Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Erbil Tuşalp

Kış gelmese ölüm olmasa

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:48 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:48

Erbil Tuşalp'in “Kış gelmese ölüm olmasa” başlıklı yazısı 22 Ocak 2013 Salı tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

BEYAZ SAYFA TUZAĞI: Kış başında, Ocak’ta Şubat’ta ölüm yolları kesince ilkin Abdi İpekçi ile Uğur Mumcu düşer aklıma. 1979’dan 1993’e uzanırım. Yaşamak için -yaşatmak için de elbet- ne kadar çok öldüğümüzü sorup sorgulayan olmasa da Metin Göktepe’yi, Onat Kutlar’ı, Muammer Aksoy’u uzun süren kış uykularından çağırmak gelir aklıma. Anısı eski, acısı yeni Hrant Dink daha yeni düştü toprağa.

Biri çıkıp yeniden en baştan anlatsın isterim her şeyi. Dinlesek yüzümüzü yıkayıp bir kez daha düşünsek. Beyaz sayfa tuzağına düşmeden eski defterleri açsak. Kimin kimden yana, kimin kime karşı olduğu bulsak. Tarihin çöplüğünde eşinip tarihe yalan söyletenlere “hangi tarih” diye sorsak.

Örneğin Abdi Bey’in not defterini bulup açsak. Paul Henze’nin adının karşısındaki tarihe baksak. Şaşırsak. Karşı koyuşun da, isyanın da tarihi olduğunu unutanların yakasına yapışıp “bu ne iştir” sorusuna yanıt istesek.

O biri -kimse o- peki, dese, bir ucu bugüne dokunan pisliği anlatmaya başlasa. “Mehmet Ali Ağca’nın İstanbul Maltepe Askeri Cezaevi’nden Roma’ya, Vatikan’a, Erzurum’dan Tahran’a, Sofya’dan Palmo Mayorka’ya uzanan ilişikler zincirinde” adı geçenleri tek tek saysa. Dayanamasa “Ağca’nın bu eylem için Ülkü Ocakları’nın bir organizasyonuyla seçildiğini” söylese. Cezaevinden kaçırıldıktan sonra “Abdullah Çatlı’nın evinde saklandığını” eklese. Ağca’nın “Muhsin Yazıcıoğlu’nun girişimiyle Erzurum’dan İran’a” nasıl postalandığını “Tahran’da da, Sofya’da da neden CIA tarafından korunup kollandığını” anlatsa. Dahası Ağca televizyonda “CIA ile ilişkin var mı” sorusuna “hayır yok” diyemediğini, ama milyonlarca insanın gözünün içine baka baka “Çatlı şefimizdi” dediğini anımsatsa.
* * *
MİLLİ TÜRK TALEBE BİRLİĞİ: O biri -kimse o- yakın geçmişin kanlı olaylarında ve de Uğur Mumcu cinayetinde ortaya çıkan isimlerde “dinci-ırkçı bir ittifakın” izi olduğunu bir kez daha doğrulasa.

Irkçıların “Kanımız aksa da zafer İslam’ın” ya da “Tanrı dağı kadar Türk, Hira dağı kadar Müslüman” sloganının atıldığı zamanlara uzansa. “Mehmet Sünbül’ün, Burhan Kavuncu’nun” cezaevinde yaşanan Müslümanlaşma sürecine büyük katkıları olduğunu güvenlik güçlerince yakalananların arasında bulunan “Muzaffer Dağdeviren, Yusuf Karakuş ve Abdülhamit Çelik’in” siyasal İslam’a ülkücü hareketten yatay geçiş yaptıklarını hatırlasa. İslami terörün ünlülerinde “Hüseyin Velioğlu, Fidan Güngör, Muzaffer Güzelsoy” gibi isimlerin “Milli Türk Talebe Birliği kökenli” eski ülkücülerden olmasını güncellese.
* * *
KENDİ KATİLLERİ: O biri -kimse o- Türkeş’ten Bahçeli’ye, Çatlı’dan Çakıcı’ya uzanan düğümün günümüze yansıyan uçlarını bulmanın zorluğuna hiç katlanmasa da sadece soru sorsa/yanıt arasa:

“Devlet, İslami Hareket adına uçlarına susturucu takılmış silahlarla cinayet işleyen çetelere karşı bu kadar çaresiz midir?”
“Devlet dediğimiz şu büyük aygıta takılan başka susturucuları var da, biz mi bilmiyoruz?”
Bu sorunun yanıtını 24 Ocak 1993 tarihinde Başkent Ankara’da Karlı Sokak’ta bir arabanın altına bağlanan patlayıcılar verdi. Hocaların hocası Muammer Aksoy’un katillerinin izini süren Uğur Mumcu’nun yoluna kendi katilleri çıktı.
Bu ülkenin gelmiş geçmiş başbakanları, içişleri, adalet ve dışişleri bakanları, genelkurmay başkanları, sıkıyönetim komutanları, mit müsteşarları, emniyet genel müdürleri ve de elbette siyasi parti liderleri yargının bağımsız olduğunu söylemese.
O biri her kimse İslami Hareket sanıklarına zaman aşımı armağanını kimin verdiğini açıklasa.
Kış gelmese, kar yolları kesmese, aklıma ölüm düşmese.

Erbil Tuşalp 'ın Son Yazıları