İran sorunu ne ifade ediyor?

12/05/2018 Cumartesi
İran sorunu ne ifade ediyor?

ABD’nin İran ile varılan ve İran’ın nükleer enerji programını kontrol eden anlaşmayı tek taraflı olarak tanımama kararı alması ve ekonomik yaptırımlara başlaması uluslararası ortamdaki gerginliği iyice artırdı.

Bu kriz yakın vadede savaşa dönüşür mü, bunu tahmin etmek kolay değil, ancak bu yazıda ABD’nin özellikle yarattığı İran krizinin emperyalist sistemdeki etkilerini tartışmaya çalışacağız.

ABD’nin 2. Dünya Savaşı sonrası emperyalist sistemdeki hegemonyası sadece sanayisine, mali üstünlüğüne ve askeri gücüne dayanmıyordu, aynı zamanda farklı ulusal kökenlere sahip tekellerin uzun vadeli çıkarlarını korumasıyla ilişkiliydi.  İşçi sınıfı ayaklanmalarından bu güce yaslanarak korunuyorlar, Sovyetler Birliği’nin uluslararası etkisi bu şekilde sınırlandırılıyor, kapitalist dünyada kâr oranları ABD’nin müdahale gücüyle yüksek tutulabiliyordu.

Sovyetler Birliği’nin bir karşı devrim ile çözülmesinden sonra da bu hegemonya bütün tekellerin işine geldi. Yugoslavya’yı Almanya ve diğer Avrupalı emperyalist ülkeler ABD’nin öncülüğünde paylaştı, Afganistan’ı birlikte işgal ettiler, eski sosyalist ülkeleri bu hegemonya altında düzene kapsadılar.

Şimdi ise ABD’nin uluslararası tekellerin uzun vadeli çıkarlarını temsil etmekten hızla uzaklaştığı görülüyor.

2015 yılında Birleşmiş Milletler’in daimi Güvenlik Konseyi üyesi olan ABD, İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin ile Almanya’nın İran ile masaya oturarak imzaladığı anlaşma sadece ABD tarafından bozulmuş oldu, diğer beş ülke anlaşmaya sadık kalacaklarını açıkladılar.

Hatta Alman emperyalizmi, Merkel aracılığı ile zaten uzunca bir zamandır süren arayışı anlaşmanın iptaliyle birlikte şöyle seslendirdi: “Artık Avrupa’nın güvenliğinin sağlanmasını ABD’den bekleyemeyiz, AB kendi askeri gücünü oluşturmak zorunda”.

Merkel Avrupa güvenliği deyince Avrupa işçi sınıfının güvenliğini kast etmiyor tabi ki, Avrupa kökenli tekelleri Avrupa’da bir işçi sınıfı ayaklanmasından koruyacak ve diğer ülkelerin halklarını Avrupa kökenli tekellere boyun eğdirecek bir askeri güçten bahsediyor.

Almanya, Fransa ve İngiltere’nin ilkeli oldukları veya İran’nın bir nükleer silah programı olmadığını bildikleri için anlaşmaya bağlı kaldıkları sanılmasın. Yoksa son Suriye saldırısında görüldüğü gibi, nasıl yalancı, ahlaksız ve cani olabildiklerini biliyoruz. 2006’dan beri İran’a karşı sürdürülen ambargonun kaldırılmasını şiddetle arzu etmişlerdi, çünkü İran onlar için çok büyük ve kaybedilmiş bir pazardı. Gerçekten 2015’ten sonra İran’ın AB şirketleri ile ticari ilişkileri öncesine göre yüzlerce kere arttı.

Sonuçta ABD emperyalist sistem içinde geleneksel müttefiklerini kapsayamıyor, emperyalist sistemin tümünün çıkarlarını koruyamıyor.

Peki, neden İran ABD için bu kadar önemli? Neden kendinden beter bir devlet olan İsrail’e İran’ın nükleer silah geliştirme programı hakkında uyduruk bir rapor hazırlattı? Neden bu kadar aceleci bir şekilde İran’a tek tarafı olarak ekonomik abluka uygulamaya başladı?

ABD ne Ortadoğu petrolüne bağlı–son dönemde yeni tekniklerle ürettiği petrol kendine fazlasıyla yetiyor-, ne de Ortadoğu ABD için çok önemli bir pazar. Ne de bu kontrolsüz gözüken politikalar Trump’ın anormal kişiliği ile açıklanabilir.

Tersine ABD emperyalizmi gerçekten geriliyor ve uyguladığı öngörüsüz politikalar bir çaresizliğin ürünü.

Ortadoğu toplamda dünyanın en büyük petrol ihracatçısı ve bu kapasite dünyada dev bir ticaret hacmi anlamına geliyor. Sadece İran günde 2,5 milyon varil petrol satıyor.

Ve İran; Rusya ve Çin ile ittifakının yanı sıra bu ihracatı ABD Doları dışında yapmaya en fazla eğilimli ülke olarak gözüküyor. Ruble, Yuan, Avro… Kısa bir süre önce dış ödemelerde Dolar yerine Avro kullanacaklarını açıkladılar.

ABD’nin ölümünü gördüğü en önemli konu Dolar’ın bir hegemonya aracı olarak gerilemesi ve küme düşmesi.

Çeşitli nedenlerin yanı sıra muhtemelen bu nedenle İran’dan nefret ediyor, ancak saldırdıkça yalnızlaşıyor.

Öte yandan ABD’nin bir “başarısından” bahsetmeliyiz. Gerçekten Trump Ortadoğu’da zor olanı başardı ve İsrail, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn’den oluşan bir müttefik ilişkisini örebildi.

Öte yandan bu devletler geçen yüzyıldan geri kalan en arkaik devletler, İsrail keskin nişancılara çok sayıda Filistinli genci kısa bir süre önce öldürtmekten çekinmeyen Irkçı bir devlet, diğerleri adı üzerinde Krallık ve Emirlikler.

Muhtemelen bu yüzyıl, bu “başarı” içinde adı anılan devletlerin ABD ile birlikte tarih sahnesinden çekilişlerine tanıklık edecek.