Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Erbil Tuşalp

Tespih tetik seccade takke

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:44 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:44

Erbil Tuşalp'in "Tespih tetik seccade takke" başlıklı köşe yazısı 26 Kasım 2012 Pazartesi tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

SÜPÜRMEYİN KULLANIN: Zor olan hangisi? İç politika maratonunda nefes tüketmek mi? Yoksa “sıfır sorunlu” dış politika alanında aheste dolaşmak mı? İç politikanın insan öğüten niteliği, karşısında elbette “sıfırı tüketmiş” bir dış politika üzerinde kalem oynatmak hem kolay hem de eğlenceli.

Acil çözüm bekleyen Filistin-İsrail uzlaşmasında Mısır’ın sergilediği etkinliğin “bir zamanlar biz buralarda var ya..” bıçkınlığıyla orta yerde dolaşan “Osmanlı bakiyesini” üzdüğü belli.

Aklı belli ki “Malaka Boğazı’ndan Basra Körfezi’ne, Doğu Akdeniz’den Kızıldeniz’e” uzanan Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi eş başkanlığı günlerinde kalmış. Haklı da. Sen “BOP’un mana ve ehemmiyetini” anlatmak için canını dişine tak dağ bayır dolaş dış politikanın nişangahını “AB ve ABD’nin çıkarlarını gözetmeye” ayarla nutuklarına “kendi BOP eş başkanlığını ekleyip” alkış topla Busch’tan Obama’ya sırtını sıvazlamayan kalmasın sonra seni kullanılmış bir mendil gibi buruşturup atsınlar.

Bu gelişme insanı ister istemez “kubura süpürmeyin” yakarışıyla “kullanın” önerisini anımsatıyor.

Ayırdında olan var mı bilmiyorum ama o(na) böyle durumlarda iki şey yap(tırıl)ıyor . Önce acısını paylaşacak ya da unutturacak bir ortam oluşturuyor. Sonra acınacak bir insan ya da kurum yaratıyor.

*

ŞEYHLERİ, DERVİŞLERİ ,MÜRİTLERİ: Örneğin ellerini göbeğinin üstünde kavuşturup “Suudi prensin karşısında mütebessim bir çehreyle oturan genelkurmay başkanının fotoğrafı” sıfırı tükenmiş dış politikayı da, Kürt sorunlu -yargı ayıplı- hırsızlı arsızlı iç politikayı da unutturacak bir tartışma ortamı yaratabilirdi.

(Tam burada Suudi kralı Abduül-aziz’in Abdullah Gül ve Recep Tayyip’le “çekindikleri” cennetlik otel odası fotoğrafından sonra ve bugün hala süren tartışmayı anımsamak gerekiyor.)

Üstelik yılların eskitemediği “imam hatipli subay” inadı gündemde. Askeri lise öğrencileri geleceğin komutanları olarak Kur’an ve peygamberin yaşamı gibi “modern bilgilerle” donatılacak. Dahası silahlı kuvvetler Osmanlının parçalı ordu modelini benimseyecek, Genelkurmay Başkanlığı ve kuvvet komutanlıkları ayrı ayrı Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanacak. Üstüne üstlük Suudi prensli genelkurmay başkanlı “cihat çağrışımlı” bir güç gösterisi fotoğrafıyla akıl karıştırılacak.

Kısaca akepe tartışmaya ve hesaplaşmaya tuzak kuran bu “demokratikleşme ataklarından..!” vazgeçmiyordu. Türkiye Cumhuriyeti değişip dönüşüyor “şeyhleri, dervişleri, müritleri, meczuplarıyla” el ele “ileri demokratik düzen..!” kurulması yolunda büyük adımlar atıyordu.

*

TESPİH ÇEKEN TETİK ÇEKEN: Çoktan unutuldu ama ilk kanıtlar o uğursuz eylül darbesiyle ortaya çıktı. Öncesi de vardı.
27 Mayıs sonrası darbe korkutmalarının ürünü Cevdet Sunay Paşa cumhurbaşkanıydı. İktidar 27 Mayıs’ın rövanşını alan Süleyman Demirel’indi.“İrticai gelişmeler” konusunda kaygılı İsmet Paşa muhalefetteydi.

Sunay ise tam tersi “Laik okulların anarşi yuvalarına dönüşmesinden” yakınıyor İsmet Paşa’ya “1960’lı yılların sonunda ülke geleceğinin imam hatip okullarından yetişecek kadrolara teslim edileceği” haberini yollayıp “sen merak etme paşam” diyordu.

12 Mart’ın Ziverbey sorgucusu “tespih çeken elle tetik çeken el” antetli orgeneral Faik Türün genç bir subayken “tekkesine uğradığı şeyhi Süleyman Çiliptay’ın terliklerini öpecek ölçüde” inançlı bir komutandı.

12 Mart muhtırasının güçlü adamı Muhsin Batur ile bir sonraki darbenin yıldızı Turgut Sunalp İsviçre’ye gidip Erbakan’dan yeni parti kurarak siyasete dönmesini istiyordu. Dahası Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Korgeneral Refet Ülgenalp Erbakan’ın Milli Nizam Partisi’nin kapatılmasına karşı çıkan yüksek rütbeli bir Atatürkçü’ydü.

İnanması güçtü ama siyasal İslam her askeri darbeden güçlenerek çıkıyordu. Her askeri darbeden sonra iktidara biraz daha yaklaşılıyordu.
“Bu ne biçim Atatürkçülük” sorusuna yarın yanıt arayacağız.

Yarın: n’olacak değil, n’oldu.

Erbil Tuşalp 'ın Son Yazıları