Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Erbil Tuşalp

Ölünün arkası..

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:48 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:48

Erbil Tuşalp'in “Ölünün arkası..” başlıklı yazısı 21 Ocak 2013 Pazartesi tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

İLETİŞİM ERBABI: Geride kalan yedi günde yoğun karamsarlık, bir o kadar da düş kırıklığı vardı. Ölüm konuşuldu. Önce uluslararası ressam Burhan Doğançay , sonra uluslararası gazeteci Mehmet Ali Birand öldü. Paris hesaplaşmasının kurbanları Sakine, Fidan ve Leyla barış simgesi olarak “nümayişsiz” bir törenle doğdukları toprağa gömüldü. Polis memuru Cengiz Engizek Mardin’de PKK saldırısında şehit oldu. Haftanın son yolcusu bizim kuşağın “proflarından” Toktamış Ateş oldu.

Tam yedi gün boyunca ölüm ve ölümün arkasına saklanan büyük ikiyüzlülük yaşandı.

Birand’ın aramızdan ayrılmasıyla “ölünün arkasından konuşulmaz” kuralının beslediği ikiyüzlülük, korkuyla narkozlanmış toplumu bir kez daha tutsak aldı. Aslında bu hep böyle oldu. Televizyondan gazeteye, radyodan dergiye uzanan geniş bir alanda yazan-çizen-konuşan “iletişim erbabı” yine hiç sorumluluk duymadan gerçeği bir yana bırakıp “kuru temizleyici” işlevi üslendi.

* * *
YILLAR SONRA VE HÂLÂ: Birand’ın ölümü o gece Türkiye’yi 32. Gün’ün ilk yıllarında olduğu gibi yine ekrana kilitledi. Mavi camda usta gazeteci için gözyaşı dökenler vardı. Öcalan’la yaptığı ilk röportajla tabu yıkan Birand’ın cesareti anlatıldı. Ama gözyaşı sahiplerinin hiçbiri, o günden bugüne, “yıllar sonra ve hâlâ”, yasadışı örgüte ilişkin haber ve yorumlarında “suçu ve suçluyu övmek” olmadı “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek” yetmedi “yasadışı örgüt propagandası yapmak” gibi iddialarla tutuklanıp demir kapı taş duvar arkasına atılan onlarca gazeteciden söz etmedi.

Onun birinci sınıf siyasal belgeselciliğinden söz edenler haklı olarak “Demirkırat” dizisinde boynunda yağlı urganla darağacında sallanan Başbakan Adnan Menderes’in fotoğrafına değindi. Ama hiç kimse “İhtilalin Pençesinde Demokrasi-12 Mart” belgeselinde devrimci gençlik lideri Deniz Gezmiş’in “İmralı’dan on yıl sonra kurulan darağacında ayağının altındaki tabureyi tekmelemeden önceki son sözlerinin” olmadığını söylemedi. Hiçkimse o isyanın o günden bugüne “yıllar sonra ve hâlâ” süren haklılığına, doğruluğuna değinmedi.
* * *
DAYISININ ADINI DUYMADIM: Ölümün ardından gelen “medya afetinde” can acıtan birkaç örnek daha oldu. İzlediğim kanallarda, gazetelerde “Eylül cuntasının yola çıktığı günlerde ve 12 Eylül’de boyun eğmediği için bedel ödeyen, yaşamını sosyalist mücadeleye adayan” Mahmut Dikerdem’in adını hiç duymadım. Birand’ın hiç unutmadığı dayısını, her nedense unutan arkadaşlarını ayıpladım. Sonra da kendi belgeselinin peşine düşen Birand’a yakışanın bir “Dikerdem belgeseli” yapmak olduğunu düşünüp tecimsel saflığıma güldüm.

Birand’ın deyişiyle Dikerdem “Büyükelçiliğinin keyfini sürüp, zengin bir hayat yaşamak varken, görüşlerini ön plana çıkarıp, Barış Derneği’ni kurup 12 Eylül’de hapishanelere girmesini bilmiş bir inanç adamıydı.” Yüzü barışa ve özgürlüğe dönük böyle bir belgeselin getirisi olmazdı. Bu konuda salt Mehmet Ali Birand değil, tüm Mehmet Ali Birandlar haklıydı..!

Recep Tayyip Erdoğan’la “kimyasının uymasını”, birlikte “kokoreç yenmesini”, ameliyatına “dua istemesini” gazetecilik başarısının tepe noktası sayanlar oldu. Hasan Cemal , Cengiz Çandar, Ertuğrul Özkök, Mehmet Barlas gibi yazar çizer takımının sevgi odağında olmasını “mesleki dayanışma” sananlar da vardı..!

* * *
SEVGİLİ EŞİNDEN: Bana göre Mehmet Ali Birand genç kuşaklar için ancak haber heyecanıyla, üretken gazeteciliğiyle örnek olabilirdi. Yoksa “tercihlerinin” örnek alınacak bir yanı yoktu.

Geçen haftanın onun “yaşamına ve ölümüne” ilişkin en doğru değerlendirme, en çarpıcı sözler sevgili eşinden geldi.

Kadın aklı, kadın yüreği, kadın vicdanı her zaman olduğu gibi yine doğruyu buldu.

Cemre Birand “32. Gün” programıyla efsaneleşen televizyon haberciliğinin büyük ismi Mehmet Ali Birand’ı çok kısa bir cümleyle anlattı:
“O büyük bir şovmendi”

Erbil Tuşalp 'ın Son Yazıları