Erbil Tuşalp
Tuzak pusu yalan yanlış…
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:00 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:00
KİMİN YAŞAMINA: Çaresi yok artık çok geç. Yapılacak hiçbir şey kalmadı. Çözümlerin tümü tükendi. Beyaz sayfa açmak mı, yeniden denemek mi, unutmak mı, unutturmak mı? Yok öyle şey.
Yarın istifa edip köşesine çekilse ya da gözlerini yumup dünyaya veda etse yine de değişen hiçbir şey olmayacak. Ve hatta alavere dalavere ile bu kadar daha işbaşında kalsa, kurbanlarını düşünüp vicdanını kanatmaktan başka bir şey yapamayacak.
Yapamayacak çünkü artık aşılması çok zor “meşruiyet” sorunu var, dahası ona ve adamlarına inanan kimse yok. Nasıl olsun. Adam yalan yanlış bilgilerle doldurulup yıllarca halkın karşısına sürüldü. Küfür ettirildi, yalan söyletildi. Durup dinlenmeden hakaret etti, aşağıladı, suçladı, iftira attı ve hatta ihbar etti.
Bu durumda bir devlet ve siyaset adamına iktidarının on birinci yılında birçok kez “Acaba bu iktidar kimin yaşamına karıştı?” sorusunu sorduran mantığı anlamak kolay değil. Bu ne bu?
Büyük yalanı sık sık yineleyip “nicel’i nitel’e dönüştürmeye...” çalışan bir danışman işgüzarlığı mı? Yoksa kıymeti kendinden menkul uzmanların 1930’lardan kalma “insanların büyük yalana inanma kolaylığı” kuralını doğrulama çabası mı?
Her neyse yalan da baskı da işe yaramıyor, insanlar artık neyin ne/kimin kim olduğunu yaşayarak ve ölerek/direnerek ve bilenerek öğreniyor.
Başbakana yalan söyletenler hiç olmazsa bundan böyle zalim formatından çıkın, her gün biraz daha sararıp solan adamı acı ve gözyaşına boğacak söylemden uzak durun.
Bakın beyler burası 1930’ların Almanya’sı değil, sizler de elde sopa belde pala “Birahane baskını”na giden parti üyeleri değilsiniz.
Yalan dolu metinler hazırlayacağınıza, lisan-ı münasiple tramvayın son durağa geldiğini anlatsanız daha doğru olmaz mı?
Üç kuruşluk aklınızla “kurnaz tilki” postuna bürünüp insanları “aptal karga” yerine koymayın. Burası Fransa da değil, siz La Fontaine değilsiniz, biz de ağzını açmış masal çocuğu değiliz.
Okumadan, araştırmadan, sorup soruşturmadan oluşturduğunuz karanlık bundan böyle yalanlarla beslenmeyecek. Çaresi yok artık çok geç. Geç kaldınız.
* * *
DEVLET PLANI: “Bu iktidar kimin yaşamına karıştı?” sorusu kurnazca tuzaklanmış, yalanın önünü açan bir soru. İktidarın “birinin yaşamına” karışmasına hiç gerek yok. Yok çünkü iktidar “yaşamın tümüne” karışıyor. Yaşamın tümünü A’dan Z’ye kadar tartışılması yasaklı dini kurallarla düzenlemeyi amaçlıyor. Yalan söylemeyin, yalan söyletmeyin.
Örneğin bugün Devlet Başkanı koltuğunda oturan “dindar cumhurbaşkanı” Abdullah Gül, 1995 genel seçimlerden dört ay önce, Ağustos’ta “yönetime gelecek olurlarsa ABD’nin çıkarlarına aykırı davranılmayacağı hususunda” CIA Başkanı John Deutch’a güvence veriyor.
Üç ay sonra Kasım’da “Cumhuriyet bitmiştir, laik sistemin değiştirilmesi gerekir” diyor. On beş gün sonra Aralık’ta uzun vadeli programlarını “Düzen, Türkiye’de İslam’ı caminin içine hapsetti. Biz İslam’ı hayat tarzı olarak görmek istiyoruz” diye açıklıyor.
2002 seçiminden sonra Die Welt’e “Türkiye demokratik bir İslam devleti olacak” diyor.
Gerçek ortadayken tuzağa pusuya, yalana yanlışa gerek var mı?
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan “‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ demek koskoca bir yalandır” yaklaşımıyla siyasette “Allah’ın kesin hakimiyetin sahibi” olduğunu söylüyor. “Biz referansı İslam olan bir düşünceyi temsil ediyoruz” diyor. Siyasi önceliğini “bizim için en üst belirleyici İslam’ın ilkeleridir, her şey ona göre belirlenir” diye açıklıyor. Dahası tarz-ı siyasetini “ben İslam’ı devlet planı içinde düşünüyorum” yaklaşımıyla dayatıyor.
Bu açıklamalardan sonra “Bu iktidar kimin yaşamına karıştı?” sorusu, siyaset müşterisini yanıltmaya dönük bir yalan olarak karşımıza çıkmıyor mu?
* * *
AKLA ZİYAN: Siyaset kara para ve uyuşturucu gelirleriyle finanse ediliyorsa
Silah-sigara-alkol-kıymetli taş kaçakçılığı, beyaz kadın-nükleer madde-tarihi eser ve insan ticareti, hayali ihracat, banka hortumculuğu, organ mafyası sahtecilik ve kalpazanlık gibi kirli iş çeteleri siyasi partilere, parlamentoya ve hükümete temsilci gönderebiliyorsa
Yasama ve yürütme rüşvet, zimmet, ihaleye fesat karıştırma, ihtilas, irtikap, delil karartma, nüfuz kullanmak, evrakta sahtekarlık, sahte evrak tanzim etme, ağır nitelikli dolandırıcılık gibi yüz kızartıcı suçları işleyenlere “hapis cezasını kaldıran” yasal düzenleme yapılıyorsa
Yukarıdaki üç tümcenin yüklemlerinin sonuna yapışan “sa..” eklerini unutun.Tümceleri “ediliyor.. gönderiliyor.. yapıyor” yüklemleriyle okuyun.
“Bu iktidar kimin yaşamına karıştı?” sorusundaki tuzağı bir kez daha düşünün.
Yaşamı bütünüyle değiştirmeye dönük akla ziyan örnekler vermeyi sürdüreceğim.