Erbil Tuşalp
O doğruyu söyledi...
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:56 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:56
Erbil Tuşalp'in "O doğruyu söyledi..." başlıklı yazısı 20 Mayıs 2013 Pazartesi tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
DOST VE MÜTTEFİK: Emperyalizme koşulsuz teslim bayrağı çekenler, Amerikan rüyasının saman alevi gibi olduğunu anlamak için kendi halklarına çok bedel ödetti.
Kanlı hesaplaşmaların üzerinde parmak izi olanlarla sürdürülen enseye tokat ilişkiler, “dost ve müttefik” örtüsünün altına gizlendi. Dile kolay, yarım yüzyıldır dost ve müttefikin Amerika’sının sopası halkın sırtından hiç eksik olmadı. O, hiç yanılmadı.
Pazarlıklar yapıldı, imzalar atıldı, mühürler basıldı, sözler verildi, yalanlar söylendi. Masanın bir yanında savaştan, işgalden, sömürüden sorumlu “ceo’larıyla” emperyalizmin patronu başkanlar Nixon’lar, Carter’lar, Bush’lar, Clinton’lar oldu.
Karşılarında çoğu zaman Ortadoğu’nun, Asya’nın, Afrika’nın mazlum halklarının özgürlükten bağımsızlıktan nasipsiz, el pençe divan liderleri oturdu. Dünden bugüne utandıran bu manzara hiç değişmedi. Doğruyu o söyledi.
Son seferin manzarası da aynıydı. Masanın bir yanında savaş, işgal, sömürü bakanlarıyla Amerikan emperyalizminin son patronu Başkan Obama karşısında on yıl önce “ben ülkemi adeta pazarlamakla mükellefim” diyerek topa giren, göz dolduran Türkiye’nin Başbakanı Recep Bey ve adamları vardı. Beyaz Saray’ın duvarları kim bilir kaçıncı kez “satan ve kullanan” pazarlığına tanıklık ediyordu.
Oval Ofis’te oturuldu, al takke ver külah pazarlığa girişildi. 2,5 saat boyunca isteyenin bir yüzü, vermeyenin iki yüzü kara sohbeti yapıldı. Recep Bey, Başkan Obama’nın “elimde sihirli değnek yok” dediğini anlamazlıktan geldi. Başkan Obama, Recep Bey’in “tam mutabakat içindeyiz” dediğini duymadı. Senaryo yazıldığı gibi sahnelendi, değiştirilmeden oynandı. O, haklı çıktı.
***
HAYIRLI SAĞ EL: Gül Bahçesi’nde yağmurlu şemsiyeli, deniz piyadeli 38 dakikalık küçük bir medya gösterisine sıra geldi. Amerikalı meslektaşlar Obama’ya Suriye, Cilvegözü, Reyhanlı soruları sormadı. Haber kanalları, Erdoğan’ın açıklamaları sırasında canlı yayını kesti. Bu önemli toplantı, Huffington Post’un “Amerikan kanalları Başbakan Erdoğan’dan nefret ediyor” haberiyle yansıdı. Başkan Obama, taşın altına sokmadığı eliyle sırtını sıvazladığı Recep Bey’i ve halkını ateşin ortasına atarak Ortadoğu’nun kanlı geleceğine bir adım daha attı. Sözde basın toplantısıydı.
Sonra sıra Beyaz Ev’in Kırmızı Salonu’nda 3,5 saat sürecek akşam yemeğine geldi. Amerikan diplomasisinin “tuvalet temizliği için hayırsız sol, yemek için hayırlı sağ el” kuralını hatırlaması, çatalı sağa bıçağı sola koyması elbette unutulmayacak bir duyarlılıktı.
Başkan Obama, Başbakan Recep, iki dışişleri bakanı, CİA ve MİT başkanları, yuvarlak bir masanın çevresinde işin olurunu aradı anlık günlük, aylık, yıllık istihbarat alışverişi stratejik ortaklık gereği bir kez daha paylaşıldı. O, sorunu görmüştü.
***
SANKİ BAY BAŞKAN: Olmaz olur mu, sorun elbette vardı. İlk sorun, Amerikalı diplomatların “bu da kim” sorusuyla ortaya çıktı. Dahası Recep Bey’in başkanlığını ilan etmiş havası rahatsızlık yarattı.
Sanki bay başkan olmuştu. Çoluk çocuk, gelin damat gezmelerine alışılmıştı ama “partiyi ve hükümeti teslim edeceğini sandığı” Numan Kurtuluş’u paket gibi yanında taşıması, tuhaf karşılandı. “Benden sonra bu” diyerek yaptığı kabalık ayıplandı.
Dahası yeniçeri ocağını dağıtan Osmanlı sultanı havasında “füzelerin, uçakların, bombaların ve de sarin gazının” konuşulacağı ikili görüşmelerden Genelkurmay’ı uzak tutuyor, asteğmen Davutoğlu ve başçavuş Fidan’la yetiniyordu.
Bülent Arınç’ı “ben yokken saçmalamasın” gerekçesiyle yanına almış olamazdı. Fethullah Gülen’den “af dilemek” ya da tam tersi “gözdağı vermek” için yedeğine aldığı Arınç’ı, Oval Ofis’te bir sandalyenin üstüne terk etmesi hoş değildi.
Emine Erdoğan’a Georgetown Üniversitesi’nde “Diktatörlüğün Psikolojisi” kitabının armağan edilmesi, kitabın İranlı bilim adamı F.M. Moghaddam’ın olması sorun olmadı.
O, yıllar önce “deliğe süpürmeyin kullanın” demenin garantisiyle, güven içinde Vaşington kulislerinde dolaşıyordu.