Erbil Tuşalp
Kuklacının ipi
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:46 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:46
Erbil Tuşalp'in “Kuklacının ipi” başlıklı köşe yazısı 18 Aralık 2012 Salı tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
KENDİ KALEMLERİYLE: İkisi de Ahmet de, Yasemin de 21. yüzyılda “dinci” ideolojinin , 20. Yüzyılın “ırkçı” ideolojisinin” önüne geçtiğini , dahası onun tetikçisi olduğunu görmezden geldi.
İkisi de Anadolu halklarının bir kez daha sömürgecilik tuzağına düşürüldüğünü üzerine kan ve gözyaşı damlayan sayfaların neden yeniden açıldığını anlamazlıktan geldi.
İkisi de büyük acıları unutturmak için akıl ve ahlak dışı politikalar üretilmesine unutmayanların cezalandırılmasına unutturmayanların dışlanmasına aldırmazlıktan geldi.
İkisi de Vietnam yenilgisinden bu yana medya aracılığıyla süren psikolojik savaş yöntemlerinden damıtılan sonuçların kendi kalemleriyle test edilmesini umursamadı.
İkisi de hangi kuklacının ipinin ucunda sallandıklarını önemsemedi kuklacının bir gün ipi kesip atacağına inanmadı.
NEDENSE NASILSA : İkisi de Ahmet de, Yasemin de Hitler’in Alman halkına “demokratik cumhuriyet” pususu kurduğunu orduyu Reichstag yangını gibi provokasyonlarla kandırıp ele geçirdiğini biliyordu.
İkisi de Hitler diktatörlüğünün ilk önemli adımının basını susturmak olduğunu karşı olanları cezaevlerine ve toplama kamplarına doldurduğunu Alman basın kanunu ile gazetecilerin Nazi propagandası yapma zorunda bırakıldığını biliyordu.
İkisi de gazetelerin yazı işleri müdürlerinin her sabah, Halkı Bilgilendirme ve Propaganda Bakanlığı’ndaki Gözetim ve Talimat Merkezi’nde Bakan J. Goebbels ya da yardımcısının başkanlığında yapılan toplantıda hangi haberin yayımlanacağı, hangi haberin nasıl yazılacağı, nasıl başlıklar atılacağı ve başyazıda hangi konunun işleneceği talimatı verildiğini biliyordu.
İkisi de gazetecileri “disipline etme” amacıyla özel profesyonel kurullar oluşturulduğunu bu kurulların gazetelere/ gazetecilere para cezası kesmeye, basın birliğinden atmaya kadar pek çok yetkiye sahip olduğunu biliyordu.
Oysa Türk basınının 2000’li yıllarıyla Alman basınının 1930’lu yılları arasındaki benzerlik onları her nedense hiç ilgilendirmedi. Üç çeyrek yüzyıl sonra Alman basın dramının Türkiye’deki izdüşümü onları her nasılsa asla ürkütmedi.
*
MESLEKİ YOZLAŞMA: İkisi de Ahmet de, Yasemin de zaman tünelinden süzülüp Türkiye üzerine çöken 1930’lu yılların Almanya’sını anımsamadı.
Ama bavul işi ne idüğü belli Tuncay Güneyli, Osman Yıldırımlı, Şemdin Sakıklı ifadeleri belge diye gazetenin manşetine sekiz sütun yerleştirmekte çok ustaydı.
İkisi de gazeteciliği iktidar oyunları parçası olarak gördü. Fethullah’ın kuyruğuna yapışıp akepe’nin demokratikleşme müsameresinde replik çalmada başarılıydı.
İkisi de okyanusun ötesinden ısmarlanan karanlık bir senaryonun parçası olarak “ihbar, sahtecilik, yalan, manüplasyon, tuzak kurma” gibi zorlamalarla vicdan ve ahlak dışı mesleki yozlaşma örnekleri verdi. Ve milyonların gözünün içine baka baka İslam faşizmini açık açık destekledi.
İkisi de kendini savunamayacak olanların, kendini savunamayacak duruma getirilenlerin seslerini duymadı,duyurmadı.
İkisi de ulusal ve uluslar arası haber alma ve istihbarat örgütlerinden aldıkları desteği Türkiye’nin gerçekleri olarak algıladı ve yansıttı.
*
HİZMETTE KUSUR: Ahmet’in ‘Sudaki İz’le başlayan edebiyat çabasının odağında solculara ve solculuğa küfretmek vardı. Devrimcilerin düşleriyle dalga geçerek aklınca onların sırtından kendini aklıyordu. Aynı yöntemle “küfür romanlarından” sonra “küfür gazetesinde” de başarılı olacağını sandı.
Genç kızken “sosyalistim” diyen Yasemin kısa sürede Amerikan muhibi dönek bir Yasemin oldu. Yeni maskesiyle demokratikleşme kurbanı oldu. Örneğin PKK, İBDA-C, DHKP-C ve Hizbullah’ın Ergenekon tarafından yönlendirildiğini Ergenekon örgütünün nükleer, kimyasal ve biyolojik silah geliştirme planları yaptığını yazarken “emperyalizm safsatadır” diyen bir gazetenin yöneticisi olmayı hak ettiğini kanıtlıyordu. Hizmette hiç kusuru olmadı.
Sonuçta ikisi de Ahmet de, Yasemin de, insanlık tarihinin bir anlamda “işbirliğinin ve ihanetin tarihi” olduğunu kanıtladı.
Ben de“minnettarım..!”, biz de “minnettarız..!”.