Erbil Tuşalp
Kezzap...
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:54 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:54
Erbil Tuşalp'in "Kezzap..." başlıklı yazısı 23 Nisan 2013 Salı tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
AKLA ZİYAN SÖYLEM: Barış ciddi iş. Akıl işi, ahlak işi. Barışa ulaşmanın yolu her şeyden önce inandırıcı olmaktan geçiyor. Bu açıdan bakıldığında Bülent Arınç’lı, Hüseyin Çelik’li, Beşir Atalay’lı, Sadullah Ergin’li barış tehlikeli sularda dolaşan serseri mayın izlenimi veriyor.
İlki, “biz teröristle, örgütle pazarlık yapacak namussuz şerefsizlerden değiliz” diyerek alkış topluyor.
İkincisi, “birkaç mehmet’i şehit etti diye örgütün her gün Türkiye’nin gündemini oluşturmasına müsade etmemeliyiz” diyerek akıl veriyor.
Üçüncüsü, eleştiriye karşı olmaya terör diyor, dünyanın en gerici yasağının altına imza atıp “protestoyu yasaklıyor”.
Dördüncüsü, “süreç başarısız olursa ölmek ve öldürmek için çok vaktimiz olacak” diyerek akla ziyan söylemle tehdit ediyor. Böylece evrensel bağlamından uzaklaşan barış, özgürlük, hukuk ayağa düşüyor.
Ağzından çıkanı kulağı duymayanlar elbette bu kadarla sınırlı değil. Pazarlığa erken başlayıp, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powel’la “2 sayfa, 9 maddelik” gizli bir anlaşma yapanı da barışa stratejik derinlik kazandırmaya çalışanı da gerillanın silahına ruhsat vermeye kalkışanı da var.
***
TAZYİKSİZ GÜL SUYU: Ama listenin başında “sürecin barışa mı savaşa mı yöneldiğini fark edemediği için “cam’a” boş boş bakan Recep bey var. Cam konuşuyor Recep bey konuşuyor, cam susuyor Recep bey susuyor. İki de bir “baldıran şurubu” vurgusuyla idare etmeye kalksa da onun işi gerçekten zor. Çünkü onun ve arkadaşlarının kökleşmiş “mezhep karşıtlığı” ve “kuruluş düşmanlığı” var.
BDP’ye oy veren milyonlara “sen aklını, vicdanını niye kiraya verdin?” diyecek kadar kin ve öfke yüklü. Ama yine de o bir usta. Yoğunluk-yorgunluk, sağlık-esenlik gibi insani mazeretlerin arkasına saklanıp mazlumu-masumu oynamayı biliyor. Haklı da, siyasal gerçekleri saklamak da, kişisel sağlık durumunu gizlemek de kolay değil. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi kendisine başkanlık yolunu açacak Türkiye İslam Cumhuriyeti anayasası düşleri kurmak gibi ütopik bir sorunla boğuşuyor.
Ötekilerin işi kolay. Maşallah sağlıkları yerinde. Bir gün öyle bir gün böyle konuşsalar da dimdik ayaktalar. Mikrofonu kapan caklı-cuklu, mişli-muşlu iki laf edip sahneden çekiliyor. Nasıl olsa kimsenin itirazı yok. Herşey ayarlanmış. İtiraz edene “tazyikli terkos”, etmeyene “tazyiksiz gül suyu” yüklü TOMA’lar hazır.
***
MİLLETLE DALGA GEÇMEK: Onların işi kolay ama onlarla barışa ulaşmak zor. Barış, Arınç gibi bir “demokrasi mügallitine” teslim olmamak için direniyor. “Şeyinin şeyini şey ettiğinden” bu yana ona hiç mi hiç güveni yok. Nasıl direnmesin nasıl kuşku duymasın:
Sen kalk önce “Kürtlerin arasından Said Nursi’nin çıktığını, ‘çapulcu’ çıkmadığını” söyle sonra BDP milletvekillerine dönüp “Siz hangi kanı taşıyorsunuz?” diye sor. Biraz soluklan “aidiyeti icabı” Kürt milletvekillerini suçla:
“En son acımıza kezzap döken başka bir olay. BDP milletvekii 6-7 kişi Şemdinli’ye gidiyorlar. Güya yolları kesiliyor, hayır herkes çok mutlu. Adeta bayramlaşma yapıyorlar. Hepsinin yüzleri gülüyor. Hepsi çok mutlu. Bu, milletle dalga geçmektir.”
Bütün bunlar onun/onların psikolojik savaş ustası olduğunu kanıtlıyor. Ondan da onun gibilerden de uzak durmak hergün biraz daha kaçınılmazlaşıyor.
Özetle “bende dağa çıkardım” diyen sahte barışcılardan da “dindar bir insandı” diyen barış pazarlamacılardan da korunmak gerekiyor.