Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Fide Lale Durak

Fide Lale Durak

Kaçma sanatı

Ön Raffaelistler’in cesaretle gelenekten kopmalarının başarıya ulaşamamasının en önemli nedenlerinden biri, o günün gerçeklerinden kaçmalarıydı.

Yayın Tarihi: 06.12.2025 , 23:29 Güncelleme Tarihi: 06.07.2026 , 16:46

Ön Raffaelistler akımına ait, Orta Çağ temalı, doğa detayları ve melankolik figürler içeren klasik bir tablo sanatı.

Suların içinde ölmekte olan Ophelia, aşina olunan ama sanatçısının pek bilinmediği bir resimdir. İngiliz ressam John Everett Millais’e ait bu çalışmada, Shakespeare’in Hamlet oyunundan Ophelia’nın ölüm sahnesi işlenir ve muhtemelen o ana kadar yapılan ölüm temalı resimlerin en şiirsel olanıdır. Hamlet oyununda, yaşadığı acıdan aklını yitiren Ophelia yabani çiçeklerden çelenkler yaparak bunları bir söğüde asmak ister, bu sırada dal kırılır ve ırmağa düşer; ama resimdeki şiirselliğin kaynağı için Shakespeare’e bakmak gerekir.

“[…]
Tırmanırken söğüdün sarkan dallarına,
Kıskanç bir dal kırılıvermiş
Ve Opehelia düşmüş bütün çiçekleriyle
Gözyaşları içine ırmağın.
Etekleri açılıp yayılmış da sulara
Bir süre kalmış ırmağın üstünde denizkızı gibi
Başına gelenden habersiz,
Ya da sularda yaşamak için yaratılmış gibi,
Türkü söylüyormuş Opehelia
Bölük pörçük eski halk türküleri.
Ama ne kadar sürebilir bu?
Su içip ağırlaşınca etekleri
Kesip zavallıcığın güzelim tatlı sesini
Ölüm çamurlarına batırmışlar Ophelia’yı.”1

Millais’in Ophelia’sı, kendilerine Ön Raffaelistler (Pre-Raphaelist) diyen bir grup ressamın içinde en bilinen çalışmalardan biridir. Peki, Ön Raffaelistler kimdir, ne zaman ortaya çıkmışlar ve ünlü Rönesans dönemi ressamı Raffaello ile alakası nedir? Aslında Avrupa’da devrimler çağında gezinmeye devam ediyoruz. En son 1848 devrimlerinin Fransa’daki sanata etkilerine bakmıştık, bu yazıda aynı yıllarda İngiltere’deyiz. 

Romantik akımın İngiltere’de figürle değil de manzaralarla karşımıza çıkması gibi, 1848 devrimlerinin de bu ülkeye yansıması farklı olur. Fransa’daki ayaklanmalar sırasında henüz çocuk yaşta olan, yukarıda resmine yer verdiğimiz Millais ve diğer iki ressam Hunt ve Rossetti, devrimci hareketleri bastıran ve giderek yükselen karşı devrimin ideolojisiyle yetişirler. Kendilerine Ön Raffaelistler (Pre-Raphaelist) diyecek olan bu üç genç, dönemin dini tartışmalarından ve reformistlerinden yola çıkarak sanata dair bir strateji oluştururlar. Bu strateji özetle dinselliği ve sanatsal üretimi birleştirerek bir tür modernleşme arayışıdır. Bunu yaparken İngiltere’nin Viktoryen Gotik havasını da işin içine katarlar. Ancak girdikleri yol birçok açıdan çıkmaz sokaktır.

1
Raffaello, 1512, “Galetea’nın Zaferi”, Villa Farnesina-Roma

Aslında Ön Raffaelistler, tıpkı Courbet ve Millet gibi sanatın doğadan yola çıkarak ve dürüst bir yaklaşımla yapılması gerektiğini düşünmüşler ama Courbet ile ortaya çıkan gerçekçilikten ya da Millet ile temsil edilen Barbizon okulundan çok daha farklı bir yola girmişlerdi. Onlara göre sanat, Rönesans’ın usta ressamı Raffaello’dan sonra yanlış bir yöne sapmıştı. Çünkü Raffaello’nun sanatında gerçek, doğayı idealleştiren güzellik anlayışı nedeniyle feda ediliyor ve ustanın bu yaklaşımı bir gelenek olarak akademik eğitim yoluyla geçerli sanat anlayışına dönüşüyordu. Bu yüzden sanat Raffaello’dan önceki halinde yeniden üretilmeliydi. 

Ön Raffaelistler’in Raffaello’nun sanatı hakkında söyledikleri pek de haksız sayılmazdı. Hakikaten onun sanatının önemli öğelerinden biri figürlerin idealize edilmiş güzelliğiydi. Gombrich, Sanatın Öyküsü’nde şöyle alıntılıyor:

“Galateia’sını bitirdikten sonra, Raffaello’ya, bunca güzellikte bir modeli şu dünyanın neresinde bulduğu sorulmuştu. Raffaello ise, belirli bir modeli kopya etmediğini, kafasında oluşturduğu ‘bir güzellik kavramı’ndan yararlandığını söyleyerek yanıtlamıştı bu soruyu.”2

Ancak Raffaello çalışmalarında idealleştirmenin yaratabileceği tehlikelerden sıyrılmayı beceriyordu. Çünkü yavanlıktan uzak duracak ve samimiyetinden şüphe duyulmayacak kadar ustaydı. Zaten Raffaello’nun bu ustalığı kendisinden sonra bir gelenek oluşmasını sağlamış ve nihayetinde bu gelenek de 19. yüzyılda romantiklere ve onun eleştirel dozu yüksek bir uzantısı olan gerçekçilere kadar uzanmıştı. 

Ön Raffaelistler ise bu gelenekten kopuyordu. Gelenekten kopmak her zaman kötü bir şey değildir ama bu kopuşun ideolojisi dönemin dinsel ve reformist çizgisiyle belirleniyordu. Viktorya döneminin gericiliği ile seslerini daha yüksek duyurabilen ve zamanla kendilerine katılan başka ressamlarla adlarını Ön Raffaelist Kardeşliği (Pre-Raphaelite Brotherhood) olarak yenileyen bu hareket, 1818-48 yıllarındaki devrim ve karşıdevrim diyalektiğinin şimdiye kadar işlemediğimiz karşıdevrim ucuna yerleşiyordu. 

Ön Raffaelistlerin kurulduğu yıl olan 1848’de, İngiltere’de büyük işçi hareketleri yaşanıyor ve toplumsal değişimlerin zemini olgunlaşıyordu. İngiltere’de siyasi reform talepleri, monarşi ve aristokrasiye karşı eleştiriler, demokrasi ve eşitlik talepleriyle birleşiyordu. Üzerine 1850’de, Marx ve Engels’in Komünist Manifesto’sunun İngilizce çevirisi yayımlanacak ve 1851’de artan sanayi ve ilerleyen teknolojiyi göstermek, burjuvazinin rekabet ortamını hareketlendirmek, İngiliz sanayisinin sömürge boyutuyla böbürlenmek için Kristal Saray’da ünlü Büyük Sergi düzenlenecekti. Hatta bu sergi bir seriye dönüşerek daha sonra Paris ve Chicago’da da düzenlenecek ve Paris’teki serginin bir sonucu olarak Eyfel Kulesi dikilecekti.

İşte böyle bir ortamda, Ön Raffaelistler akademik sanatı gerçeği feda etmekle eleştirirken İngiltere’de ortaya çıkmakta olan yeni gerçekliğe gözlerini kapatıyor ve resimlerinde ne işçilere ne de kapitalizmle gelen yeni toplumsal çelişkilere yer veriyorlardı. Onun yerine doğadan doğrudan gözlemle, canlı renkleri, ayrıntılı betimlemeleri ve sembolizmi kullanarak dini, tarihsel ve edebi temaları işliyorlardı. Kadın figürleri, doğa manzaraları ve orta çağın tasvirleri akımın temel unsurlarıydı. 

Aralarından Ophelia’yı yapan Millais ve Hunt resimlerinde dinsel temaları nadir kullanan ve bu sebeple de eleştirilen ressamlardı. Bir süre sonra gruptan ayrılarak daha natüralist bir çizgide üretmeye devam edeceklerdi. Rossetti ise resimlerinde dinselliği ve orta çağ yaşantısını betimlemeyi sürdürdü. Bu yüzden hareketin ifade ettiği resimsel anlayışı Rossetti daha iyi yansıtır.

1
Dante Gabriel Rossetti, 1849-50, Ecce Ancilla Domini (Meryem’e Müjde), Tate Galerisi-Londra

Rossetti’nin ortaçağı ya da İncil’den konuları ele alma takıntısındaki amaç, o dönemi övmek değil başka bir bakış açısı kazandırmaktı. Örneğin Meryem’e Müjde resminde, sayısız kez ele alınmış bir konu olan Meleğin Meryem’e hamile olduğunu müjdelemesi, alışık olunandan farklı anlatılır. Genelde resimlerde aldığı haberi vakur bir tavırla karşılarken gördüğümüz Meryem, Rossetti’nin anlatımında tedirgindir. Rossetti, biçimsel olarak 15. yüzyılın saflığına ulaşmaya çalışıyor ve içerik olarak kendi gerçekçi bakış açısıyla mitleri yeniden üretiyordu. Girilen çıkmaz sokak tam da burasıydı. Bu çelişkili yaklaşım ilerleme ve başarı yakalayamazdı çünkü geriye dönüp tarihi istediği yola sokarak yeniden yazma çabasından farkı yoktu.

Tarih akıyordu, işçiler örgütleniyordu, günlük hayatı dinselliğin getirdiği ibadet saatleri değil fabrikaların çalışma saatleri belirliyordu. Üstelik günlük hayatın bu yeni ritminde çalışmak o kadar uzun saatler alıyordu ki hayatta başka bir şey yapmaya vakit kalmıyordu. Doğal olarak işçilerin insanca yaşam talepleri yükseliyor ve zor yoluyla engellenen haklar insanlarda öfkeye dönüşüyordu. Engels İngiltere’de emekçi sınıfların durumunu anlattığı kitabını şu sözlerle sonlandırır:

“Barışçıl bir çözüm için çok geç. Sınıflar giderek daha keskince bölündü, direniş ruhu işçilere işliyor, kızgınlık kabarıyor, daha önemli çatışmalarda gerilla kavgaları yoğunluk kazanıyor ve yakında çok küçük bir itme, çığı yuvarlamaya yetecek. İşte o zaman, tüm ülkede şu savaş narası yankılanacak: ‘Saraylara savaş, kulübelere barış!’- ama o zaman da zenginin sakınması için çok geç olacak.”3

Ön Raffaelistler’in cesaretle gelenekten kopmalarının başarıya ulaşamamasının en önemli nedenlerinden biri, o günün gerçeklerinden kaçmalarıydı. Şiirsel ölüm temasının yarattığı imge elbette estetik olarak kuvvetliydi ve bu yüzden sinema, fotoğraf ve resim gibi çeşitli sanat dallarında bugüne kadar sayısız kez tekrar edildi. Bunlara bilinen bir örnek olarak Von Trier’in Melancholia filmi verilebilir. Ancak ele aldığımız konu hareketin ideolojisi olduğunda o günün toplumsal dinamikleri açısından nereye oturduğunu görmek önem kazanıyor. Sanayinin hızla büyüdüğü yıllarda, hammadde kaynakları için başka ülkeleri sömürge haline getirme ve işçi sınıfına yönelik acımasızlığıyla burjuva sınıfının rol model ülkesi olan İngiltere’de, sanattaki akımların sürekli ya figürden ya da gerçeklerden kaçış olarak görünmesi manidardır. 

Bu kaçış, bugünü değiştirme iradesi taşımayan ya da en azından sınırları zorlamayanların sanat yapma tercihi olarak karşımıza çıkmaya devam ediyor. Postmodern sanatın kaçmak ya da küfretmek üzerine kurulu formülüne karşı en iyi ilaç, bugünün gerçeklerinde bir taraf olmak ve Engels’in kaçınılmaz olarak tarif ettiği kavgada yerini almak. Sanatınla, aklınla, yaşamınla…

  • 1

    William Shakespeare, Hamlet, (çev. S. Eyüboğlu), Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2020, s. 134

  • 2

    E. H. Gombrich, Sanatın Öyküsü, Remzi Kitabevi, 2004, S.205

  • 3

    Friedrich Engels, İngiltere’de Emekçi Sınıfın Durumu, 1997, Sol Yayınları, S. 384

Fide Lale Durak 'ın Son Yazıları