Suriye yalanları

20/02/2016 Cumartesi
Suriye yalanları

soL Haber Portalı’nın altında yayınlanan ve dünya komünist hareketinden haberler veren ICP (International Communist Press)’de geçenlerde çok okunan ve paylaşılan bir röportaj yayınlandı. Suriye Komünist Partisi’nin gençlik örgütünün temsilcisi ile yapılmıştı.

Temsilci “Rusya’nın kapitalist bir ülke olduğunu biliyoruz ama sürpriz destek hepimizi umutlandırdı” diyor.

Komünist de olsa, umudunu güncel olaylardan değil, tarih bilincinden de üretse, yaşananlar bazen insanı çaresiz bırakabilir.

Ülkenizin iç içe geçmiş binlerce parçaya bölündüğünü, her taşın altından bir düşmanın çıktığını, parayla satın alınmış, donatılmış gerici çetelerin dünyanın her yerinden ülkenize taşındığını, her gün bir yakınınızın ölüm haberini aldığınızı, birçok akrabanızın, dostlarınızın olumsuz koşullarda ülkeyi terk ettiğini, bir kısmının kaçış sırasında Akdeniz’de boğularak öldüğünü ve bu kâbusun sonunun gözükmediğini düşünün bir kez.

Evet, Rusya’nın da dahil olduğu kapitalist ülkeler arasındaki bloklaşma ve savaş tehdidinin genel olarak dünyada işçi sınıfına karşı açıldığını ve bunu hakkettiği şekilde karşılayacağımızı defalarca yazdık.

Buna rağmen Suriyeli komünistleri anlıyoruz, Rusya’nın müdahalesi, daha sonra sorunlar yaratacak olsa da, bugün bu çaresiz bırakılmış ortamda Suriye halkına zaman kazandırdı ve nefes almasını sağladı.

2009 yılında Suriye’yi ziyaret ettiğimde şaşırtıcı bir manzara ile karşılaşmıştım. Herkes Türkiye’de üretilmiş televizyon dizilerini seyrediyor, Türkiye’ye turistik bir gezi yapmak için can atıyor, pazarlar Türk mallarından geçilmiyordu.

Görüştüğümüz Suriye solcularını AKP’nin kuzu postuna bürünmüş bir kurt olduğuna ikna edemiyorduk. Herkes emperyalistler tarafından kuşatılmış Suriye’nin yalıtılmışlığını Türkiye’nin kıracağını düşünüyordu. Erdoğan ile Esat aile tadında fotoğraflar çektiriyor, dostluk jestleri yerini buluyordu.

Suriye Komünist Partisi’nin bürosunu da ziyaret etmiş ve genel sekreterleri Bakdaş ile görüşmüştük, Türkiye ve AKP hakkında ne düşündüğünü sorunca şöyle demişti: “Türkiye bir NATO ülkesi, hiçbir durumda bize yararı olmaz”

Ortodoks marksizmin ne olduğunu insanlar kendilerine göre yorumlar, ama bu örnekte çok açık. İlkelere dayanıyorsanız, herkesin eğilip büküldüğü dönemlerde dik durusunuz, omurga sağlamdır çünkü.  

Gerçekten ABD ve NATO’nun düğmeye basmasıyla AKP bir çırpıda kuzu postundan sıyrıldı ve ağzı kanlı bir kurt gibi safça ona inanmış kurbanının boynuna atladı.

Bir merkezden olayın yönetildiği çok iyi anlaşılıyordu. Daha gerici çeteler katliamlara başlamadan Türkiye’de çadır kentler kuruluyor, Suriye sınırında Türkiye ve Ürdün aynı anda askeri manevra yapmaya başlıyordu.

Şimdi kesilen “insani koridorun” kanlı çetelere silah taşımaktan başka bir işe yaramadığını herkes biliyor. Bir de Türkiye’ye amaca uygun bombacı ithalatını sağlıyor tabi ki.

2011’de olaylar başladıktan sonra kaynağından haber almak için tekrar Suriye’yi ziyaret ettiğimizde insanlar ayılmışlardı ama çok geç.

Şam’daki arkeoloji müzesini, görüşmelerin arasında bir saat zaman kaldı, tekrar ziyaret etmek istedim. Bilet gişesindeki memur bütün sevecenliği ile nerden geldiğimizi sordu. Türkiye’den deyince, yüzündeki aldatılmışların hayal kırıklığını, ihanete uğramış insanın dehşet ifadesini anlatamam. Utandık ve “Türkiye’den geliyoruz ama biz onlardan değiliz” diyemedik.

Süreç bugün Türkiye’de yaşayanların ve daha sonra doğacakların üzerine bir utanç lekesi olarak yapıştı.

Davutoğlu emperyalizmin güdümünde faşist bir darbenin yaşandığı Ukrayna’yı ziyaret etti, Rusya’ya karşı dayanışmasını açıkladı. Aynı günlerde bir karşı devrim üssü haline gelmiş Polonya Savunma Bakanı, kendilerinin de IŞİD’e karşı koalisyona katılmak istediklerini fakat NATO’nun Avrupa’da Rusya’ya karşı daha sert olmasını şart koştuklarını söyledi.

Neden bu kadar gerici, faşist ve ABD işbirlikçisi aynı gömlekten yapılmış IŞİD’e karşı savaşmak için can atar, anlayan söylesin.

Süreç sadece faşistleri, komplocuları değil dünyanın en büyük yalancılarını da üretti.