Erbil Tuşalp
Meşruiyet...
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:52 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:52
Erbil Tuşalp'ın “Meşruiyet...” başlıklı yazısı 18 Mart 2013 Pazartesi tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
ŞEYTANI TAŞLAMAK: Recep Bey, dile kolay tam on yıldır başbakan. Ama ne dün, ne bugün onun “meşruiyetini” sorgulayan hiç kimse yok. Sanki iki ucu yontulu değnek. Ya Başbakan’ın meşruiyet sorunu yok ya da Başbakan’ın meşruiyetini sorgulama yasağı var.
“Siyasi ve ahlaki meşruiyet” penceresinden bakınca, aynı duyarsızlık iktidardaki “akepe partisi” için de söz konusu. Sorunu çözmek için şeytanı taşlamak gerekiyor.
Meşruiyet arayışına uzak durmanın nedeni salt duyarsızlık değil. Rejimin niteliğinden kaynaklanan “korku” da söz konusu. Hem de bedeli gözyaşı ve kanla ödenen kökleşmiş bir korku bu. Bu korkuyu meşruiyeti dert etmeyen iktidarın denetlenemeyen gücü üretiyor. Meşruiyet konusuna değinmek bu nedenle ateşe uzanmak gibi. Dokunan yanıyor. Meşruiyeti sorgulama konusundaki duyarsızlık ve meşruiyet arama korkusu, sonuçta yazan çizen düşünen konuşan kitleyi reel siyasetin dışına itiyor. “Ama”lı “ancak”lı kul yapıp, biat ettiriyor.
***
KARANLIK SÜREÇ: Meşruiyet sorunu tartışılabilseydi eğer, hiç olmazsa tahta çıkışın onuncu yılında, Recep Bey’i koltuğuna oturtan o “116 günlük karanlık süreci” aydınlatma çabalarına tanık olunurdu. Böyle bir çaba yok. Tam tersi, güncelliğin peşinde sürüklenen halkın belleğine dönük taciz ve hatta tecavüz var. Taciz edilenler sessizliğin dipsiz kuyusunda, itirazsız ve çaresiz susuyor. Tecavüze uğrayanlarsa son on yılda ülkeyi demir ağlarla örmek gibi boş işlerle uğraşılmadığına inanıyor. Onlar milyarder sayının “2’den 44’e” yükselmesiyle cami sayısının “75 binden 83 bine” çıkmasıyla gururlanıyor.
Demokrasinin, özgürlüğün, bağımsızlığın ırzına geçilmiş olsa da, istatistik verilere göre halkın yüzde 61’i mutlu. Yüzde 75’i geleceğinden umutlu. Ama “Recep Bey’in meşruiyet” sorununu anımsa(t)mak, bence gelecek güzel günlere yürümek için bence zorunlu.
***
DEHŞETLİ BİR ŞİDDET: Daha milletvekili olmadan okyanusun ötesindeki Beyazev’de ABD Başkanı Bush’un “iltifatına mazhar olan” “İstanbul imamının” dehşetli bir şiddetle başbakan olması isteniyordu. 2002 genel seçiminde akepe 10,8 milyon, baraja takılan partiler 13,5 oy aldı. Yüzde 34 oyla TBMM’nin yüzde 65’i ele geçirenlerin arasında Recep Bey yoktu. Yoktu çünkü “camiyi kışla, minareyi süngü” yaptığı için yasal engele takılıp seçimlere girememişti.
Bu sorun yasama, yürütme ve yargıda kısaca siyasal ve toplumsal yaşamda bundan böyle meşruiyet aranmayarak aşılacaktı.
Önce Recep Bey’in geçmişi anayasa ve yasalarda yapılan değişikliklerle temizlendi. Yurttaş Recep Bey’in sicilini silip süpürenler inanılmaz biçimde ödüllendirildi. Sonra dolandırıcıktan sabıkalı akepe milletvekili Jet Fadıl’ın dokunulmazlığı kaldırıldı.
Yüksek Seçim Kurulu, bu Siirt seçimlerinin yenilenmesine karar verdi. İptal edilen 3 Kasım 2002 seçim sonuçlarına göre akepe üçüncü, CHP ikinci, Kürt partisi DEHAP birinci sıradaydı. Birinci parti 56 bin oy alarak yüzde 32,27 oy oranına ulaşmasına karşın ülke barajını aşamadığı için milletvekili çıkaramadı. Yüksek Seçim Kurulu DEHAP’ın 9 Mart 2003 yenileme seçimine girmesini hukuk ve ahlak dışı bir mantıkla engelleyince partinin 3 Kasım 2002 seçimlerinde aldığı 56 bin oy açıkça gasp edildi.
***
ABD EŞKIYASI: Meşruiyet çizgisinden uzaklaşma, Recep Bey’i “başbakan koltuğuna oturtma operasyonuyla” sınırlı kalmadı. Hukuk devleti, her gün biraz daha kanun devletine döndü.
Örneğin Yüksek Seçim Kurulu’na anayasa ile verilen seçmen listesi hazırlama yetki ve görevi, yürütmeye yani akepe hükümetine verildi. İçişleri Bakanlığı’nın veri tabanına dayanılarak Türkiye İstatistik Kurumu’nun hazırladığı listelerde seçmen sayısı, kimi zaman 42 milyon kimi zaman 48 milyon çıktı. Sahte oylar, seçim pusulası hileleri, nüfus kaydırmaları gibi yöntemlerle belirlenen sonuçlar geçerli sayıldı.
ABD eşkıyasının Ankarada’daki destabiltasyon uzmanı büyükelçisi E. Adelman’ın Yüksek Seçim Kurulu’na pazarladığı bilgisayar sistemine “dışarıdan müdahalenin teknik olarak mümkün olduğu” gerçeği anlaşıldığında ise çoktan iş işten geçmiş, siyasi ve ahlaki meşruiyetin zerre kadar kıymeti kalmamıştı.
Hukuk tanımayan iktidarlarının tarih boyunca meşruiyeti “oy oranı” ve “üye sayısı” ile savunduğu biliniyordu. 15 Mart 2003’ten bu yana, bu gerçek kimselere anlatılamıyordu.