Erbil Tuşalp
Nasyonal Sosyalist Adalet Mahkemesi
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:51 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:51
Erbil Tuşalp'in “Nasyonal Sosyalist Adalet Mahkemesi” başlıklı yazısı 18 Şubat 2013 Pazartesi tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
HAZIM SOHBETİ: Olup biteni anlamak için geçen bin yıla geri dönmekten başka çare yok gibi. Anlatmak daha zor. Herkes birinin tutsağı olduğundan yaşanılan süreci anlatmanın gereği de yok. Bu saatten sonra başkanlık anayasasına ya da İmralı Adası’na dair konuşacak ne var? Bir gün önce hasta yatağında “insanlık namına” paşa kucaklamak, bir gün sonra “demokrasi adına” paşa tutuklamak neyin nesi? Tarih dersi dense olmuyor, hiç kimse dönüp tarihe bakmıyor. Tarihten ders almak “tarihten ders alınsaydı eğer” diye başlayan “hazım sohbeti bilgelerine” malzeme olmaktan öteye geçemiyor. Oysa, elimizin altındaki binlerce sayfa, insanlık tarihini kana bulayan bir diktatörü yaratan koşulları gözümüze sokuyor.
* * *
DİKTATÖRCE YETKİLER: Nazi İmparator-luğu’nun doğuşuna tanık olan gazeteci Wıllıam L.Shirer’in gözlemlerine göz atmak gerekiyor:
“Altı aylık bir tartışma sonunda, 31 Temmuz 1919’da parlamentodan çıkan anayasa, kağıt üzerinde yirminci yüzyılın en liberal ve en demokratik en yetkin belgesiydi. İçinde demokrasinin devamını garanti edecek güzel ve hayret verici kurallar vardı. Yumuşak bir dille yazılan Weimar Anayasası’nın içindeki sözler, insanın kulağına hoş geliyordu. Egemenliğin halkta olduğu ilan edilmişti:
“‘Siyasi iktidarın kaynağı halktır.’ Yirmi yaşına gelen her kadın ve erkeğe seçme hakkı vardı. ‘Her Alman kanun önünde eşittir. Kişi özgürlüğü ihlal edilemez. Her Almanın düşüncesini açıkça ifade etmeye hakkı vardır. Bütün Almanların birlik ya da dernek kurma hakları vardır. Almanya’da oturan herkes inanç ve vicdan hürriyetine sahiptir.’
“Dünyada hiçbir insan bir Almandan daha özgür, hiçbir hükümet Alman hükümetinden daha demokrat olamazdı. Hiç olmazsa kağıt üzerinde durum böyleydi. Ama elbette anayasada bir takım çatlaklar vardı. Ve bunların bazılarının çok tehlikeli olduğu sonradan anlaşıldı. Anayasa’nın 48. maddesi cumhurbaşkanına diktatörce yetkiler veriyordu.” (sayfa 63)
* * *
NAZİLER SEVİNDİ: 1930’a gelindiğinde yaşamın her alanına müdahale eden “Nazilerin orduya sızmaları” önemli bir soruna dönüşecekti:
“Savunma Bakanı General Groener, çıkardığı günlük emirde “Naziler iktidar hırsı içindedir” diyordu:
“Orduyu kendi partilerinin siyasi amaçlarında kullanmak için, yalnız Nasyonel Sosyalistlerin gerçek milli iradeyi temsil ettiklerine bize inandırmaya çalışıyorlar.”
Savunma Bakanı General askerlerden politikadan kaçınmalarını, parti çalışmalarından uzak kalmalarını istiyordu.
Oysa yaşam tam tersini gösterdi. Üç genç teğmen “orduda Nazi doktrinini yaymak ve silahlı bir Nazi isyanı halinde subay arkadaşlarını isyancılara ateş etmemeyi telkin etmekle suçlanıp” tutuklandı.
Naziler sevindi. Çünkü mahkemede, tanık kürsüsünde Hitler olacaktı.
* * *
İNTİKAM ALINACAK: “Son seçimden şaşırtıcı bir zaferle çıkan bir hareketin lideri olarak Hitler, orduyu ve özellikle baştaki subayları Nasyonal Sosyalizmin Almanya’nın kurtuluşu için gerekeli olduğuna inandırmayı amaçlıyordu. Kürsüden çok iyi yararlandı. Bu gösterinin altında birçok aldatmaca bulunduğunu Almanya’da, generaller arasında bile, pek az kimse fark etti:
“Hareketimizin kuvvet kullanmaya ihtiyacı yoktur. Alman ulusunun fikirlerimizi anlayacağı gün gelecektir. O zaman arkamda 35 milyon Alman bulunacaktır. Anayasa’nın sağladığı haklara sahip olunca, doğruluğuna inandığımız yolda devleti yeniden kuracağız”
Mahkeme Başkanı’nın “onu da anayasa yoluyla mı yapacaksınız?” sorusunun yanıtı “evet” olacaktı. Başkan 1923’deki başarısız darbesinden bir ay önce söylediği “yerlerde başlar yuvarlanacak” sözünü anımsattığında, Hitler’in eline bir fırsat daha geçiyordu:
“Nasyonal Sosyalist hareketin bu savaşta zafere ulaştığı gün, Nasyonal Sosyalist Adalet Mahkemesi kurulacak. O zaman 1918 ihtilalinin intikamı bir daha alınacak ve başlar yuvarlanacak.” (sayfa 140-141)
İktidara gelince yaptıkları, iktidara gelmeden söyledikleriyle örtüşüyordu.