Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Fide Lale Durak

Fide Lale Durak

Modernizm, postmodernizm ve örgütlülüğe dair

Bir sanat eseri neye göre modern ya da postmodern olabilir? Bunlardan biri sahip çıkılıp diğeri kavga edilmesi gereken bir şey midir? Bugün üretilen her şey çöp ve geçmiş sadece asıl sanat eserlerinden mi oluşur?

Yayın Tarihi: 04.10.2025 , 22:28 Güncelleme Tarihi: 05.10.2025 , 00:00

Postmodernizm devrimler çağının kapandığını iddia eder. Bu düzeni değiştirmek isteyenlerin postmodernizmin argümanlarına karşı çıkmalarındaki en temel mesele biraz da budur. Modernizm gerçekten de devrimler çağıdır. 1800’lerin başında Fransa’daki kalkışmalar ve dönüşümler, Avrupa’daki kazanımlar, 1917’de Rusya’daki devrim, Türkiye’nin Cumhuriyet’e kavuşmasını da dahil edebileceğimiz 20. yüzyılın başında yaşananlar ve Çin, Küba gibi birçok ülkedeki devrimci dönüşümleri de düşünürsek, hepsinin modern dönemde gerçekleştiğini söyleyebiliriz. Modern dönemi 20. yüzyılın ortalarında sonlandırıp sonlandıramayacağımızdan bağımsız bir şekilde ifade edecek olursak, postmodern dönemde de devrimler yaşandı. Adına renkli devrim denilen karşı devrimlerin özellikle yakın coğrafyamızda yıkıcı etkileri oldu. Ancak postmodern denilen dönemde de kapitalizm ortadan kalkmadığına göre işçi sınıfı adına gerçekleşebilecek bir devrim gerçekliğini korumaya devam ediyor.

Bu dönüm noktaları ve tarihlerden yola çıkarak kolaylık olması açısından modern ve postmodern kavramlarını kullanmaya devam edeceğiz. Kapitalist sistemin devam etmesine paralel olarak modernizmi ortaya çıkaran temel dinamikler de değişmedi ama devrimlerin oluşumunu hazırlayan örgütlü düşünce yıkıma uğradığı için hem insanlık çok uzun süredir devrimsiz kaldı hem de devrimci avangard düşünce delik deşik edildi. İşte postmodernizm tam da bu yıkımın düşüncesi olarak yerleşti. Her örgütlü düşünce gibi kendi davranışlarını, biçimlerini ve kültürünü oluşturdu. Ancak gökten zembille de inmedi. Kapitalist gelişkinliğin ulaştığı tekelleşme ve kâr hırsının durmak bilmez saldırganlığı bir taraftan zenginlere cennet bahçesi yaratırken diğer taraftan toplumu çürütüp, deforme etti. Yıkım maddi ve soyut anlamda her yerde yaşandı, halen yaşanıyor. Benzer şekilde modernizmin yıkıma uğraması da kaçınılmazdı. Postmodern sanat çoğu örnekte modern sanatı kinik biçimde alaya alan bir parodi olarak karşımıza çıktı. Ancak dikkatli gözler modern sanatın avangardlarının da kendinden öncesini alaya aldıklarını görecektir. 

Öyleyse bir sanat eseri neye göre modern ya da postmodern olabilir? Bunlardan biri sahip çıkılıp diğeri kavga edilmesi gereken bir şey midir? Bugün üretilen her şey çöp ve geçmiş sadece asıl sanat eserlerinden mi oluşur?

Sorular uzatılabilir ve hiçbirinin cevabı basit olmaz. Her marksistin yapacağı gibi diyalektik gözlüğünü takarak anlamamız gerekiyor. Sanatçı içinde yaşadığı toplumla iletişim halinde ürettiği için ne tek başına bir insan olarak yenilik getirebilir ne de öznelliği olmaksızın sadece nesnellik ifadelerini sanat olarak üretebilir. Bu tartışma hiçbir zaman toplumların tarihinden bağımsız ele alınamaz. Örneğin, modern sanatın ortaya çıkışında toplumsal üretim araçlarının değişime uğraması, modern sınıfların oluşması ve devrimlerle yönetim sistemlerinin el değiştirmesi, sanatta avangard yaklaşımlara büyük bir zemin oluşturmuştu. Tanrıların yerini gündelik hayattan insanlar alırken bunun bir önceki dönemin kutsalının al aşağı edilerek yapılması ise kaçınılmazdı. Modern sanat, yeni bir biçimin gücüyle, içeriğin kendisini dayatmasıyla, yeniden yorumlamayla ve parodiyle kendinden bir öncekini al aşağı etti.

Bugünün sanatı da elbette yeni olanı arıyor, aramalıdır. Belki güncel olan sadece yenilmişlikte ya da yıkımda bulunabilir. Bugünü anlatmadığı söylenemez, ancak bugünün tamamını ifade ettiği de iddia edilemez. Nesnelliğin türevlerinin imgeleri de sanatsal bir pratik olsa da bizim arayışımız eninde sonunda bunun ötesine geçebilmekte olmalı. 

Peki sadece sanatın izleyicisi olarak ne yapabiliriz? Kestirme bir yöntem olarak gözümüze hoş görünen sanatı sevip geri kalanıyla ilgilenmemek de mümkün ama, her emek verilen konunun hayatımıza bir güzellik katması gibi, sanatı anlamaya emek verdiğimizde de yaşadığımız görsel bombardıman çağında aklımızın savunma kalkanlarını geliştirebilir ve hatta kendi örgütlü düşüncemizi estetik bir biçimle daha etkili hale getirebiliriz. 

Sanat bize daha iyi görebilmemiz için gereken bakış açısını verebilir çünkü gerçekten “görmek” içinde düşünceyi de barındıran bir eylemdir. Bu düşünceli eylem estetiğin ideolojisi ile ilişkilidir. Estetiğin vazgeçilmez bir unsuru olan biçimi kendi hayatımızın filtresinden geçirebiliriz. Bir kavganın estetiği üzerine düşünmekten, bir eylemde ritim tutturmaya ya da bir posteri asarken nasıl daha etkileyici olabileceğini hesaplamaya kadar yan faydalarını sayabiliriz. 

Peki meseleyi bununla sınırlandırsak ve konuyu kapatsak? Sonuçta sanat araçsal değil midir? Öyledir. Sanat çok etkili bir araçtır. Ancak bugün ideolojik alanda kaybedilmiş bir araçtır. Tekrar geri kazanmayı ise sadece siyasal bir devrimin sonucunda beklemek onu devrimin içerisinde yeniden kaybetmeyi neredeyse kesin hale getirir. Kaybedilenin bugünün içinde kavga edilerek geri alınması, ancak işçi sınıfının örgütlülüğüne dair yeni estetik biçimlerin hep beraber aranması ile mümkün olabilir. 

Bunu denememek en kibar tabirle kolaycılıktır. 

Diğer taraftan sanatın araçsallığı, “Amaç mı, araç mı?” sorusunu boşa düşürecek bir gerçekliğe işaret eder ama aynı zamanda tuzak kurar. Çünkü estetik ancak sanatın kendi içindeki amaçlarını kavramakla geliştirilebilir. Bu tuzak, içeriği iyi niyetli ama biçimi vasat işler ürettirirken kaybetmeye de mahkum eder. Sanatın araçsallığını işçi sınıfı adına yeniden kazanabilmemiz için onun en gelişkin estetiğini aramak zorundayız. 

Bunları yapmak bir görev paylaşımı ve sorumluluk getirir. Üretici öznenin ortaklıklar araması, belki burada yazarken akla gelmeyecek deneyselliklere cesaret etmesi, ön açıcı olması ve örgütlenmesi elbette en başa yazılması gerekenlerdir ama bu her öznenin zaten kendi sorumluluğundadır. Bizim bu yazılarla yapabileceğimiz daha genel anlamda yaratabilecek bir ortaklığa katkı koymak olabilir. 

Postmodernizm olarak tanımlanan dönemle kavga ederken ya da belki oluşmuş gelişkinliklerini kavrayıp ileriye bakarken onun üzerinde tepindiği modernizmi iyi anlamamız ve oluşum dinamiklerini bilmemiz, benzetme yerindeyse, savaşa giderken doğru kurşunu almamıza yardımcı olabilir.

soL’un yeni döneminde ele alacağımız yazılarda modernizme odaklanmamızın temel anlamı bu olacak. Güncel konularla zaman zaman zenginleşecek bu yazı dizisinin tamamından bir modern dönem görsel sanatlar okuması yapılmasının mümkün olmasını amaçlayacağız. 

Umarız başarabiliriz. Şimdiden iyi okumalar…

Fide Lale Durak 'ın Son Yazıları