Suriye krizinde medyayı anlamak için sözlük

15/02/2020 Cumartesi
Suriye krizinde medyayı anlamak için sözlük

Türkiye’de ne yazık ki sermayeden bağımsız çok az medya kurumu kaldı. Onların da büyük bir kısmı devlete bağımlı hale geldi. Basın emekçilerinden ne yazık ki ekmek parası karşılığında ruhlarını da satmaları isteniyor.

Bu durum, ideolojik yükü ağır bir dil üretiyor. Yüzlerce kanaldan aynı dil üzerimize boca edilince gerçeklik duygumuz sarsılıyor.

Bu yazıda İdlib krizi etrafında ortaya çıkan ana akım medya dilini çözmek için kısa bir sözlük çalışması deneyeceğiz.

Suriye rejimi: 

Medya tarafından çok sık kullanılan bu deyim bir indirgeme ve aşağılama içeriyor. Suriye Devleti dense bütünlüklü bir iktidar anlaşılacak. 2011’de başlayan ve ABD emperyalizminin başını çektiği komplo, kışkırtılan, desteklenen çetelerle Suriye Devleti’ni eş tutmayı amaçlıyor.

Oysa Suriye’nin meşru bir devleti var ve tam ismi Suriye Arap Devleti. Fransız sömürgeciliğinden bir halk devrimiyle kurtulan Suriye o zamandan beri laik bir cumhuriyettir. Parlamento ve başkanlık sistemi bir arada bulunur, Türkiye’dekine biçimsel olarak benzer yani.

Baas Partisi Suriye burjuvazisini temsil eder. Fakat tarihi nedenlerle iki Suriye Komünist Partisi ile aynı cephede bulunurlar.

Etkisiz hale getirilen rejim unsuru:

Suriye Devleti uğradığı emperyalist komplo karşısında dağılmadı veya başka bir deyişle aşiretlerin, mezheplerin silahlanmasına izin vermedi. Emperyalizme karşı yurtseverlik mücadelesi Suriye Arap Ordusu şemsiyesi altında ve merkezi olarak yönetildi.

Medyanın son zamanlarda çok kullanmaya başladığı bu terim ülkesini işgalden korumak için savaşan yurtsever askerlerin öldürülmesi anlamına geliyor.

Bazen psikolojik savaşın bir unsuru olarak yüzlü rakamlar ortaya atılıyor, ama her durumda haksız bir savaşa işaret ediyor. 

Ayrıca Suriye Arap Ordusu’nun Türkiye Ordusu ile çatışmamak için azami dikkat sarf ettiği söyleniyor. Yakın zamana kadar Türkiye’nin İdlib’in en güneyindeki gözlem noktaları Suriye ordusu tarafından çevrelenmişti ama hiçbir saldırı olmamıştı. Cihatçıları korumak için gözlem noktalarından çıkıp operasyona katılınca, yine muhtemelen kaza sonucu askerlerin ateş altında kaldıkları bildiriliyor.

Suriyeli muhalifler:

BBC’den başlayarak bütün emperyalist medya bu yalana sarılıyor.

Suriye burjuva devrimi birçok aşamada Sovyetler Birliği’nin desteğini aldı. Uzun yıllar kamuculuk, devletçilik sermaye birikiminin temel ilkesi oldu. Liberalizm çok geç girdi Suriye’ye.

2000’li yıllarda özelleştirmeler -Türkiye ile karşılaştırılmayacak bir yavaşlıkta da olsa- başlamıştı. Özelleştirmelere bağlı toplumsal eşitsizliklere dayanan bir emekçi muhalefetinin yükselmesi beklenirdi. Böyle olsaydı sınıfa dayalı bu muhalefeti canı gönülden desteklerdik.

Oysa öyle olmadı, 2011’de ayaklananların bir dış kışkırtma ile harekete geçen cihatçılar oldukları kısa sürede ortaya çıktı. İdlib’de üyelerinin çoğu Suriye vatandaşı olmayan cihatçı çetelerden başka bir muhalefet bulunmuyor.

İşçi sınıfı dışında tek nesnel muhalefet Kürt ulusalcılığıydı. Birçok burjuva iktidarı gibi Suriye burjuvazisi de Kürt sorununu çözemiyordu. Ancak Kürt ayrılıkçı hareketinin amacına ulaşmak için ABD ile işbirliği yapması ve bir araca dönüşmesi, Kürt emekçilerinin özgürlük ve eşitliğinin ancak sosyalizmde gerçekleşeceğini bize bir kez daha gösterdi.

Özgür Suriye Ordusu:

2011 komplosu başlayınca Suriye Arap Ordusu’ndan satın alınan askerlerce kuruldu ve kural olarak hâkim olduğu her yere Şeriat kurallarını getirdiler. Kısa bir süre içinde Türkiye’nin paralı askerleri haline geldiler. Ekim 2019’da Barış Pınarı Harekâtı ile Türkiye bu gerici ve paralı asker ordusunun ismini değiştirmeye karar verdi ve yer yer Suriye Milli Ordusu olarak da medyada gözüktüler.

Bu sözlük böyle uzayıp gider, Eset, Beyaz Miğferler, kimyasal saldırı, vb..

Ama bu kadarı bile durumun ne kadar vahim olduğunu göstermeye yetmiştir.