Erbil Tuşalp
Onlar sizin teb’anız değil...
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:46 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:46
Erbil Tuşalp'in “Onlar sizin teb'anız değil...” başlıklı yazısı 24 Aralık 2012 Pazartesi tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
ÖZGÜRLÜĞE SEVDALI: 3600 polis, 105 koruma, 20 zırhlı, 8 TOMA ile saldırdınız. Öğrencisi, öğretmeni, derslikleri, laboratuvarları, lojmanları ve hatta çocuk yuvasıyla ODTÜ kampusünü biber gazına boğdunuz. Cop çekip kılıç salladınız. Yumrukladınız, tekmelediniz.
Rejimin güvenliliğini dövmeyi sövmeyi hak ve ödev belleyen falakalı, askılı, sopalı, kablolu ellere teslim ettiniz.
Gösteri ve toplantı hakkını çiğnediniz. Protestoyu yasakladınız. Karşı olmayı suç saydınız.
Peki siz nasıl bir hükümetsiniz? Dahası kimin hükümetisiniz?
Bu ülkenin 1 numarasından 2 numarasına 3 numarasına yasamanın yürütmenin yargının tüm numaralı ve numarasızlarına eli kalem tutan, gözü vizörde-parmağı deklanşörde olan gazetecilerine-yazarlarına bir çift sözüm var.
Düşman bellenen o gençler ruhunu, vicdanını, kişiliğini gözü gibi koruyan bilime, emeğe, üretime, eşitliğe, özgürlüğe ve bağımsızlığa sevdalı bizim sevgili çocuklarımız.
Onlar sizin teb’anız değil. Onlar size biat etmiş köleler de değil.
Onlar ülkenin sorunlarını sırtlayan, emperyalizmin karşısına dikilen yürekli genç insanlar.
Kendinizi cipten coptan, gazdan dumandan koruyun arkadaşlar. Dualarım sizin için, gönlüm sizinle. Siz çok yaşayın çocuklar.
* * *
YALANCI ÇOBAN: Bir yanda namaz kılmasalar da, oruç tutmasalar da, hacca gitmeseler de, örtünmeseler de bu ülkenin gençleri bir yanda bu ülkenin yaşlı başlı milletvekilleri.
Tutarlı ve adil olmak yerine, televizyonun ışıklı mavi camından kontrolsüz bir öfke yükseliyor. Ülkenin başbakanı, öğrencisinden öğretim üyesine binleri onbinleri ipe dizip suçluyor:
İç barıştan söz eden biri “Siz nasıl bir üniversitesiniz, ne biçim öğretim üyesisiniz sizin yetiştirdiğimiz öğrenciler bunlarsa, Türkiye batmıştır” diye sorar mı?
“Öğretim üyesi, derse girmiyormuş. Girmezsen girme. Böyle üniversite öğretim görevlisi olsa ne olur, olmasa ne olur” diye efelenir mi?
Daha önce de üniversite hocalarına edepsiz demişti. Ona göre muhalefet partisi bereketsizdi, gazetecilerse utanmazdı.
Bu düzeyin kaynaklık ettiği “tarihsel öfkenin, bireysel kinin, örgütsel hırsın” ülkeyi yalancı çobanın ülkesine çevirdiğini herkes gördü. Yalanın adı düş oldu.
Örneğin cari açık 41 milyar dolar değil, 53 milyar dolardı. Geçen yıla göre 23 değil, 12 milyar dolarlık gerileme söz konusuydu.
Örneğin işsizlik yüzde 9,1 değil, yüzde 15,05’ti. İşsiz sayısı da 2 milyon 539 bin değil, 4 milyon 514 bindi.
Yalanın faydası yoktu, akepe’nin oy oranı yükselmiyor, yüzde 51’den yüzde 40-33 arasına geriliyordu.
Onların mumu her nasılsa yatsıya kadar değil, yatsıdan sonra da yanıyordu.
* * *
NURCU HÜSEYİN NAKŞİ ÖMER: Hayat “sormak yaşamaktır” kuralını doğruluyor. Ancak gazetecinin de, siyasetçinin de doğru soruyu bulması gerekiyor. Televizyonun ışıklı mavi camından fırlayan “siz nasıl bir üniversitesiniz, ne biçim öğretim üyesisiniz? sorusu hiç kuşkusuz “siz nasıl bir hükmetsiniz” diye başlayan benzeri soruları çağırıyor.
Siz “ne biçim şusunuz busunuz..” ki, çocuklarımızı “Cumhuriyet’in başında Bediüzzaman dinlenseydi ülkenin durumu böyle olmazdı” diyen tescilli Nurcu Hüseyin Çelik’le “Türkiye Cumhuriyeti’nin daha Müslüman bir yapıya devredilmesi arayışında” olan tecilli Nakşi Ömer Dinçer’in ellerine nasıl teslim ettiniz?
Siz “ne biçim şusunuz busunuz ..” ki, yıllık cirosu 12 milyar dolar olan Tüpraş neden 4 milyar 268 milyon dolara satılıyor? Ya da yıllık cirosu 9,5 milyar olan Türk Telekom nasıl 3 milyar 919 milyar dolara satılıyor? Veya 20 milyar dolar ciro yapan Erdemir niçin 6 milyar dolara satılıyor?
Siz “ne biçim şusunuz busunuz ..” ki, kendinizi nasıl Ergenekon davasının savcısı ilan ediyorsunuz neden Deniz Feneri sanıklarının değil savcıların yargılamasına göz yumuyorsunuz?
Siz “ne biçim şusunuz busunuz..” ki, Danıştay Başkanı’nı Danıştay’a , hükümeti Sayıştay’a aklatıyorsunuz?
Kısaca siz nasıl hükümetsiniz ki, bana “böyle başbakan, böyle bakanlar, olmaz olaydı” dedirtiyorsunuz.