Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Erbil Tuşalp

Gülen nar ağlayan ayva

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:53 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:53

Erbil Tuşalp'in “Gülen nar ağlayan ayva” başlıklı yazısı 25 Mart 2013 Pazartesi tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

BAĞIMSIZLIK MÜCADELESİ: Ulusların kendi geleceğini belirleme hakkını savunan, Marks’ı sayan Lenin’i seven, sosyalizmin Anadolu yarımadasındaki son kırk yılına tanık olan, özgürlük ve bağımsızlıkla barışık bir insanın 2013 Diyarbakır Nevruzu’ndan heyecan duymaması olanaksızdı.

Öyle oldu. Önce anılar sonra sorular. Sorular yarına.

Önce barışın mutluluğu, sonra kopuşun hüznü dalgalandı. Biri barış için öteki ayrılık için iki damla gözyaşı da vardı.

Öncelik her nedense anılardaydı. Yüzbinlerden kopup gelen her sloganla, her pankartla zamanın ötesine kısa yolculuklar yapıldı. Devrimci Doğu Kültür Ocakları, Doğu mitingleri, TBMM’nin sosyalist milletvekilleri anımsandı. SBF’nin, ODTÜ’nün, FKF’nin devrimci öğrencileri, arkadaşlar, dostlar anıldı. Artık aramızda olmayanlara ölenlere, hastalara ve de elbette demir kapı taş duvarın tutsaklarına sevgi özlem yollandı.

Benim kulaklarımda “Amerikan 6. Filosu’nu kıble yapanların kurduğu darağacından” ölüme meydan okuyan Deniz’in “Yaşasın Türk ve Kürt halklarının bağımsızlık mücadelesi. Kahrolsun emperyalizm, kahrolsun faşizm” haykırışı çınlayıp durdu.

HEYECANLA İZLİYORUZ: O dağlarda dolaşmışlığımız var, kanlı gözyaşı gibi akan Zap’la tanışıklığımız var. Kıyısına oturup Sümbül Dağı’nın savaş yorgunu çocuklarıyla sabaha kadar söyleşiyoruz. Mehmet Ali Aybar düşüyor sohbetin ortasına. 1967’de Ağrı’da kürsüdeydi:

“Doğu’ya ‘mahrumiyet bölgesi’ adı takılmış. Mahrumiyet sadece yoldan sudan, okuldan, hastaneden, fabrikadan yoksun olmayı değil, aynı zamanda insana bağlı vazgeçilmez, devredilemez temel haklardan yoksun bırakılma anlamı da taşıyor. Doğu mitingleri bu insanlık dışı durumu protesto ediyor. Doğu mitinglerini sevinç ve heyecanla izliyoruz.”

HE VALLA: Üç saat sonra, diyor Hacı Sıddık Çirav Yaylası’ndayız. Bir iki saate varmadan da Niyar Kalesi’nde. Cizre’de toprak damlı bir ev. Suriye çölünden gelen alevi avlunun bin yıllık taşlarında soğutuyor. Yüksekçe bir sedirde oturan ev sahibi yerde bağdaş kurmuş insanlara anlatıyor.

-Kendi kendine kaldılar mı dır dır eder dururlar. Bir yabancı gördüler mi, tek söz çıkmaz ağızlarından. İşimizin zorluğu bundandır.

Yerdekiler dinliyor, o konuşuyor. Üç beş cümlede bir susunca, yerdekiler bir ağızdan doğruluyor.

-He valla.

Şırnak’tan çıkıp Eruh’a doğru yol alıyoruz. Niyar Kalesi’nin eteklerinden Çirav Yaylası’na giriyoruz. Herakol Dağları’nın koca gölgesine sığınan bir göçer çadırında soluklanıyoruz. Botyan Aşireti’nden Ali Şencan, göçerlerin bitmeyen yolculuğunu “yazın dağda, kışın düzde unutuluruz” diye özetliyor.

Birini Boğazı’nda başımız göğe değiyor. Gusi Yaylası’ndan gelen 30 çadırlık bir başka Botyan obasının konuğuyuz… Yola çıktıktan üç gün sonra doğan taze bir bebeğin başına dikiliyoruz.

Adı nedir? Yoktur. Hep ağlar mı?. Hastadır.

Hasan Duran, göçerin yaşamını “benden önce dört, benden sonra tek gardaşım böyle doğup böyle öldük” diye anlatıyor.

TARİH YORGUNU: Yaşamak için çırpınan onbinlerce insanın çığlığı, Çığlı Köyü’nün çukurundan Berarej Dağları’nın doruklarına yükselirken, gün yeni ışıyordu. Karanlıktaki Üzümlü Karakolu’nu geride bırakalı çok oldu. Son kez sola kıvrılan Zap, bütün gece Iraklı Kürtlere umut taşımaktan yorgundu.

Iraklı Kürtlerle, Türkiyeli Türkler (Türkiye’de o yıllarda Kürt yoktu) Çukurca Çeşmesi’nin başında buluşup kucaklaştı. Kimi Pinyaniş, kimi Hertuşi, kimi Kaşuran Aşireti’nden aynı soydan, aynı kandan yakın akrabaydı. Ama biz kimine Iraklı Kürt, kimine Türkiyeli Türk diyorduk. Emperyalizmin çizdiği sınırda acıma yoktu. Bölüyor, parçalıyor, dağıtıyordu. Dostki Aşireti’nin yarısı Irak’ta Kürt, yarısı Türkiye’de Türk olarak yaşıyordu.

Yüzünün çukurları gözyaşıyla dolu tarih yorgunu yaşlı bir Kürt kadını, sabahın sisi pusu içinde bulduğu torununun karşısında hareketsiz duruyor, “sen Sofi’nin oğlusun” diye soruyordu.

***

Anılar bitti. Şimdi sıra, İmralı pazarlığının gizini çözecek sorularda.

Erbil Tuşalp 'ın Son Yazıları