Bir ‘Ozan Tasarımı’ Olarak Nâzım Hikmet

27/05/2007 Pazar
Bir ‘Ozan Tasarımı’ Olarak Nâzım Hikmet

Nâzım Hikmet, kuşkusuz dünyanın en çok üzerinde durulan, yorumlanan, değerlendirilen ozanlarından biri. Şiir için vazgeçilmez bir kaynak. Her kaynak gibi de sık sık başvurulur ona, onun şiirine, yaşamıyla şiiri arasındaki örnek alınası ilişkiye. Bu başvurular için çeşitli fırsatlar çıkar karşımıza. Sözgelimi doğum ve ölüm yıldönümlerinde anmak, bu fırsatlar arasında her yıl yer alır. Ama kimi durumlarda kişilere ve kurumlara göre başvuruların daha değişik, daha köklü anlamları ortaya çıkar.

Nâzım Hikmet'in bir şiir anlayışına, dünya görüşüyle şiir arasındaki ilişkiye kaynaklık etmesi, böyle anlamlardan birini gündeme getirir. Nâzım Hikmet, yalnız belli bir şiir anlayışının temsilcisi değil, o anlayışı kendinde somut bir varlığa dönüştüren ozanlardan biridir. Dolayısıyla ozanlığı kadar, belli başlı "ozan tasarımları"ndan biri olarak da önümüzde durmaktadır.

Kendi geleneğimiz içinde bakarsak, Nâzım Hikmet'i bir savaşımcı ozanlar zinciri içinde görebilir ve "kavga ozanı" olarak tanımlayabiliriz. Yunus Emre'den başlatılabilir bu zincir. Pir Sultan, Dadaloğlu, Namık Kemal, Tevfik Fikret halkaları eklenerek günümüze doğru akıtılabilir. Savaşımcı ozanlar zinciri içinde akıp gelen bu "ozan tasarımı"na eklenirken, Nâzım Hikmet'in kendinden öncekileri aşan yönü, bilimsel bir dünya görüşüne dayanmasında, yalnız kendi ülkesi adına değil, bütün bir insanlık adına yeni bir toplum düzeni, yeni bir yaşam anlayışı için savaşıma girmesindedir. Bu da onu, yalnız Türkiye şiirinin gelişiminde yol açıcı, dönüşüm sağlayıcı, örnek oluşturucu bir ozan kimliğiyle sınırlı bırakmaz aynı zamanda bütün bir çağın tanığı olmaya, o çağda yaşamış insanların ortak sözcüsü olmaya, onların duygu ve düşünce ufkunu genişletecek evrensel bir kavga şiirine yönlendirir.

Nâzım Hikmet'in "ozan tasarımı" olarak ozanlara kaynaklık etmesini önemli bulurken, bir yandan da Nâzım Hikmet Kültür Merkezi adını alan bir kurumun bu kaynağa getireceği yorumla, taşıyacağı açılımla farklılaşması gerektiğini düşünüyorum. Bu farklılığı sağlayacak nedir diye kendime sorduğumda, Nâzım Hikmet'in bir "ozan tasarımı" olarak kaynaklık etmesiyle birlikte, "kavga"ya getirdiği sanatsal boyutu iyi anlamak ve anlatmak olabilir getirilecek yorumun da, taşınacak açılımın da özü.

Nâzım Hikmet'e "kavga ozanı" olarak nasıl bakılması konusunda daha önce yaptığım çalışmalar, yayınladığım yazılar var. Onlardan yola çıkarak şöyle diyebilirim:

Evet, Nâzım Hikmet'in şiiri özünde bir kavga şiiridir ama nasıl? Bu soruyu yanıtlamak için de, yazdıklarını değişik yönlerden ele almalı. Önce bir saptama: Yüzölçümü çok geniş bir şiir karşısındayız. Bu genişliği neyin sağladığına baktığımızda, rübaiden destana, polemikten hicve ve mizaha, poemden portreye türsel bir çeşitlilikle karşılaşıyoruz. Kullandığı dile ve söyleyiş biçimlerine baktığımızda konuşma dilinin renginden ve kıvraklığından halk şiirinin ölçülü-uyaklı ama yalın edasına, divan şiirinin belli ölçü ve kalıplarla oluşmuş tınısına kadar, makineleşmeyi yansılayan mekanik söyleyişten çoksesli bir orkestra uğultusuna kadar geniş bir kullanım alanı çıkıyor karşımıza. Anlatım tekniklerine baktığımızda lirik izlenim şiirinden epik anlatılara, betimleyici yaklaşımdan coşkulu bilinç akışına, görsel kurgulamadan diyaloglu anlatıma hemen her tekniğin kullanıldığını görüyoruz. İlgi gösterdiği alanlara, işlediği izleklere, ele aldığı sorunlara baktığımızda küçük, güncel olaylardan İkinci Dünya Savaşı gibi geniş ölçekli kesitlere, yakın ve uzak tarihsel dönemlerden uzay çağının çağrışımlarına, ahlâktan ütopyaya, diyalektikten en bireysel duygulara çok geniş bir görünümle karşılaşıyoruz.

Neden böyle? Çünkü kavga, belli alanlarda, belli yollarla, belli bir tavır içinde yapılmıyor. Yaşamın her alanında, her an onunla yüz yüzeyiz. Söylediğimiz söz kadar, söyleyiş biçimi de giriyor işin içine. İçerik kadar, içeriğin el attığı alanların çeşitliliği de içerik kadar, içeriğin veriliş biçimleri de önemli. Özünde değişimin yer aldığı bir anlayışla baktığı için, sürekli bir arayış içinde olmuştur Nâzım Hikmet. Sürekli denemeler yapmıştır. İçeriği en iyi nasıl dile getirebileceğini araştırmıştır. Bulduğu ve kullandığı biçimlerle, söyleyişlerle, dile getirme yollarıyla yetinmemiştir. Çünkü kavgayı yaşamın her alanında göğüslemek gerekir. Bunun için de "hem yalnız kendinden" söz açan, "hem bir tek insana, hem milyonlara seslenen", "hem bir tek elmadan, hem sürülen topraktan, hem zindandan dönen insanın ruhundan, hem kitlelerin daha güzel günler için savaşından, hem bir tek insanın sevda kederlerinden" söz açan şiirler yazmalıdır. "İnsana has olan her şey"in "şiire de has" olmasını istemelidir. Değişmeyen, bu anlayıştır. "Geri yanı boyuna değişmiş"tir, "değişiyor"dur, "değişecek"tir. Çünkü bu "değişmeyeni en dokunaklı, en usta, en faydalı, en güzel, en mükemmel" dile getirebilmek için "durup dinlenmeden değişmeli"dir.

Kavga, yalnız bizi kuşatan dünyayı yansıtma, ona karşı çıkma kavgası değil, yeni bir dünya kurma kavgasıdır aynı zamanda. Bu kadar kapsamlıysa, kavga için her alana el atılacak, tekseslilikten çoksesliliğe yönelmek gerekecektir. Yeni bir dünyanın kavgası olan şiir, "Dağlarla dalgalarla, dağ gibi dalgalarla, dalga gibi dağlarla" bir orkestra olmalıdır. Bu orkestrayı, bu çoksesliliği, el attığı izleklerin, ilgi alanlarının, sorunların bir araya gelişinde olduğu gibi, geçirilen "sürekli değişim"de de, kullanılan tekniklerin çeşitliliğinde de görmeliyiz.

Nâzım Hikmet, yaşamı bütün yönleriyle kavrayacak, bu çoksesliliği içinde barındıracak dönüşümün adıdır. Yığma yapıya, sentetik kuruluşa karşı, organik olanın adıdır. Bir merdivenin basamakları gibi hem birbiriyle uyumlu, hem birbirini geliştiren ilişkiler içinde olan yapılanışın, bütünlüğe doğru taşınan yineleyici değil, geliştirici işleyişin adıdır.

Nâzım Hikmet bütün bunları bir araya getiren bir "ozan tasarımı"ysa, onu benimseyenler, tek tek ve topluca, hangi sanat dalında olursa olsun bu tasarımla bağdaşık anlayışların, çalışmaların odağında yer almalı, giderek odağı olmalı.