Bir ABD başkanından iyilik bekleyen bönlük nereden doğar?

30/01/2016 Cumartesi
Bir ABD başkanından iyilik bekleyen bönlük nereden doğar?

Neden böyle zor bir yazıya kalkıştım ben de bilmiyorum, sanırım Biden’in ziyareti, Koç’un arkasından söylenenler hepimizin kimyasını bozdu!

Tarihsel olarak zor ve tartışmalı kişiliklerin yer aldığı veya konu edildiği iki röportajdan bir sonuç çıkarmaya çalışacağım.

Bunlardan biri, Ogün Eratalay’ın çevirisini yaptığı, geçenlerde soL Haber Portalı’nda yayınlanan ünlü İngiliz yazar H. G.  Wells’in Stalin’le 1934’te(*), diğeri ise Edgar Snow’un Mao Çe-Tung ile 1937’de (**) gerçekleştirdiği söyleşi.

Hemen kapitalizmin büyük krizinden sonra ve 2. Dünya Savaşı’ndan önce aynı dönemde yapılan bu röportajları bütün boyutları ile incelemek bu yazıda imkânsız, sadece bir noktasına yoğunlaşacağız.

Wells kısa bir süre önce Waşington’u ziyaret etmiştir ve o dönem ABD başkanı olan F. Roosevelt’in   ABD’de de sosyalizmi adım adım kurduğuna inanmaktadır.

Stalin büyük bir sabırla ve nezaketi bir yana bırakmaksızın, Wells’e bu reformların kapitalizmi saran krizi aşmak için gerekli olduğunu, yoksa toplumsal mülkiyeti ve planlı ekonomiyi amaçlamadığını, Roosvelt’in kapitalizmin temeline yönelmesi durumunda hemen alaşağı edileceğini anlatır. Kendisinin sosyalist olduğunu düşünen ancak sınıf mücadelesine inanmayan Wells’i ikna etmesi mümkün olmaz.

Diğer röportaj ise, Çin Komünist Partisi “Uzun Yürüyüş” sonrası Çin’in kuzeyine çekildiğinde, ordu karargâhında yapılır, o dönemde büyük halk kitlelerinin hareketini ve sınıf mücadelelerini anlamak için çok önemli bir belge sunar.

Mao, hemen röportajın başında Roosvelt’in görüşlerine ilgi duyduğunu, onun bir anti-faşist olduğunu ve Çin’in böyle bir insanla işbirliği yapabileceğini savunur.

Gerçekten Çin devriminde emekçi sınıfların gösterdiği direnme ve kahramanlık, liderlerin gösterdiği beceri bir yana Mao sürekli olarak burjuvaziyle uzlaşmanın yollarını aramaktadır.

Sonunda arzu ettiği olur ve Vietnam kasabı Nixon 1972’de Çin’i resmi olarak ziyaret eder, bir hafta boyunca Çin’i gezer. Bu süre içinde ABD hala Vietnam halkını katletmekte, zehirlemekte, sakat bırakmaktadır. Türkiye’de ise bir ABD yapımı olan 12 Mart faşizmi yürürlüktedir.

Wells’in ve Mao’nun bir keramet aradığı Roosvelt döneminde ise; ABD ilk nükleer silahı emperyalist hegemonyasını pekiştirmek için üretecek, Japonya’yı pasifikte bir paylaşım savaşı içine çekecek ve bu “anti-faşist” lider Naziler Kızılordu’ya yenilene kadar Avrupa’da ikinci bir cepheyi açmaya yanaşmayacaktır.

Neden Wells ve Mao’nun kafası bir ABD başkanıyla ilgili olarak karışmıştı?

Biden’la görüşenler değil –onlar işbirlikçiliğin gereğini yapıyorlardı- ama bu görüşmelerden bir şeyler umanlar neden yanıldılar?

Koç’tan sınıflar üstü bir kişilik yaratmak isteyenlerin kafasını karıştıran neydi?

Tabi ki Stalin büyük bir kuramcı değildir. Onun temel özelliği Ekim devrimi sonrası Sovyetler Birliği Komünist Partisi’ni sosyalizmi kurmaya ve korumaya odaklamasıydı. Sınıf mücadelesinin gereklerini kavrayarak bunu gerçekleştirdi.

Bir insan ne kadar çaplı, akıllı, üretken olursa olsun, eğer sınıf mücadelesinin keskinliğini kavramıyorsa, toplumsal olayların anlaşılmasında bir bönlük gelip yerleşir.

Marksizm ve sosyalizmi hedefleyen sınıf mücadelesi olmadan bu bönlüğü aşmak mümkün değil.

Sosyalist bir Türkiye vaadi, birçok zengin olgunun dışında şunu da içeriyor: Bir ABD yöneticisi bırakın bir otele yerleşip iktidardan muhalefete her türlü işbirlikçi ile görüşerek Türkiye siyasetini şekillendirsin, ülkenin kapısından dahi giremeyecektir.

 

* - Stalin: Burjuvazinin iyiliğine inanmıyorum; başkanlar gider, başkanlar gelir...

** - Edgar Snow, Bir Devrimcinin Otobiyografisi, Çev:M. Ardos, Sol Yayınları, 1967.