Erbil Tuşalp
Hadi canım sen de
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:00 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:00
TERBİYE FUKARASI: Silivri ayıbını son on yılda düzeysizliğin simgesi olan akepe’li iki devlet ve siyaset adamı gibi değerlendirenlere söyleyecek söz gerçekten yok. Karara sevinenleri ayıplamakla yetinmek, dahası “onlar için üzülmek” yeter.
Hükümet ve parti sözcüsü iki bakanla, İslam faşizminin rüzgarını arkasına alıp aynı kulvarda koşmanın adı “farkındalık zaafı” olabilir mi?
Önce Hüseyin Çelik’i sonra Bülent Arınç’ı çağırıp utançlarına utanç katan son ayıplarından birer örnekle bu soruya yanıt arayalım.
İktidar bağımlısı bir ekrandan başını uzatan bakan Çelik 5 Ağustos utancını protesto edenleri eleştirirken, kinle besleyip büyüttüğü öfkesini kendine özgü terbiye fukarası bir dille, aklınca yalanla süsleyerek konuştu.
Önce Mustafa Kemal’e, sonra adet olduğu üzere orduya hakaret etti. “Mustafa Kemal’in askerleriyiz...” diye bağırdıklarını iddia ettiği avukatları “sevsinler sizin gibi askerleri...” diye aşağıladı.
* * *
ASIL SENİN GİBİ: Birinin çıkıp “sevsinler senin gibi şakirtleri...” diye karşı geleceğini hesap etmediği telaşından belliydi.
Asıl senin gibi “şakirti” sevsinler... Asıl senin gibi “nurcuyu” kucaklasınlar. “Said-i Nursi yaşasaydı, senin gibilerle bir izbeye kapanıp, iki battaniye bir bardak çayla ve kuru hasır üstünde günler geceler geçirip çile çekmeyi yasaklardı.”
Pisliği yüzüne bulaşan her iktidarsız muhteris gibi bu sözleri birçok kez duymuştu. Ama hiç bu kadar korkmamış, hiç bu kadar utanmamıştı.
Peşine takıldığı “yemeden içmeden yaşayan, kapalı kapılardan geçen, dilerse yağmur, isterse kar yağdıran..!” o pir-i faniyi anımsadı.
akepe iktidarıyla su yüzüne çıkan İslami söylemdeki çeşitliliğin “küfürlü iç hesaplaşmaya dönüştüren düzeyi” düşündü:
Birbirlerine “para göz iblis... haysiyetsiz sapık... cüzzamlı sürüngen... dolara kara sevdalı.. insanlarımızı morfinleyen sünepe... pasifist ajan” diyen İslami terbiyeden nasipsiz, karşıtlarına hak hukuk tanımayan zulüm yıllarına geri döndü. (Taraf, Akdoğuş, Vahdet, Nokta 1989-1991)
* * *
DOÇENT DOKTOR: Yerel mahkemenin kararından sonra sanki kimin ne yalan söyleyeceği de, kimin nasıl saçmalıyacağı da belirlenmiş:
“Ergenekoncular tutukluğundan beri Türkiye’de faili meçhul siyasi cinayet yok.” Yalan. “Devlet adına infaz yok.” Yalan. “Gözaltında kaybolmalar da yok.” Yalan.
Psikolojik savaşı yedeğine alan İslami damgalı iç güvenlik politikasında işkence de, infaz da, faili meçhul de var.
Bu kadar yalanı art arda sıraladıktan sonra yüzü azcık olsun kızarmadan “Bu bir şey anlatmıyor mu insanlara” diye soruyor.
İnsanlar durup dinlenmeden kendilerine yalan söylendiğini elbette anlıyor.
Bir bilim insanı olan hükümetin sözcüsü Doçent Doktor Çelik’e göre “Ergenekon tutuklamalarının başlamasından” bu yana yani 27 Temmuz 2007’den beri Türkiye’nin “yargısız infaz, faili meçhul, işkence” gibi utançları yok.
Doçent doktor ünvanlı ama “kendini akıllı karşısındaki ahmak sanma” küstahlığının böylesi örneklerine ancak faşist rejimlerde rastlandığını bilmiyor.
* * *
BÜYÜK YALAN: 2008’de 343 yurttaşın faili meçhul cinayete, 29’unun yargısız infaza kurban gittiğine “gözünü” kapayacaksın” 2009’da 36 kişinin cezaevinde, 6 kişinin gözaltında öldüğünü “es” geçeceksin” 2010’da 28 vatandaşın yargısız infazla,6 kişinin işkenceyle yaşamdan koparılmasını “ciddiye” almayacaksın” 2011’de işkenceye uğrayan 3252 insanın, faili meçhulün 6 kurbanın haykırışlarına “kulak” tıkayacaksın”...
Sonra... Bütün bunları unutup boyundan büyük yalana, haddini aşan yanlışa neden olacaksın... Sonra.
Kendini demokratikleşme programı yürüten devlet ve siyaset adamı sayacaksın. Hadi canım sende!