaşamamız ve yaşamda tutmamız anlamına geliyordu çünkü.