Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Erbil Tuşalp

n’olacak değil n’oldu

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:44 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:44

Erbil Tuşalp'in "n’olacak değil n’oldu" başlıklı köşe yazısı 27 Kasım 2012 Salı tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

EVREN PAŞA’DAN İSKENDER PAŞA’YA: Rejimi kimlerin nasıl koruyup kolladığına ilişkin akıl almaz örnekler 12 Eylül’de açığa çıktı.
Darbeden iki ay sonra ölen Mehmet Zahid Koktu’nun “Milli Güvenlik Konsey kararıyla İstanbul Süleymaniye Camii avlusuna” şeyhlerinin yanına gömülmesi Atatürkçü paşaların İskenderpaşa cemaatine küçük bir armağanıydı.

Mustafa Kemal’in sağlığında irtica suçlamasıyla yargılanan Sakallı Nurettin Paşa’nın da mezarını devlet mezarlığına taşıttıran onlardı.
Anayasa referandumunda evet oyu için Süleymancılarla pazarlığa oturan da onlar olacaktı.Yıllar sonra Nurcu Fethullah Gülen ve Nakşi Şeyhi Prof. Dr. Esat Coşan’la da aynı pazarlığı yapacaklardı.

Darbenin ardından başlayan dinci eğilimin hızı şaşırtıcıydı. Başbakan Amiral Bülend Ulusu’nun “İslami bankacılık öğrenimi için tarikatçı bazı uzmanları Cidde’ye göndermesi” ya da MDP Genel Başkanı Turgut Sunalp’in “İstanbul’da Nakşi dergahına gidip seçim yatırımı yapması” olağan karşılanıyordu.

1959’da “Adnan Menderes’i peygamber ilan eden” Milli Birlik Komitesi üyesi Mehmet Özgüneş 1961 yılında “Menderes’in idamına evet” diyecek kadar ilkesizdi. Tüm “ara rejim hükümetlerinin din işlerinden sorumlu devlet bakanlığı” ona sunuluyordu. Özgüneş 1993 yılında öldü. Tabutu başındaki din adamı “bildiğiniz Müslümanlardan olmayan bu ölünün İslamiyet’in Vaşington’dan Filipinler’e kadar yayılmasında büyük hizmetleri olmuştur” diyerek üstlendiği uluslararası misyonu açıklamakta bir sakınca görmeyecekti.
*
RABITA, HİZB-ÜT TAHRİR, İSLAMA ÇAĞRI: İmzalandıktan çeyrek yüzyıl sonra ülkeyi sömürge yapan anlaşmayı o gün de bugün de önemseyen olmayacaktı. Oysa siyasal İslamın önü 1981’de Cidde’de “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İslam Konferansı Örgütü arasında imzalan bu antlaşma” ile açılıyordu. “İslam Tarihi, Sanatı ve Kültürü Araştırma Merkezi’nin İstanbul’da kurulmasına” ilişkin hükümler içeren bu antlaşma ilk bakışta kültür içerikli gibi görünüyordu. Oysa verilen siyasi ödünler karşılığında Türkiye’ye ucuz petrol sağlayan bir antlaşmaydı. Kenan Paşa üç kuruşluk petrol için Suudilere “Türkiye’de İslam dininin yaygınlaşması için kolaylık” göstermeye evet demişti. Antlaşmanın arka planında Rabıta, Hizb-üt Tahrir ve İslama Çağrı gibi şeriatçı örgütler vardı.

Darbenin Atatürkçü generallerinin programında “İslam kurallarına göre çalışmalar yapacağı” yazılı bir örgütle anlaşma yapmasını anlamak kolay değildi. Kim bilir belki de bugünün altyapısı hazırlanıyordu:

“Anayasal kurumların İslami esaslara uydurulması Arapça’nın halka indirilmesi işyerlerinde mescitler açılması ilkokuldan üniversite düzeyine kadar İslami öğretinin ders olarak okutulması orta öğretimde Kuran’ın tümünün ezberlenmesi Müslüman kadınların İslami yasaklara uyması!”
Antlaşmanın arkasından çıkan öteki örgüt Hizb-üt Tahrir’e göre “dünyadaki bütün Müslümanlar Allah’ın partisine, bütün kafirler ise şeytanın partisine” mensuptu.

Ucuz petrol için paşaların göz yumdukları Libya kökenli İslama Çağrı örgütünün amaçları farklı değildi:

“Kuran’ın Müslüman toplumların temel yasası olması sağlanacak İslam ülkeleri yasalarında İslam’a uygun değişiklikler yapmaya teşvik edilecek Kuran dili olması nedeniyle Arapçanın İslam ülkelerinin resmi dili yapılması özendirilecek”
*
Ucuz petrolün İslama katkısının ne olduğu elbette hesaplanamaz. Ama burnunu sile sile ülkenin geleceğini teslim alan “Fethullah Gülen’in arzularının”, düşündeki Türkiye İslam Cumhuriyeti’ne katkısı büyük olacaktı.

“Arzularım” diyerek yumuşattığı şartlarında koyu bir karanlığın ipuçları vardı:

“Mesela bir başbakanımızın hacca gitmesi, açık namaz kılması bir reisicumhurun hacca gitmesi, açık namaz kılması bir genelkurmay başkanının hacca gitmesi, açık namza kılması.”

Süreç içinde arzularının büyük kısmı gerçekleşti. Örneğin Anayasa’yı Kuran ayetleriyle tanıtan Evren Paşa hem başkomutan hem cumbaşkanı olarak “Osmanlının hicaza giden ilk padişahının son padişah Vahdettin olduğunu” bile bile büyük bir hac seferine çıktı.
Sonrası beklendiği gibi oldu. Cumhurbaşkanından başbakana, genelkurmay başkanından kuvvet komutanlarına kadar herkes “tüfek çatıp” koşar adım “tabut başı” yaptı.Kendi çocuklarının karşısında saf tutup “açık namaz” kıldı.

Erbil Tuşalp 'ın Son Yazıları