1 Mayıs 1886’dan günümüze bayrak kimde olmalı sorunu

30/04/2016 Cumartesi
1 Mayıs 1886’dan günümüze bayrak kimde olmalı sorunu

Bir kez bakın, aşağıdaki kişileri tanıyabilecek misiniz?

Bu dört erkeğin ortak yönleri var, hepsi isimlerinin yanlarında yazan tarihlerde Almanya’da doğuyorlar, hepsi gençlik çağlarında Amerika’ya göç ediyor ve işçi sınıfının içine katılıyorlar. O dönemde oldukça cahil ve Avrupa’daki sınıf mücadelelerinin birikimine sahip olmayan işçilerin arasında bilgileriyle öne çıkıyorlar, siyasallaşıyorlar ve işçi hareketinin Şikago’da önderleri haline geliyorlar.

Yaşamlarında ortak olan bir diğer özellik ölüm tarihlerinin aynı gün olması: 11 Kasım 1887. Engel diğerlerinden büyük, Spies, Fischer ve Parsons ise otuzlu yıllarındalar öldüklerinde. Aynı gün Şikago’da idam ediliyor, daha doğrusu ABD burjuvazisi tarafından katlediliyorlar.

Hikayelerini çoğumuz biliriz, 1886 1 Mayıs’ında özellikle 8 saatlik iş günü için büyük bir işçi hareketi başlamıştı. Şikago’da 40 bin işçi greve gidiyor, tren yolları çalışmıyor, hemen bütün iş kollarında üretim duruyordu. 3 Mayıs’ta grevci işçilerle grev kırıcılar arasında çıkan çatışmaya polis müdahale ederek ateşli silahlarla bir çok işçiyi öldürüp yaraladı.

4 Mayıs’ta Haymarket’te bu saldırıyı protesto etmek için toplanan işçi mitingi tam dağılacakken polislerin arasına bir bomba atıldı. Bunun üzerine çok sayıda işçi önderi, işçi gazetelerini çıkaranlar tutuklandı ve bir yıldan fazla sürecek olan yargılama süreci başladı. Bombayı atanlar, yalancı tanıklar, savcı, yargıç, jüri üyeleri hepsi burjuvazi tarafından komplonun yürütücüsü olarak satın alınmıştı.

11 Kasımda dört işçi önderi asıldı, burjuvazi dalga geçer gibi Haymarket’e coplu bir polis heykeli dikti.

Şunu kural olarak bir kenara yazabiliriz, ABD dünyanın en kanlı, en gaddar, en hilebaz, en komplocu devleti olduysa eğer, bunun bir nedeni burjuvazinin kendi ülkesinde işçi sınıfını Şikago komplosunda olduğu gibi mide bulandırıcı yöntemlerle geriletmiş olmasıdır.

Uzağa gitmeye gerek yok, Türkiye de öyle değil mi? Türkiye burjuvazisi  1977’de 1 Mayıs’a kanlı bir şekilde saldırmamış olsaydı, muhtemelen bugün gerici çeteleri yurt içinde ve dışında besleyen, kirli oyunlarının bir parçası haline getiren bir devleti olmazdı.

Bir diğer kuralı ise Şikago komplosundan günümüze yaşananlardan genelleyebiliriz.

1800’lerin ikinci yarısında örgütlenen sendikalar ABD’de işçi sınıfının en militan örgütleriydi. Ancak Şikago komplosu işçi sınıfının öncü partisinin eksikliğini ortaya çıkardı, işçi sınıfının ileri atılış ve geri çekilişlerde partinin merkezi aklının önemini gösterdi.

Sonrasında bir çok kez sendikaların uzlaşma eğilimi, sınıfın tarihsel görevini, yani insanın insanı sömürmesinin sonlandırılmasını zayıflatan bir unsur olarak karşımıza çıktı. İkinci Enternasyonal’in gücü Avrupa’daki sendikalardan geliyordu ve sosyal demokrat işçi partilerinin içindeki sendika yöneticilerinin 1. Dünya Savaşı arifesindeki büyük milliyetçi satışta ciddi sorumluluğu bulunuyordu.

Bugün de en reformist partilerin, örneğin Fransız Komünist Partisi’nin sendikalarda hatırı sayılır bir ağırlığı bulunuyor.

Sanırım bu işin içinden çıkabilen en önemli parti, Yunanistan Komünist Partisi (YKP). YKP’nin yaratıcı bir şekilde devrimci işçi ve sendikaları farklı bir kurumsallıkta bir cephede topladığı PAME (Bütün İşçilerin Militan Cephesi) Partinin verdiği devrimci mücadelede önemli bir araç haline geliyor.

Türkiye’de son on yıllara bakıldığında konfederasyonların zayıflıkları bir yana,  işçi sınıfının tarihsel görevi ile güncel siyaset arasındaki gerilimi hiçbir zaman doğru bir şekilde çözemedikleri görülüyor.

Bunun için işçi sınıfının öncü partisinin bayrağı altında toplanmak gerekiyor.

Sınıfın gücünü tarttığı 1 Mayıs’larda da.

Partiyle 1 Mayıs’a.